Ben, her zaman sessizliğin en sessizine aitim.
Bu sözü belkide tam olarak çoğunuz anlayamadı, umarım ki hiçbir zaman da anlayamazsınız.
.
.
Ablasın sen. Kardeşini kıskanmak yerine ona sahip çıkmalısın. Ablalar kıskançlık yapmamalı Alkım.
Babam bana bunu söylediğinde 7 yaşındaydım. O an anlaşılmadığımı ve hiçbir zaman da anlaşılmayacağımı kabul etmiştim.
Babamın bile beni anlamadığı bu Dünya'da beni anlayacak birilerinin olmadığına inanmıştım.
Babam beni anlamamıştı.
Çünkü ben kıskanmıyordum. Ben sadece kız kardeşimin gördüğü gibi baba sevgisi istiyordum ancak içimdeki o küçük kız çocuğu hiçbir zaman o sevgiyi görememişti. Ben bunu anlatamıyordum.
İçimdeki o küçük çocuğun anlaşılmaya inancı kalmamıştı ancak sarılmaya inancı vardı. Babasına kendisi de sarılmak istiyordu. Çünkü bir gün o sevgiyi göreceğine dair inancı hâlâ vardı. Bu inanca da körü körüne bağlıydı o içimdeki küçük kız.
Düşüncelerimden ayrılıp nefesimi vererek karşımdaki manzarayla dudaklarıma yerleşen gülümsemeyle onları izlemeye devam ettim.
Lunaparktaydık.
Kayla eğlenmek istediğini söylemişti ve babamda onu kırmayıp lunaparka getirmişti ve tabiki hiç kimsenin bilmesini istemediği kızını da getirdiği için lunapark kapatılmıştı.
- Alkım! Hey gelsene bak bu çok eğlenceli çığlıklar atıyor-
Duraklamasıyla yutkundum.
Boğazımı temizleyerek tekrar gülümsememi takınmaya çalıştım. Kardeşimin sesini tekrar duymamla bakışlarımı yerden kaldırdım.
- Bilerek demedim bir an hani... Özür dilerim, ben düşünemedim, yani senin...
Tam ellerimi hareket ettirip yanıt verecekken babam gelmişti ve yanıtı benim yerime yine babam vermişti.
-Noluyor ne özrü dileniyor bakayım?
-Baba ben yanlışlıkla Alkım'a gelip burada oynamasını, çok eğlenerek çığlıklar atacağını söyledim. Bir an unuttum ben gerçekte-
- Kızım tamam, sakin. Ablan sana kızacak değil ya. İnsanlık hali sıkma canını sen.
Kardeşimin saçlarına öpücük kondurarak konuşmasını bitirmişti.
Ben ise hâlâ sadece bakmakla yetiniyordum. Kayla'nın bakışlarının bana dönmesiyle bende aynı şekilde rahatlaması için babamın dediklerini onayladım, işaret diliyle.
~Evet sorun değil. Senin kötü niyetinin olmadığını biliyorum kardeşim.
Dudaklarıma yerleştirdiğim -ne kadar gerçek olduğunu bilmediğim- gülümsememi de görmesiyle tatmin olmuş bir şekilde sorgulamadan oyun aletlerine geri dönmesiyle bende herhangi bir düşüncenin aklıma girmesine hazır olmadığım için başımı deftere eğip önümdeki çizime devam etmeye çalıştım.
Ne kadar süre geçtiğinden emin olmasamda resmimde baya ilerlediğimi anlamamla bakışlarımı bu sefer resimde dışardan bir göz gibi gezdirmeye başlamıştım. Bazı yerlerde eksiklik var gibi gelmişti. Kağıdı çapraz köşesinden bölmüştüm. Bir kısmında insan silüeti diğer kısımda kafesten uçan kuş misali bir resim çizmiştim. Karışık bir çizim gibi dursa da hayal ettiğim böyle değildi ki zaten çizimim gözüme güzel gelemiyordu, birşeyler eksik gibiydi gözümde.
Derin bir nefes alarak başımı kaldırdığım sıra kardeşimin bana doğru yürüdüğünü farkettim. Gözlerim etrafta babamı ararcasına dolandığında en son atlı karıncaların yanında babamı görmemle oraya sabitledim gözlerimi. Telefondan biriyle konuşma yapıyordu ve gergin duruyordu. Tekrar bakışlarımı bana doğru gelen kardeşime çevirdim.
- Abla lavaboya gidebilir miyiz? Babam telefonla konuşuyor ve sana gelmemi söyledi.
Bakışlarım tekrar ileride kalan babamı bulduğunda başını sallayarak kalkmamı işaret ettiğinde yüzümü kardeşime çevirmeden ellerimi hareket ettirdim.
~ Ben lavabonun nerde olduğunu bilmiyorum.
Arkasına bakıp tekrar önüne döndüğü sırada sabırsızca elime doğru uzandı.
- Hadi ama abla zor durumda olmasam gelmezdim biliyorsun.
Gözlerimi kapatıp açmamla yutkundum. Biliyordum. Mecbur olmadıkça gelmezdi yanıma.
Onaylar bir şekilde kafamı aşağı yukarı sallayıp kalktığımda koluma girmesiyle bakışımı ondan ayırıp güvenlik görevlisi veya bir çalışan görmek ümidiyle bakışlarımı etrafta gezdirmeye başlamıştım. Bir süre dolaşmıştık ama görünürde kimse yoktu ve bu gerçekten sıkıcı olmaya başlamıştı. Kuruyan dudaklarımı ıslatarak mantıklı düşünmeye çalıştım. Lavabo olsa bile ön taraflara konacak değildi bu yüzden arkalara gitmek en mantıklısıydı. Kafamı babamı görmek için arkaya doğru çevirdiğim an, kardeşim son on dakikadır derdini belli etmiyormuş gibi tekrar konuşmaya başlamıştı:
- Abla hızlı mı olsak bu lavaboyu bulmak konusunda?
Sanki on dakikadır başka amacım varmış gibi konuşmasıyla sert bakışlarımı ona çevirip susmasını işaret ettim ve o da oflayarak önüne dönmüştü. Gerçekten bir saat oyun oynamışlardı yetmez miydi artık eve gidip de yapabilirdi sanki işini ama yok. Başımı onaylamaz bir şekilde sallayarak yürümeye devam ettim.
Bir süre daha yürüyerek, arka taraflardaki sessizliğe doğru gittikçe istemsiz gerilmiştim. Bir şey olduğunda ben sesimi çıkarmasam da kardeşim bağırırdı ve bizi kurtarırdı değil mi?
Olumsuz düşüncelerden sıyrılabilmek için kardeşimin varlığını kendime hatırlatabilmek için başımı ona çevirdiğim zaman, onda da aynı gerginliği hissetmemle iyice huzursuzlandım.
Bir süre sonra ileride gördüğüm küçük kabinler şeklindeki yan yana sıralanmış lavaboları görmemle elimle orayı işaret ettim.
- Abla, harikasın!
Koşarak lavaboya gittiğini görmemle yüzümde bu sefer gerçek bir gülümseme olmuştu.
- Burada bekle tamam mı?
Soru kelimesini uzatarak söylemesiyle gülümseyerek görmediğini bilsem de başımı sallayarak onayladım ve kenaraki bahçenin havlusuna yaslanarak beklemeye başladım.
Kayla ile aramız aslında - en azından babam yokken- hep eğlenceli geçiyordu. Babam varken beni, herkes gibi o da görmüyor, unutuyordu. O zamanlar sürekli aklıma abim geliyordu. O böyle değildi. Şartlar ne olursa olsun beni unutmuyordu.
Abim gittiğinden beri bana arkadaşlık yapan tek kişi Kayla'ydı.
Hâlâ abimin tam olarak neden gittiğini anlayamasak da babamla olan bir kavgadan kaynaklı gittiğini biliyorduk ve evdeki kurallardan kaynaklı hiçbir zaman açık açık soramamıştık.
Sebebini az çok tahmin edebilsemde hiçbir zaman bildiklerimi belli etmemiştim. Ancak biliyordum ki çok haklı sebepleri vardı babamdan uzaklaşmak için çünkü babam onu o işlerin başına koymak istiyordu.
Kayla babamın işleriyle ilgilenmeyi sevmediği için bu konulardan bihaberdi. Belkide babam Kayla'yı işin başına koymayı düşünürken hata yapıyordu, işi seven ve araştıran bendim.
Ne kadar konuşma becerim olmasa da halledebilirdim değil mi?
Düşüncelerimden ayrılmam gerekiyordu, yaptığım hataydı. Babam elbette doğru kararı verecekti zaten.
Düşüncelerden ayrılarak ayağımın ucuyla bahçe kenarındaki taşlara vurarak vakit geçirmeye çalıştım bir süre ama nafile. Nefesimi verip kapıya doğru ilerleyerek tıklattım kapıyı. Neydi bu kadar uzun süren?
- G- geliyorum abla bekle az daha.
Kayla'nın titrek nefeslerini duymamla kaşlarım istemsiz çatıldı. Sorun neydi ki getirmiştim işte onu?
Çıkıncaya kadar beklemem gerekiyordu anlaşılan derdini anlamak için. Tekrar köşeme dönüp taşlarla kafamı karıştırmaya çalıştım bir süre.
Tabiki de karanlık ve köşede olduğu için huzursuz olmuştu Kayla, normaldi böyle olması.
Yanaklarımı şişirip nefesimi vermemle kapının açılması bir olmuştu. Tam arkamı dönmeye yönelmişken ensemde hissettiğim sert bir cisimle birlikte bir ses konuşmaya başlamıştı.
- Yanlış bir harekette bulunduğun an acımam. Sıkarım kafana. Yeterince açık olduğumu düşünüyorum?
Sorar şekilde soruya cevap olarak kafamı onaylar şekilde sallayarak önüme dönmeye çalıştım.
Kardeşim. Kardeşimin kaçması gerekiyordu.
Önüme dönmemle karşımdaki bedenin omzunun arkasında gördüğüm kardeşime baktım. Ağlıyordu.
Kardeşler her koşulda önemli olmalıdır Alkım.
Babamın sesini kafamın içinde duymamla yutkunarak gözlerimi etrafta gezdirdim. Ses çıkarmam gerekiyordu. Kardeşimin elleri ve ağzı bağlanmıştı, herhangi bir çığlık atamazdı.
Benim zaten hiçbir zaman çığlıklarım olmamıştı.
- Küçük hanımlar bu yolculukta size gereken önemi verecek olan benim. Umarım ters bir şey yapıp bu verdiğim önemi boşa çıkarmazsınız yoksa canınız fena yanacak gibi görünüyor.
Önümdeki adam fısıltı şeklinde konuşuyordu ancak sesindeki baskınlık ve tane tane konuşması kelimeleri net bir şekilde anlamamızı sağlıyordu.
- 3 numara, elindeki ipi bana verip diğer hanıma arabaya kadar eşlik et.
Ablamı işaret edip konuşmasıyla öne doğru atılıp kafamı olumsuz anlamda sallamaya başlamıştım ama en başından beri konuşan kişinin beni geriye doğru çekmesiyle, durmak zorunda kalmıştım.
- Küçük hanım, bilgisizliğinize veriyorum bu hareketinizi. Şimdi sessizce elinizi uzatın.
Kolumdaki acının yeri kendini belli ederken ellerimi arkaya doğru uzattım.
- Ağzını bırakıyorum ve yanlış bir harekette bulunmazsın diye umuyorum.
Dilimi bırakmasıyla derin bir nefes almıştım. Evet, ağzımda baskı yokken daha mantıklı düşünüyordum.
Yüzümü kendine doğru çevirmesiyle, gözlerimi siyah bir gözbandı ile örtmesi bir olmuştu. Son anda gözlerimi etrafta gezdirmeye çalışmış olsam da çok birşey görmemiştim. Sadece köşede gördüğüm bahçenin duvarının üstünde birkaç demir vardı ve bu benim son şansımdı.
Ellerimi arkaya doğru çekip bağlayacağı an hızlıca ellerimi çekip, göz bandını açarak öne doğru kendimi atarak, elimle bahçe duvarı üstündeki demirlerin devrilmesini sağladım.
Ben ilk çığlığımı, farkında olmadan bu adamla birlikte bir lunaparkta atmıştım.
.
.
.
.
SELAMLAAARRR (◠‿◕)
.
Nasıl bir giriş oldu?
.
Sizce Alkım'ın başına ne gelecek?
.
Ya da bu adamlar kim ve dertleri ne dersiniz?
.
UMARIM BEĞENEREK OKUMUŞSUNUZDUR :')
(Yanlışlarımı belirtin, birlikte düzeltelim trong>
.
.
ŞİMDİDEN YANLIŞLARIM İÇİN ÖZÜR DİLER, KİTABIMA ŞANS VERDİĞİNİZ İÇİN ÇOKÇA TEŞEKKÜR EDERİM.
.
DİĞER BÖLÜMDE GÖRÜŞMEK ÜZERE ÇİÇEKLERİMM :)
