Dünyanın bir işleyiş düzeni vardı; Güneş doğar, gün ağarır ve yerini alacakaranlığa bırakırdı.
Yeryüzünde mükemmel derecede kusursuz ilerleyen tek şeydi bu. Ne var ki, biz insanlar bu kusursuzluğun minik bir parçası bile olamamıştık.
Kader ve imtihanın birbiriyle çetin muharebeler verdiği bir yerde kusursuz kalmanın imkanı yoktu. Ama pes edip gitmek de yakışmazdı.
Güç; Acıya karşı dayanıklılık kazanmak değil, acıya rağmen devam edebilmekti.
"Ben Alice. Herkesin ismini duyup da görmeyi başaramadığı bu koca krallığın tek çocuğuyum. Haliyle tek varis olmanın getirdiği bazı sorumluluklar vardı. On beş yaşında da olsanız omuzlarınızdaki bu yük ve kaygı sizi mezara kadar takip ediyor, pençelerini yırtıcı bir hayvan misali üzerinize geçirip yüreğinizi tırmalıyordu."
-Acele et Alice! Piyano eğitimin başlamak üzere. Sonrasında denge dersleriyle bugünü kapatacaksınız.
Evham dolu tınısıyla seslenen bu kişi bayan Carla'ydı. Kendisi, Alice'e her konuda yardım eden, akıl veren ve düşüncelerini dinleyen tek kişiydi. Annesinin aksine, bu durumla epey ilgilenmekteydi. Prenses, minnet dolu ve temin edici bir şekilde gülümseyerek cevap vermeyi ihmal etmedi.
-Beni uyardığın için teşekkür ederim Carla. Ama endişe etmene gerek yok. Saçlarımı düzeltip gelmek üzereydim.
-Senin dersleri aksatmayacağından eminim canım. Fakat bu günlerde ters giden bir şeyler var. Bu beni endişelendiriyor.
Kız saçlarına bakmayı bırakıp odağını tamamen Carla'ya çekti. Büyük bir ciddiyetle sorusunu yöneltip kadını dinlemeye başladı.
-Ne gibi bir terslikten bahsediyorsun? Bir şey mi duydun?
-Hayır bir şey duymadım, ama... Son zamanlarda annen oldukça sinirli ve gergin görünüyor. Gece olduğu vakit sakinleştirici çayını içmeden uyuyamıyor, üstüne üstlük tüm saray çalışanları ve öğretmenlerine kök söktürüyor.
-Yeni aldığı inci küpelerini kaybetmiş olmalı. Hem bay ve bayan Egbert'ı bilirsin ya...Biraz tuhaflar. Başlarına gelen her şeye abartılı tepki verirler.
-Hiç zannetmiyorum. Bu kez durum farklı gibi görünüyor.
Carla elleriyle yüzünü sıvazlayarak kendine gelmeye çalıştı. Ardından da gerginliğini belli etmemek için uğraşırken gülümsedi. Kapı ağzından çekildi ve kız geçmesi için yol vererek nazikçe eğildi.
-Umalım da dediğin gibi olsun prenses. Başarılar dilediğimi söylemiyorum çünkü başaracağından eminim.
Başını ona doğru çevirerek nazik bir şekilde baktı.
-Yine de güzel dileklerine ve sesine ihtiyaç duyacağımı unutma lütfen.
Kızın yanına gelip ellerini şefkatle kavradı.
-Her zaman seninleyim.
Ellerini serbest bıraktı ve gülümsemeyi bırakmadan işine geri döndü. Elbisesinin eteklerinden hafifçe tuttup koşmakla yürümenin arasında bir hızla eğitim alanına doğru ilerledi. Alice, hem Carla'nın söylediklerini düşünüp hem de yeni bir eğitimin getirdiği merakla cebelleşirken, tüm bu düşüncelerinin akışı beline dolanan ellerle sonlandı.
Karşısında duran yeşil gözlere bakarken zamanın durmasını istedi. Vakit kaybetmeden boynuna doladığı kollarıyla beraber, kızın bedenini kendine daha sert yapıştırdı.
-Burada ne işin var Orion?
Ellerini ve burnunu saçlarından ayırmadan mırıldanmayı tercih etti.
-Öğretmen yok.
-Nasıl yok?
-Bu sabah gelip gittiğini kimse görmemiş işte. Ben de boş vaktimizi beraber geçirebiliriz diye umut etmiştim. Bana eşlik eder misin, prenses?
-Sana asla hayır demeyeceğimi biliyorsun...Ama biri görebilir.
Bunu hesap etmemişçesine farkındalık yaşarken gözlerini kıstı ve etraflarını kolaçan etti.
-Gel benimle, sana bir şey vereceğim.
Ne olduğunu sormasına imkan tanımayıp kolundan tuttuğu gibi ağaçların arasında kalan bir yere getirdi. Prenses, etraftaki çiçeklerin ve minik boylu ağaçların kokusunu içine çekerken gözlerini kapattı. Sonsuza kadar burada onunla birlikte kalmayı, ihtişamlı kraliyet tacına yeğlerdi.
-Sana vermek istediğim bu hediyeyi kabul et ve ömrünün sonuna kadar iyi bak.
Ceketinin cebinden çıkardığı bir gülü kıza doğru uzattı. Çiçeği incelerken büyüsüne kapılmış gibi oldu. Tamamen el yapımıydı. Şeffaf gibi görünmesine rağmen içinde bir çok rengin yansımasını barındırıyordu.
-Orion bu...İnanılmaz.
-Bir parça eşya senden daha inanılmaz olamaz.
-Benim için mi yaptın?
Gözleri tekrardan gözlerini esir alırken eller birbirine kenetlendi.
-Günlerimi almış olsa da, evet.
Utanarak bakışlarını çiçeğe indirdi. Atan kalbinin coşkusu, konuşmasını engelleyen büyük bir engeldi.
-Bir ismi var mı?
Aralarındaki fiziksel yakınlığa bir son vererek karşısına geçti.
-O bir sonsuzluk gülü.
Genç kız kendisini daha ne kadar etkileyebileceğini tartarken o, sonsuzluk gülünün anlamına değindi.
-Özel bir tür olduğunu duydum. Çiftler arasındaki sonsuz aşk ve bağlılığı temsil ediyormuş.
Onaylarcasına başını salladı.
-Doğanın sunduğu güzelliklerin de önüne geçen bir cazibesi var. Eşsiz ve sıra dışı.
Orion'un sunduğu tebessümü ile birlikte yanağında beliren gamzesini görünce içi gitti. Dokunmak, gamzesinin asla silinmemesini sağlamak isterdi. Ama uzaktan yankılanan bir ses bu anın büyüsünü dağıttı.
-Nasıl olur? Benim iznim olmadan nereye gider? Siz ne işe yararsınız!
Bu gazap dolu senin sahibi annesiydi. Orion'a uzaklaşması için fısıldadı.
-Yan yana görünmeyelim. Bir şekilde çevreden dolaş ve tesadüfen gelmiş gibi davran.
Genç adam kızı onayladı ve bir şey demeden hızla uzaklaştı. Eteklerinin ucuna düşen yaprakları temizleyip Orion'un verdiği gülü korsesinin içine sakladı. Sakin ve yavaş adımlarla annesinin yanına ulaştı. Bahçede herkesi karşısına dizmiş, hızla bir o yana bir bu yana volta atıyordu.
-Neler oluyor anne? Seni bu denli endişelendiren şey ne?
Öfkesi hala yerini korurken daha düşük bir tonla cevapladı.
-Prenses eğitimi ile ilgilenen öğretmene dün geceden beridir ulaşılamıyordu.
-Evet bundan haberim var. Bayan Carla'yı sabah vakti kapının önünde gördüm. O söylemişti.
Derin bir nefes verdi.
-Şimdi ise öğretmenlerin hiçbiri sarayda değil.
Şaşkınlık içinde yüzüne bakarken, köşeden olup biteni dinleyen Orion ile kısa bir süreliğine gözleri kesişti. En az Alice kadar o da şaşkındı. Kraliçe'nin seslenmesi ile istemsizce biraz daha gerildiler.
-Orion burada mı?
İsmini duyduğu an sükunetini korumayı başarmış şekilde bir adım öne çıktı.
-Emrinize amadeyim Kraliçem.
-Erkekler bölümünde durum nedir?
-Eskrim dersimiz, öğretmen olmadığından dolayı iptal edildi.
Dizginlemeyi başaramadığı öfkesi patlak verince, şalının eteğini savurdu. Hiçbir şey demeye tenezzül etmeden saraya doğru ilerledi.
-Bayan Carla da annemden farksızdı. Öğretmenlerin kaybolması neden bu kadar kaos oluşturdu anlayamıyorum.
Orion çaresizce dudaklarını 'bilmiyorum.' dercesine büktü. Oldukları yerde biraz daha durup düşünürken, bahçıvan apar topar prensesin yanına geldi.
-Benden duymuş olmayın ama bir hafta önce saray çalışanlarının bir sohbetine kulak misafiri oldum.
Devam etmesini istercesine başını yana doğru eğdi.
-Verilen maaş miktarları hakkında konuşuyorlardı. Oldukça öfkelilerdi. Buradan kaçtıktan sonra, karşı Krallık için çalışmaya başlama kararı almışlar. Öyle konuştular. Protesto gibi bir şey.
-Hangi Krallıktan bahsettiklerini hatırlıyor musun?
Bu sorusunun üzerine söyleyip söylememekte tereddüt etti.
Olacakların kendi üzerine kalmasından korkuyordu. Haklıydı.
-Eğer bana bilgi verirsen seni korur ve saraydaki güzel yemeklerden yiyip rahat bir yatakta uyumanı sağlarım bahçıvan. Şimdi konuş ya da sonsuza kadar sus ve diğerleri gibi burayı terk et.
Başını eğdi, omuzları çöktü. Hissettiği gerginlik her geçen saniye artmaktaydı.
-Maaş konusu patlak vermeden evvel biri hakkında konuşmuş, övgüye tutmuşlardı.
Bahçıvanın korkudan ötürü ağzında geveleyip durmasına daha fazla sabrı kalmayan Orion, bu işe el atmaya karar vererek ikisini de kurtardı. Adamı yakasından tutarak sarstı.
-Kim? Söyle!
-İrin Krallığı.
Ellerinin arasından kaçıp giden adamı tutmadı. Ve kıza doğru döndü.
-Ne yapmayı planlıyorsun?
-Bir önerin varsa açık olduğumu bilmeni isterim.
Manidar şekilde gülümseyerek önüne döndü.
-Bir muhafızdan tavsiye mi alacaksın?
Konuşmasına izin vermeden devam etti.
-Ya da boş ver. Hava karardı ve soğumaya başladı. Lütfen odana dön.
Alice, onun bu soğukluğuna bir anlam veremedi. Ta ki annesinin bahçede sergilediği tavrı aklına gelene kadar... Bu onun kalbini kırmış, özgüvenini zedelemiş olmalıydı.
-Seni sevdiğimi unutma lütfen. Karşındaki kişi bir kraliçe olsa bile seni benden uzaklaştırmalarına izin verme. Başını döndürdüğünde onun çoktan ayaklanıp gitmiş olduğunu gördü. Üzerine çöken bu mutsuzluğu uykunun yardımıyla atıp yok etmek istedi. Sarayın kapısından girip koridor boyunca odasına doğru ilerledi. Parlak beyaz mermerin üzerinde tok bir ses çıkaran ayakkabılarını çıkarıp köşeye koydu. Bir koltuk çekerek aynalı masasının karşısına oturdu. Kendine baktı. Saçlarında, gözlerinde, teninde ve ipek kıyafetlerinde gezdirdi bakışlarını. Zihninde beliren düşüncelere teslim oldu.
-Sen bir prensessin! Kalbini dengin olan birine vermelisin. Bir muhafızla olmayı nasıl hayalinden geçirirsin?
Biri susunca diğeri başladı konuşmaya.
-Yüreğinin hakikatini bilip kırmadan okşayan birine ver sevgini. Gerçek bağ, mesafe ve statü tanımaz.
Ya tanırsa? Diye geçirdi içinden. Kalbi titrerken bir cevap bekledi.
-Gerçek sevgi, sağlam bağlar oluşturur. Sağlam bir bağı ise farklılıklar kopartıp atamaz.
Camının çalmasıyla beraber irkildi. Üzerine sabahlığını geçirerek perdeyi hafifçe araladı.
Gelen kişi Orion'du.
Kızın yüzünde bir gülücük peyda olurken alelacele pencereyi açtı.
-Seni orada öylece... kırık şekilde bırakamazdım.
Tam konuşacakken bir elini dudaklarının üzerine getirip prensesi susturdu.
-Sana verdiğim gül hala yanında mı?
-Onu sonsuza kadar koruma sözü verdim.
-Söz verdiğin için değil, gerçekten istediğin için yapmanı istiyorum.
Elini hafifçe tutup tüy kadar hafif bir öpücük bıraktı.
-İyi uykular, prenses.
Çıktığı basamağın üzerinden atlayarak gecenin karanlığında kayboldu. Orion'un hemen ardından pencereyi kapattı ve eli kalbinin üzerindeyken kendini yatağa bıraktı. Tüm düşüncelerini susturmuş bir şekilde huzurla uykuya daldı.
.
.
.
"Bazı sesler duyuyordum...Yine tabak mı kırılmıştı? Neden bu kadar bağırıyorlardı?"
Kalkıp bakmak istedi ama hareket etmeyi başaramayınca tekrardan bilinci kapandı.
(Sarayın dışından...)
Herkes bir yandan bir yana koşuştururken kaos ve dehşet bütün sarayı esir almıştı. Saray alevler içinde yanıyordu. Muhafızlar ve yardımcılar herkesin dışarı çıkmasına yardımcı olmuş, içecek bir şeyler vermişti. Orion kalabalığın arasında çılgınlar gibi gezerken, avazı çıktığı kadar da bağırıyordu.
-Alice! Neredesin? Beni duyabiliyorsan cevap ver.
Ve cevap beklemeden tekrar bağırdı.
-Alice!
Topluluğun içinden yükselen kadın sesi, tüm bakışları kendi üzerine çekti. Orion'un ihtimalini dahi düşünmeye cesaret edemeyip tamamen çıldırmasına sebebiyet verecek olan kelimeler, bir başkasının ağzından kolaylıkla dökülmüştü.
-Prenses! Prenses içeride kaldı. Yetişin!
Genç adam, kapı ağzında duran kim varsa umursamadan hepsini yıkıp geçti. Yükselen alevler ilerleyen her dakikanın eşliğinde biraz daha yükseliyordu. Bir yaratığı uysallaştırmak kadar zordu yangını dindirmek. Ama korkaklık edip sevdiği kızı orada bırakırsa, yüreğinde sonsuz sürecek bir yangın başlatacaktı.
Ardında kopan çığlıkları bir an bile düşünmeden alevlerin arasına atladı.
Şanslıydı ki kızın odasının nerede olduğunu biliyordu. Her kapıyı deneyerek vakit kaybetmeyeceklerdi. Attığı tekme ile beraber, saray kapısı büyük bir gümbürtüyle yıkıldı. Hala yatağında yatmakta olan kızı görünce kalbinde bir şeyler kopmaya başladı. Elbisesinin altından sinsice sızıp tenine yaralar bırakan alevi umursamadı. Dönen başını ve yanan canına aldırış etmeden hayatı pahasına Alice'in üstüne kapanarak çıkışa doğru ilerledi. Kapı ağzında onları karşılayan bir grup insan, Alice'i almak için kollarını açtı.
-Gördün mü? Bak, kurtulduk işte. Bitti artık.
Hala kendinde olmayan kızın bedenini onlara teslim ederek yükünü hafifletti.
-Hadi Orion! Çabuk koş ve çık oradan.
-Dikkat!
Genç adam başını kaldırıp yukarı baktı ve yanan bir sütunun üzerine düşmekte olduğunu gördü. İyice dönen başına rağmen gücünü son kez zorlayıp öne doğru koştu. Ancak kapanan bilinci, kurtulmasına izin vermeyip Orion'un önüne konan aşılamaz bir engel haline geldi.
.
.
.
3 yıl sonra...
-Kırmızı kadife elbisemi getirin.
-Tabii, hemen söylüyorum.
Annesinin hediye ettiği arpa kesim yakut yüzüğü parmağına geçirdi. O olayın üzerinden 3 yıl geçmişti.
-Saray tekrardan toparlanmayı başarsa da, aynı şey yüreğim, hevesim ve hayallerim için geçerli değildi. Tüm sevgim ve benden geriye kalan ne varsa, o yangında onunla beraber gitti.
Gözlerini pencerenin kenarında duran güle çevirdi.
O olmayınca renkler de anlamını kaybetmişti.
-Zaman geldi Alice. Seni bekliyorlar.
Carla'yı başıyla onaylayıp tören alanına kadar takip etti. Bugün on sekiz yaşına girmişti ve kraliçe olmaya ilk adımını atacaktı. Babasının önünde eğildi ve başına tacını koyup sözlerini bitirene kadar kalkmadı.
-Sana olan inancımı boşa çıkarmayacağından emin olacak kadar güveniyorum, güveniyoruz.
Ve nazikçe ekledi.
-Orion da sana çok güvenir ve inanırdı.
Akmaya hazır şekilde bekleyen gözyaşlarını güçlükle itti. Bugün burada ağlamayacaktı. Çünkü o, ardından yas tutup gözyaşlarına boğulmasını değil, güçlü ve akıllı bir insan olması gerektiğini düşünürdü. Öyle de olacaktı.
-Güvenini boşa çıkarmayacağımdan emin olabilirsiniz.
Başını olumluca sallarken, tüm halka hitaben sözlerine devam etti.
-Şimdi, bu törene katılıp son bir işi daha gerçekleştirmesi gereken konuklarımız var.
Elini kapıya doğru salladı ve içeriye iki küçük peri girdi. Işıltılı kıyafetleri ve gülen yüzleriyle oldukça tatlı görünüyorlardı. Yıllar sonra ilk kez onların bu tatlılığına gülümsemeden edemedi. El ele tutuşup kızın karşısına geçtiler ve hep bir ağızdan konuşurken etrafında hızlıca döndüler.
-Tek bir dilek hakkın var, ilk ve son. İyice düşün.
Boğazına bir yumru otururken gözlerini sıkıca yumdu. Her varisin dileğini gerçekleştirmek için gelen bu sihirli perilerin, bir gün kendisi için de geleceklerini biliyordu.
Onunla evlenmeyi dileyecekti...
Var olmayan biriyle nasıl birlikte olunurdu ki?
Herkes merak ve sabırla ağzından çıkacak olan cümleye odaklanırken, prenses kararını çoktan vermişti.