İçeriğe geç

Suyun Armonisi

Bölüm 1 · 4 dk okuma

Suyun Armonisi

Bölüm 1

1 -Tsunaminin Fısıltısı-

Gözlerimin acısına rağmen açtım. Gördüğüm manzara karşısında tüm acım dinmişti resmen. Suyun altından ayın görünüşünü her zaman sevmişimdir. Tuzlu su gözümü yakmasına rağmen.

Ben böyleydim, o şey bana acı verse bile sonundaki güzellik için canımın acısını umursamazdım. Bu her şey için geçerliydi.

Suyun altına girince sanki beni çağıran bi melodi dolardı kulaklarıma. İstemesemde bu melodiye ayak uydurur o sese giderdim hep.

Bunun bana bi zararı olucağını düşünmezdim ta ki kayalıkların orda tuhaf bi varlık görene kadar.

Manzaramı bana uzatılan bi el böldü. Gördüğüm gibi kafamı sudan çıkarttım ve derin bi nefes aldım. Su damlaları yüzümden akıp giderken elin sahibine baktım. Ayaz durmuş elini bana uzatıyordu. En sonunda elini tuttum ve yardımı sayesinde ayağa kalktım. Ellerimle yüzüme gelen saçlarımı geriye atarken söylenmeye başlamıştı bile. "Her yerde seni arıyorum. Ama sen çocuk gibi yine deniz kenarına kaçmışsın."

"Manzarayı görmüyor musun?" Ayın suya yansıyan görüntüsüne baktı. Bi an o da manzaraya kapılıp gitti ama hemen kendini toparlayıp tekrar bana baktı.

Derin bi iç çekerken kıyıya doğru yürümeye başladı. Bende peşine takıldım. "Tamam ama haber et bi' daha ki ne."

"Tamam kaptan." Böyle diyince egosunu okşadığımı biliyordum ve o da bunu biliyordu. Kendisi gemi kaptanıydı. Rütbesi ile ona seslenilmesi hoşuna gidiyordu.

"Beni böyle yumuşatmayı kes." İkimizde gülümserken kıyıya koyduğu sandalyelere oturduk. Küçük bi masa da vardı. Masanın üstünde ise buzlu çilekli alkol içeren içecekler.

"Tatlı da koysaydın keşke." Dedim.

"Dolapta küflenmiş pasta vardı. İstiyorsan git al. Aman dikkat et de içinden yeni bi varlık çıkmasın." Ayaz sandalyesine oturdu ve içeceğini eline aldı.

Bende yanında ki sandalyede yerimi aldım. "O kadar süre pastanın dolapta ne işi var?"

"Dolabı açmışlığımız mı var sanki. Elçin koymuştur Dilan'ın doğum gününden kalmıştır o pasta da." İçeceğinden bi yudum aldı.

Bu sefer iç çeken ben oldum. "Yakında buradan yeni bi virüs çıkarsa hiç şaşırmayın."

Güldü. "Şaşırmam zaten." Diyerek bana katıldı. "Her neyse yarın ne yapmayı planlıyorsun?"

Şu tur işlerine deyinmişti konuyu. Açıklamama izin verirseniz; Şarkıcıydım ve çıktığımız Dünya turundan bahsediyordu. Sorusunu cevapsız bırakmamak adına "Burada bi kaç gün daha kalıp İsveç'e gidiyoruz." İsveç en çok gitmek istediğim yerlerden biriydi. "Sular ülkesine." Diye tamamladım cümlemi.

"Sizi götürmemi ister misiniz?" Aslında iyi olurdu ama Ayaz'ın bi kaç teslimatı vardı. Eğer bizimle gelirse bu teslimatları reddetmesi gerekirdi.

"Başka gemiyle gideriz işinden olma Ayaz." İçeceğimden tekrar bi yudum aldım.

"Hayır olmam. Bu teslimatlar zaten Norveç'e gidiyor. İsveç'e yakın yani. Sizi oraya bıraktıktan sonra oraya geçerim."

İçeceğimi büyük bi gürültüyle masaya bıraktım ve "CİDDİ MİSİN?" diyerek sevinçten bağırdım.

Kafa sallayınca boynuna atladım ve sandalyeyle birlikte ikimizde geriye düştük. Ellerim kafasının iki yanına düştü. Bi süre bana öylece anlamlandıramadığım şekilde baktı, bakışı neredeyse gökyüzü kadar koyuydu. Ve o an yansımamda kendimi görünce Ayaz'ın sanki gözlerinde bi yıldız patlaması oldu.

Daha sonra koltuk altlarımdan tutarak beni kaldırdı. Ben ayağa kalkınca kendi de kalktı.

Üstünü silkelerken "Şu enerjinin dozunu biraz indirsen mi?" diye yine beni azarlamaya başladı.

"Aman ayaz." Bende kendi üstümü silkeledim. Üstüm ıslak olduğundan tüm kum taneleri kıyafetlerime yapışmıştı. "Ben eve gidiyorum. Üstümü değiştirip yatacağım."

"Trip mi atıyorsun?"

Ellerimle üstümü gösterdim. "Trip mi yemek istiyorsun?"

Gülümsedi. "Tamam git bende buraları toplayıp geliyorum."

"Soran mı oldu?"

Masada ki buz gibi suyu bi anda bana attı. "Seni yıkamamı istemiyorsan git." Şişede geri kalan suyu bana atıcakken oradan fırladım ve taşlı merdivenlerden yukarı çıkarken çıplak ayağıma batan taşlar aklıma terliklerimi getirdi.

Terliklerimi kayalıkların orada unutmuştum. Oflaya poflaya ayağıma batan taşlarla merdivenlerden geri indim ve Ayaz'ın tersine sol tarafa, kayalıklara doğru gitmeye başladım.

Hızımı biraz yavaşlatıp kumsalla, manzaranın tadını biraz daha çıkartma kararı aldım. Bi süreden sonra kumsalda ki taşlar azalmıştı ve ayağım artık acımıyordu. Kayalıklara yaklaştığımı bile fark etmemiştim. Terliklerim görüş açıma girerken onlara doğru yürümeye başladım. Bi kaç adım sonra tam önümde ki kayanın üstündeydiler.

Küçük bi taşdan yardım alarak terliklerimin olduğu kayalığın üstüne oturdum ve onları ayağıma geçirdim. Ayağa kalkarken denize en yakın olan kayalığa yaklaştım. Ve onun üstüne oturup ayaklarımı denize serbest bıraktım. Taşlara vuran dalganın sesi tam bi meditasyon gibi geliyordu bana.

Gözlerimi kapatıp deniz kokusunu içime çektim. Suyun huzur veren sesini ise ruhuma kazıdım.

Sakince suyu dinlerken bi anda daha önce hiç duymadığım sesler duydum. Gözlerimi açıp sesin geldiği tarafa ayaklarımın altında olan suya baktım. Ses suyun içinden geliyordu. İçine girip bakamadım. Beni neyin beklediğini bilmiyordum. Taşlara çarpan şey bi türlü gün yüzüne çıkmadığından elimi sokmaktan bi şey olmaz diye düşündüm.

Elimi yavaşca suya daldırırken bi anda gün yüzüne bi şey çıktı ve çığlığı basmıştım bile "TANRIM."

Parmak uçlarıma değen yüzgeçin pullarıyla neredeyse belirgindi. Ama bi süre sonra kayboldu ve suyun altında güneş gibi 2 çift sapsarı göz parlamıştı onun yerine. Bi anda uzaklaşmaya başlayınca gözlerimle ve açık kalmış ağzımla öylece bakakaldım. "Ben az önce ne gördüm?" Dedim kendime.

Hayal miydi? Kafayı çok mu bulmuştum? Ama hissettim. Derine deyen pullar hâlâ parmak uçlarımdaydı sanki.

"Tamam önce sakin olup klübeye dönüyorsun ve bu konuyu Ayaz ile konuşup gün yüzüne çıkartıyorsun." Bi kaç derin nefes aldım ve klübeye koşmaya başladım.

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.