Yataktan zorla kalktım ve bir an çok boş hissettim. Artık Mert yoktu. Ağlamaya başladım ve Mert gelmeden önceki sesler yine beni buldu. Ama bu sefer sesler daha güçlüydü. Kulaklarım sağır olacaktı. İç sesim kahkaha attı 'sana demedim mi? Kimse seni sevmiyor.. Mert bile terk etti seni' dedi. Kulaklarımı kapattım, sanki sesler gidecekmiş gibi. Dizlerimi karnıma çekip kendime sarıldım. Titremeden duramıyordum. Boğuk hıçkırık seslerimi annem duyacak ki odama girdi. "Kızım iyi misin?" dedi. Muhtemelen kıpkırmızı gözlerimi ona çevirerek "değilim! İyi falan değilim Defol yanımdan" dedim. Annem sakince "Mert için üzgünsün ama böyle devam edemezsin" dedi. Ona bir yastık fırlattım " o yokken ben kötüydüm şimdi olan bir şey değil bu. Sadece siz fak etmediniz o fark etti! Şimdi defol odamdan" dedim. Annem odamdan çıktı ve ben ağlamaya devam ettim.
Bir ay, iki ay ve üç ay... Yaz tatili neredeyse bitmişti. Ben Mert'i unutamadım ve artık kimse ile konuşmuyordum.
Bazı geceler olmayan siluetler görüyordum; bana bakıyorlardı bazıları bana gülüyorlardı bazıları ise bağırarak ağlıyordu. Artık korkmaya başlamıştım, psikolojik sorunlarım vardı ama tedavi olmak istemiyordum. Kimse beni anlayamazdı, beni tek anlayan kişi Mert'ti.
Annem uzun bir aradan sonra odama girdi "kızım iki gün sonra Mert'in doğum günü. Mert'in telefon numarasını buldum ve buraya gelebileceğini söyledi " dedi. Duyduklarımı anlayamadım ilk baş. Sonra bir anda aşırı mutlu oldum. Mert ile aldığımız tişört askılıktaydı, bakıp gülümsedim. Aklıma luna parka gittiğimiz gün geldi.
Kapıya tekrar baktığımda annem çoktan gitmişti.
İki gün sonra...
Sabah erkenden kalktım. İlk önce duş alıp saçlarımı düzelttim. Bu gün negatif olmak istemiyordum bu yüzden iç açıcı açık mavi bir elbise giydim. Mert'in verdiği kolye de çok güzel duruyordu. Doğum gününü sitenin bahçesinde yapacaktık. Saçıma bir çiçek takarken telefonum çaldı, arayan Mert'i.
"Alo...Mert?"
"Derin sabah Türkiye'ye ulaştım. Şimdi geliyorum yoldayım"
"Ta..Tamam"
Telefonu kapattı. Hızlıca beyaz spor ayakkabımı giyindim ve aşağı indim.
Mert arayalı iki saat geçmişti. Nerde bu çocuk yaa?
Sitenin kapısından Gülşah girdi. Ağlıyordu, ve sinirliydi. "Ne oldu kızım ne işin var burada?" dedi annem. Gülşah annemi ittirdi. Annem bir anda sok olmuştu "Gülşah sakın Derin'e bir şey söyleme" dedi. Gülşah bana yaklaşıp okkalı bir tokat attı. Dengemi zor korudum. Bunu neden yapmıştı şimdi? Gülşah beni sarsıyordu, yakamdan tutup sallıyordu. "Derin, senin yüzünden öldü!" Annem bu dediğini anlamamıştı. Gülşah hâla ağlıyordu "Mert öldü! Sırf seni görebilmek için ailesinden kaçtı! Araba ile kaza yaptı! Mert öldü senin yüzünden Derin! senin yüzünden!"
Dediklerini anlamadım, anlamak istemedim. O zaman yağmur yağmaya başladı. Kalbime oturan acı ile bağırdım ve işte o zaman benim için hayat bitmişti.
Gülşah beni yere itmişti ve tekmeler savurdu. Artık hic bir şey hissetmiyordum.
Donup kaldım, annemler korkup ambulans çağırdı. Bana bir sakinleştirici ve ilaç verdiler. Eve geldiğimde annem yatağıma yatırdı beni. Tavana baktım o sırada Mert'in cenaze anonsunu duydum. O anda bana olanlar oldu sinirli ve insanı öldürecek kadar acı çekiyordum. Odamdaki her şeyi dağıttım, sinirden bayıldım. Uyandığımda annem yanımda dikilmiş bana bakıyordu "Kızım hadi kalk cenazeye gideceğiz" annem de ağlıyordu. Üzerimdeki çamurlu mavi elbiseyi özensizce çıkarıp attım. Simsiyah giyinmiştim. Cenazeye gidene kadar annem anlatmıştı; Mert'in ailesi zengin ve baskıcı bir aileymiş ve Mert bu gün yanıma gelebilmek için evden kaçmış. Ehliyeti olmasına rağmen pek iyi kullanamıyormuş.
Arabada dönük bakışlar ile duruken cenazede tabutu görünce koşup sarıldım. Bağıra bağıra ağladım. Toprağa gömmemelerini söylesem de kimse beni dinlemedi. Mert'in ailesi bile beni görünce şaşırdı. Mert'in annesi ile ben çok bağırmıştık. Gülşah ise bir köşede Mert'in fotoğrafına bakıp sessizce ağlıyordu.
Herkes gitmişti ama ben Mert'i yalnız bırakmak istemiyordum. Saat akşam sekiz olmuştu. Birden etrafta birilerini gördüm sandım ve sonra arkamı döndüğümde Mert vardı. Ayağa kalkıp onu takip ettim, öpüştüğümüz koruya gelmiştik. Koruda bir salıncak vardı. Salıncağa oturdum, Mert beni sakince salladı. Bir süre sonra Mert karşıma geçti "ben gidiyorum Derin öbür tarafta görüşürüz " dedi ve yok oldu. "Mert nereye gittin Mert!" bağırdım ama gelmeyeceğini biliyordum. Üstümdeki siyah hırkayı çıkardım altımda Mertle aldığım tişört vardı. Kendime sarıldım, ağladıkça ağladım. En sonunda salıncağa baktım, salıncağın iplerini söktüm. İpi boynuma geçirdim, ağaca tırmanıp ipin diğer ucunu en yüksek yere bağladım. Kendimi aşağı bıraktım, ben bu dünyada daha fazla yaşayamazdım, Mert'i öldürünce yaşayamazdım. Yavaşça nefesim kesiliyordu ip boynuma baskı yapıyordu, gözlerimden yaşlar süzülürken bir havai fişek patladı ve sonrası karanlık...