Biz yine şu 6’lıya dönelim. Bu 6’lı portala girdiler ama Tuğba “çok önemli” bir şey unutmuştu:
“Test kitaplarım!”
Plüton: “Başlarım senin test kitabına! Gezegen değiştirdik. Sen hala test peşindesin. Hem Dreard’a geldik mi onu bile bilmiyoruz.”
Tuğba toprağı koklayıp eline aldı. Analiz yapıyordu anlaşılan. Gökyüzüne baktı. Güneş sistemi adlı sistemdeydiler. 8 gezegen de gözüküyordu. Tuğba 8 gezegen olup olmadığını kontrol etti.
Tuğba: “Biz şu an Plutondayız.”
Bu arada Pluton gezegen olan, Plüton insan olan haberiniz olsun kafanız karışmasın.
Eylül: “Nasıl nefes alıyoruz o zaman?”
Tuğba: “Skylenth’deki atmosferle aynı burası.
Plüton: “İşte tam vaktidir. Plutonun gezegen olduğunu kanıtlayalım hadi.”
Gizem: “Ya bir dur saçmalama istersen. Şu an yan gezegenimiz Dreard’da olmamız gerekiyordu. Oradaki Kuzey bize yardımcı olacak. AMA BİL BAKALIM ŞU AN NEREDEYİZ?!”
Burcu portaldan geri dönmeye çalıştı ama portal çoktan yok olmuştu bile. Birisi seslendi:
“Geri dönmeye mi çalışıyorsunuz?”
Bu birisini ben size şöyle tarif edeyim: Tamamı kırmızı olan gözleri, sırıtan keskin dişleri ve alev alev yanan ama canını yakmayan saçları vardı. Bu arkadaş uçuyordu. Altında sanki ASAN roketi uzaya çıkıyormuş gibi duran alevler vardı.
“Evet.”
“Görevleri bitirin önce.”
Tuba: “Ne görevi ya, ben test çözmek istiyorum.”
Plüton: “SUS ARTIK YETER!”
A.L.E.V: “4 göreviniz var, bunları size hemen şu şekilde açıklayayım: Şu dağı görüyor musunuz?”
Gizem: “Gözlerimiz var Allah’a şükür.”
A.L.E.V: “Ne güzel, ne güzel. Orada 4 tane taş var. Lux, Shaye, Fenix Volcane,
Bunlar dağdaki 4 ayrı mağarada bulunuyor. Bunları toplayın. Her taş, bir görev değerinde. Sonra dağın tepesinde bir portal var. Orada hangi gezegene gitmek isterseniz hepsi var.”
“Bu sistemde değil ama.”
“Fark etmez. Ayrıca o taşları almak o kadar kolay olmayacak. Karşınıza sayısız engel çıkacak. Bu engeller yaratık da olabilir başka bir şey de. Siz onları aşmaya bakın.”
“Pekâlâ hazırız.”
“Yanınıza bolca su alın.”
“Pluton’da nereden bulacağız suyu?”
“Şu benzinlikte satılıyor.”
“Şaşırmıyorum artık.”
Benzinliğe gittiler ama A.L.E.V.’e benzer biri daha vardı. 3 koli su aldılar.
“Türk lirası geçiyor mu?”
“Yok ama sen ver bir şekilde bozdururum ben onu.”
“Türkçe konuşman ayrı ilginç.”
Suları alıp dağa tırmanmaya başladılar. İlk mağaraya varmışlardı. Onlara benzeyen 6 kişi vardı. Ellerinde odun vardı. Gizem’e benzeyen Gizem’in kafasına odunla geçirdi. Gizem sersemledi. Plüton Gizem’e benzeyenin elinden odunu alıp kafasına geçirdi. Ardından Plüton 2 Plüton ile kafa tokuşturuyordu. Aras ise yerden bulduğu taşı Plüton 2’ye geçirdi. Plüton 2 bayıldı. Yani en azından öyle zannediyordu. Plüton diğerlerini de halledince Lux taşını alıp diğer mağaraya doğru yola çıktılar. 2. Mağaraya giderken karşılarına bir kurt çıktı.
Gizem: “Hoşt lan köpke!”
Burcu erik dalı oynayarak kurdu kendine çekmeye çalışıyordu:
“Niğr nanana nuğr nu nunu dınını nı niğr nı nı nı”
Aras: “Burcu sen iyi misin?”
Burcu erik dalı oynarken 1 saniye anlamında işaret parmağını kaldırdı. Dağın kenarına geçti. Kurdu iyice sinirlendirdi. Kurt hızla Burcu’ya koştu. Burcu kenara kaçtı. Kurt aşağıya düştü. 2. Mağaraya az kalmıştı. Tuhaf sesler gelmeye başladı. Mağaraya yaklaştıkça ses artıyordu. Herkesin kafası ağrımaya başladı. Motivasyonları düşüyordu:
Gizem: “Bu gezegenden asla çıkamayacağız.”
Burcu: “Al benden de o kadar.”
Tuğba: “Motivasyonum çok düşük, gidip boş cevap anahtarı dolduracağım.”
Duygusal olanlar bu sesten etkilendiler. Duygusuzlar yollarına devam ettiler.
Plüton Aras’a eliyle “deli bu deli” işareti yaptı:
“Sen 20 yaşındasın. Testle ne işin var?”
Kamu spotu
“Ortaokuldan ve liseden kalan testleri çözüyorum.”
Çözemeyeceğiniz testleri almayınız, bırakabilirsin.org
“Anlıyorum.”
Eylül: “Ya kızlar saçmalamayın bir ses sizi nasıl vazgeçirebilir?”
Tuğba: “Ses kesini Eylül! Şurada hayatı sorguluyoruz.”
Eylül: “Ses kesini mi? PUHAHAHA! Türkçede bu sürtüşmeye ne deniyor Tuğba?”
Tuğba: “Sus artık gereksiz!”
Eylül bu lafa çok alınmıştı. Oysa kendisi zamanında sınıfını korumaktan ders bile çalışamıyordu. Kalbi kırılmıştı. Gözleri doldu.
Plüton: “Eylül, bunlar kendinde değil boş ver onları. Biz taşı bulmaya bakalım.”
Eylül Plüton’a sarılıp ağlamaya başladı. Plüton sanırım utandı. Aras bunları umursamayıp bağırdı:
“BU KADAR ÇABUK PES EDEMEZSİNİZ! APTALLAR KENDİNİZE GELİN.”
Burcu Aras bağırınca Anti motivasyon sesini duyamadı ve kendine geldi. Kulaklarını kapattı:
“Ben yapabilirim. Ben en iyisiyim. Ben taşı bulabilirim. Taş şu küçücük mağarada.”
Kulaklarını tıkadı. Mağarayı taradı. Gözüne kırık bir kaya takıldı. Kayayı eline aldı. Yere fırlatıp kırdı. İçinden Shaye taşı çıktı. Tuğba Shaye’i eline alıp inceledi:
“İşte bu!”
Eylül: “Senin az önce motivasyonun düşüktü?”
Tuğba kulağına pamuk niyetine teptiği taşı gösterdi. Kulağından kanlar akıyordu.
Aras: “Söyleseydin bluetooth kulaklığımı verirdim.”
Tuğba: “Test kitaplarım adına! Hadi devam edelim.”
Bir sonraki mağara çok daha yüksekteydi. Çıkmak biraz sabır, bolca su (hepsini Plüton bitirdi) ve enerji istiyordu.
Gizem: “Halt vardı da yanlış portala girdik. Al işte geberiyoruz.”
Burcu Gizem’in dediğine hak verdi. Haklı olarak sinirledi:
“Geri zekâlı Plüton. Bütün suyu bitirmişsin, ne içeceğim ben?”
Eylül Plüton’a laf atılmasına sinir oldu. Burcu’nun sinirden başı dönüyordu. Ve bayıldı.
Aras: “Şşşt alo! Abov kız mavi ekran verdi.”
Burcu içinden bayıldığına inanamıyordu. Bayılmanın etkisiyle titredi. Bayıldığını anladı. A.L.E.V. bağırdı:
“Yarım saatiniz kaldı.”
Burcu, dibinde kalmış son enerjisiyle şunları söyledi:
“Beni bırakın. Siz devam edin.”
“Olmaz, seni bırakamam Burcu.”
“Gizem, yarım saatiniz var, gidin, beni unutmayın, yeterli.”
“Sana gitmeyeceğim dedim!”
“Gizem ağzımı bozdurma şimdi git!”
Gizem Burcu’nun son söylediğinden aşırı korktu ve gitti. Gizem kendini suçlu hissediyordu. Ama asıl suçlu hissetmesi gerekenler ad vermeyeceğim, adı Plüton. Eylül’ü etkilemeye çalışıyordu. Gizem Burcu’ya bakarken, Burcu atmosfere karıştı. Bu 6’lı oldu mu sana 5’li? Gizem sinirden ağlayarak Plüton’un yakasına yapıştı:
“Senin Allah belanı versin! Kız gözümün önünde atmosfere karıştı. Ne vardı kıza azıcık bıraksaydın. Değer miydi, kızın canına kastettin şu an! Allah’ından bul şerefsiz!”
Plüton’u dağın tepesinden aşağıya bıraktı. Ama bilmiyordu ki, o 1. Mağarada karşılaştığı Plüton 2’ydi.
Aras yanlışlıkla Plüton 1’e geçirmişti. Plüton 1 mağarada baygındı. Eylül sinirlendi:
“Sen ne hakla benim sevgilimi dağdan aşağıya bırakırsın?”
Eylül söylenmemesi gereken bir şeyi ağzından kaçırmıştı. Sözde kimseye söylemeyecekti. Gizem kollarını bağladı:
“Eee”
“Şaşırmayacak mısınız?”
“Hayır. Çok belli ediyorsunuz.”
“Ben onunla nişanlanacaktım, niye böyle bir şey yaptın?”
“Umurumda mı acaabaa, o da benim arkadaşımı öldürdü.”
Tuğba ve Aras yoluna devam ediyordu. Aras bir yandan çaktırmadan kız kavgasını dinliyordu. 3.Mağaraya 1km’cik kalmıştı. Ama bu kızlar hala gerçek bile olmayan Plüton için kavga ediyorlardı:
Tuğba: “Hadisenize be! Sizi mi dinleyeceğiz. Mağaradaki kötü Plüton için mi kavga ediyorsunuz? Yazık.”
Eylül’ün gözleri fal taşı gibi açıldı. Koşarak 1. Mağaraya doğru gitti.
Gizem: “Nereye gidiyorsun?”
Tuğba: “Bırak gitsin. Kaybedecek vakit yok.”
Gizem sinirli bir şekilde yoluna devam etti. Siniri bozulmuştu. Uzun süre yürüdükten sonra 3. Mağaraya ulaştılar. 3. Mağarada kim vardı tahmin edin. Deniz
Gizem: “Yine mi sen meymenetsiz?”
Deniz: “Dur! Skylenth’deki ben değilim. Beni kaçırdılar. Yerime benim kötü kopyamı koydular.”
Ama Deniz yalan söylüyordu. Normalde kötü Deniz Plütonda yaşıyordu. Ama bir gün Skylenth’deki iyi Deniz kaçırıldı ve Plüton’a hapsedildi. İşte o gün(76-77 bir zahmet bkz) Poyraz’ın kaçırıldığını gördüğü kız Deniz’di. Ve dün gece ikisi yer değiştirdi. Şu anda İyi olan Skylenth’de kötü olan Plütonda. Ve iyi taklidi yapıyordu. Bakalım neler olacak çok heyecanlıyım. Deniz ağlıyordu. Sanki bana 9 yıl tiyatro dersi almıştı.