Prens Charles annesinin küçük kardeşine tokat atmasını beklemiyordu. Kardeşini sanki yeterince rencide etmemiş gibi üstüne bir de tokat atmıştı. Lydia'nın tekerlekli sandalyesi tokatın şiddeti ile geriye savrulurken ses her yerde yankılanmıştı. Charles dona kalmış bir şekilde annesine ve küçük kardeşine bakmaya başladı.ne yapacaktı? gidip kardeşine yardım ederse annesi için hoş olmayacaktı. Eğer annesinin yanına giderse küçük kardeşinin güvenini kaybedecekti. Charles yine tarafsızlığı seçmişti. Kardeşinin ağladığını biliyordu o fiziksel acıya dayanıklı değildi. Charles olduğu yerde kalırken babasının sesi tüm salonu inletmeye yetmişti 'YETER BU KADAR HİLDA! HADDİNİ BİL! MUHAFIZLAR KRALİÇEYİ GÖTÜRÜN! BUGÜN DAHA FAZLA GÖZÜME GÖRÜNMESİN!' evet babası yine annesine kızıyordu. Zaten sadece annesine kızardı. Hiç bir zaman suçu kendinde bulmamıştı. Babasının bu sözleri ile annesinin gözünden akan yaşları görebiliyordu. Annesi hep ağlardı. Charles çocukluğundan beri annesinin en çok ağladığını bilirdi. Aldatılmak ve ikinci planda kalmak onun için artık bir tranva haline gelmişti. Annesi her şeyde iyi olmaya çalışırdı. Kıyafetlerde, makyajda, stratejide, bilgide annesi her konuda iyi olursa hep ön planda olacağını düşünürdü. Oysa babası... bunu düşünmek dahi istemiyordu. Babası koluna dokundu 'kardeşini odasına götür Charles' bu muydu? bu kadar mıydı yani? Babası yavaş yavaş o kadına ilerledi onu ayağa kaldırdı, teselli etti fakat kendi karısını odadan kovdu. Canı yanıyordu Charles'ın böyle olmamalıydı annesinin gördüğü bu muamele onu üzüyordu fakat şunun da farkındaydı kardeşi de bu muameleyi hak etmiyordu. Charles kardeşinin yanına ilerledi. Gözleri kapalıydı. Daha fazla bu olaylara katlanmak istemediği belliydi Charles tekerlekli sandalyenin kulplarından tuttu ve Lydia'yı odasına sürükledi. Lydia yol boyunca ağladı. Onun gözünden dökülen her damla Charles'ın canını yakarken sonunda odasına gelmişti. Kapıyı açtı Lydia'yı içeri soktuktan sonra kapadı. Lydia'yı kucağına aldı ve yatağına yerleştirdi. üzerini örttü. Lydia yavaşça gözlerini açtı. Gözleri kıpkırmızıydı. Onu bulduğu zamandan daha beter görünüyordu. Sanki bir günde büyümüş gibiydi. Charles tekerlekli sandalyeyi yerine yerleştirirken Lydia'nın elini kaldırdığını gördü. Konuşamıyordu babası bunu bildiği için Charles çok küçük yaştayken ona işaret dili öğretmişti. Ayrıca sadece Charles'a değil tüm saraya öğrenmeyi zorunlu bırakmıştı. Lydia'nın söylediği her kelime onun canını yaktı benden hala nefret ediyormuş hem de eskisinden daha da çok demişti. Bu Lydia'nın neden ağladığını açıklıyordu. Kendini suçlu görüyordu. Oysa tüm suç babalarınındı. Charles yorgunca nefesini verdi gözleri dolmuştu. Canının yandığını kardeşine göstermek istemedi ona arkasını döndü ve yanına oturdu Lydia'nın gözünden akan yaşların yanağını yaktığını biliyordu. En azından içini dökecekse daha rahat dökmesini istedi. 'yanağın morarmaya başlamış hekimlerden merhem hazırlamasını isterim' dedi. Boğazı düğüm olduğu için sesi boğuk çıkmıştı. Daha fazla burada kalmak istemiyordu. Ayağa kalktı ve odadan çıktı. Bedenini kapıya dayarken. Lydia'nın içerden gelen hıçkırıklarının sesinin arttığını duyuyordu. İçeri tekrar girip kardeşine sarılmak ve onu sakinleştirmek istedi. Kapının kolunu kavradı ama yapamadı Charles kapının kolunu kapatıp boş koridorda ilerlemeye başladı en sonunda sarayın büyük balkonlarından birine çıktı. Keşke çıkmasaydı. Küçük kardeşinin annesi ağlıyordu Charles'ın babası ise ona sarılmıştı. Annesi görse ne düşünürdü bilmiyordu. Charles onları daha fazla böyle görmeye dayanamadı. Bu onun ailesi değildi. Bu küçük kardeşinin ailesiydi. Onun ailesi asla böyle olamamıştı. Charles babasının ve annesinin sarıldığını asla görmemişti. Zaten babası kraliyet ten biri ile evlenmek zorunda olduğu için annesi hilda ile evlenmişti. Yoksa hep gönlü bu Victoria isimli genç bayanda olmuştu. Charles zorunluluk ile dünyaya gelmişti. İstenerek yapılmış bir çocuk değildi. Oysa küçük kardeşi sevginin çocuğu olmuştu. Kardeşini kıskanmıyordu Charles aksine güzel bir ailesi olacağından onun için çok mutluydu. Sadece bir kere de olsa babasının annesine sevgi ile sarıldığını görmek istemişti. O bu mutlu ama sorunlu aile tablosunu izlerken omzuna bir el dokundu. Biliyordu bu hayat kardeşi Wade di onu amora ve syria çağırmış olmalıydı. Charles yavaş yavaş geri çekildi ve balkondan dışarı çıktı. Charles Wade'i önemsemeyip yanından yürümeye başladı. Kimseye güçsüz görünmek istemiyordu. Wade ise onun en güçsüz günlerinde hep yanında olmuştu. Wade Charles'ın kolunu tuttu ve onu kendine çekerek sarıldı. Charles daha fazla dayanamazdı gözleri dolmuştu ağlamak istiyordu fakat yapamıyordu. Wade Charles'ı bırakmadan konuştu 'hadi gel odana geçelim kızlarda orada bizi bekliyorlar' Charles burnunu çekerek kardeşinin omzundan kaldırdı kafasını 'beni ağlattıktan sonra odama götürmen adil değil' dedi ve yürümeye başladı. Wade arkasından gelip kolunu Charles'ın omzuna attı ve beraber Charles'ın odasına yürüdüler. Charles be Wade bir kapının önünde durdular. Charles içerde bağırıp çağıran annesinin sesini duyabiliyordu. Wade Charles'ı ittirerek ona koridorun sonunda ki odayı işaret etti. Charles ne kadar istemese de odasına doğru yürüdü çünkü Wade Charles konusunda çok hassastı. Charles biliyordu ki Wade'in istemediği bir şey yaparsa varis çalışmalarında onu çok pis döverdi bu yüzden odasının kapısını açıp içeri girdi. Syria ve amora yatağın üzerinde oturuyorlardı. İçeri girdiğinde derin bir nefes aldı Charles. Oda kül kokuyordu. Charles'ın harıl harıl yanan kalbinin külleri. Wade syria ya doğru ilerledi ve saçına şefkat dolu bir öpücük kondurdu. Kardeşini seviyordu ama onunla uğraşmayı da seviyordu. Wade syrianın saçına kondurduğu öpücükten sonra kardeşini yatağa atıp gıdıklamaya başladı. Tam amora ya bakmıştı ki amora kaderini anlayıp hızlıca Charles'ın arkasına saklandı. Charles hüzünle gülerken tek düşündüğü bir gün lydia ile de böyle olabilir miyiz di. Amora bunu Charles'ın bakışından anladı. Dördü birlikte büyümüştü Charles'ın arkasından çıkıp ne kadar etkili olacağını bilmese de Charles'a sarıldı. Amora Charles'a sarıldığında arkadan kolları Charles'ın kaslı bedeni yüzünden birleşmiyordu. Kısa boyu yüzünden ise kafası Charles'ın göğsüne denk geliyordu. Charles güldü ve amora nın saçını okşadı. Onu hep lydia olarak görmüştü. Ona ya civciv yada sarı kafa diye seslenirdi 'tamam civcivim ağlamıyorum' derken sesinin boğuk çıkmasıyla kendini ele vermişti. Amora sinirle nefesini verip Charles'ın göğsüne sert bir yumruk geçirdi ve ona sarılmayı bıraktı. Charles geriye savrulurken amora 'boşuna ağlayacağına gel ringde buluşalım cicim' diyerek kendini ateşe attı. Charles'ın kendine gelmesini istiyordu ama çok pis pataklanacağının farkındaydı. Amora ne kadar kız varisler arasında en iyi dövüşen olsa da kesinlikle erkekler için aynı şey geçerli değildi. Charles amoranın ne yaptığının farkındaydı. Bu teklifi önemsemedi ve kendini yatağına bıraktı. Syria onun bu haline üzülüyordu artık açık konuşmanın vakti gelmişti 'annen mi? ' diyerek tüm sıkıntının nedenini bir anda koydu ortaya. Charles kolu ile gözünü kapadı ve tek cümle ile konuyu kapadı 'annem lydia ya iyi bir tokat attı, babam hala annemi suçluyor birde üzerine o kadın ile sarılıyor, lydia iyi değil öğrendiği her şey onu daha da kötüleştiriyor, az önce annemin sinir krizini bizzat duydum, başka bir şey daha istersen maalesef kalmadı' syria nefesini verip. Wade'in dizlerine yattı 'lydia yı sevmedim' Charles yüzündeki kolunu çekip syria ya baktı bu kız onun la dalgamı geçiyordu 'fazla masum krallığa göre değil ayrıca kara ormanın koruyucusu olduğunu duysa çıldırır ve kendini öldürürdü' Charles hiddetle ayağa kalktı 'o zaten kraliyetten olmak istemiyor syria! Bu konuyu tartışmayacağız' Charles ayağa kalktı ve camın pervazındaki sigarasından bir tane aldı. İçip rahatlaması gerekiyordu Wade lydia için 'iyimi? ' diye sordu. Charles sigarasından bir nefes daha çekti ve ağzından çıkan dumanları izlerken konuştu 'onu yaralı bulduğum zamandan daha kötü görünüyor' Charles kendini iyi hissetmiyordu. Sigarasını bitirip hemen ardına bir tane daha yaktı. sigarasını içerken dışarıda talim yapan öğrencilerini izliyordu. Wade charlesın iyi olmadığını biliyordu ayağa kalktı ve yanına ilerledi. Charles arkadaşının neden yanına geldiğini biliyordu alkol almayı teklif edecekti ama Charles yarın tüm gününü kardeşine ayırmak istiyordu bu yüzden 'biraz yalnız kalmak istiyorum bence siz de yurda geçin yarın talim var' syria sinirle nefesini verdi 'o da gelecek mi?' herkes kimden bahsettiğini anlamıştı. Charles sigarasından bir nefes daha çekti 'bu konu neden seni bu kadar ilgilendiriyor' aldığı nefesi geri bıraktı syria sinirle ayağa kalktı 'neden acaba Charles? çünkü küçüklüğümüz beraber geçti' syira sinirle bağırmaya başladı 'küçüklüğümüzden beri bu konu yüzünden yediğin dayakları, tüm neşeni kaybetmeni, sigara ve alkole başlamanı izledim çünkü! niye lydia denen bir bebek için o tam anlamıyla bir prenses bile değil!' Charles'ın sinirleri iyice gerilmişti. Can kardeşine biricik arkadaşına bağırıp onun kalbini param parça etmek istemiyordu çünkü biliyordu ki syria ne kadar güçlü görünse de duygusal manamda en naif kişiydi bu yüzden sakince cevap verdi 'uyuyacağım' dedi ve sigarasını kül tablasına basarak söndürdü. Duşa girmek için dolabından bir kaç kıyafet çıkarıp yatağına koydu ve kendini banyoya attı. Wade bunun ne demek olduğunu biliyordu iki kızın elinden tuttu ve onları çıkardı. Beraber yurda yürüdüler. Charles küvetini buz gibi bir suyla doldurup içine girdi. Rahatlaması ve yarın ki talim için kaslarını harekete geçirmesi gerekiyordu. bir süre duşta kaldı. en sonunda üşüdüğünü hissedip sudan çıktı. Saat gece yarısına geliyordu. Charles beline beyaz bir havlu bağladı ve banyodan çıktı üzerini kurulayıp. Altına siyah bir eşofman giyip yatağına yattı. acaba lydia uyumuş muydu? hekimlere onun için ilaç yapmasını bildirmişti ilacını sürmüş müydü ki? en iyisi kontrol etmekti. Ayağına siyah terliklerini geçirip ayağa kalktı üzerine rast gele siyah bir tişört giyip odasından dışarı çıktı. Koridorda yürürken etrafı süpüren hizmetçiyi görüp yanına gitti hizmetçi Charles'ı görünce bir reverans duruşu ile onu selamladı 'lütfen işin bittikten sonra banyomu temizle' dedi ve tekrar Lydia'nın odasına yürümeye başladı. Lydia'nın kapısının önüne geldiğinde içeriyi dinledi ağlama sesi gelmiyordu. yavaşça kapıyı açtı ve içeri girdi. Lydia yatakta yatıyordu ,yüzü diğer tarafa dönüktü. Sessizce yanına ilerledi ve yüzüne baktı yanağı tamamen morarmıştı. Charles Lydia'nın yüzüne eğildi ve morarmış yanağına çok hafif bir öpücük kondurdu. Kardeşini çok seviyordu. Lydia'nın yatağının köşesine oturdu ve Lydia'nın saçlarını okşadı. En sonunda yatağa tamamen uzandı. lydia ya çok temas etmek istemediği için aralarına bir yastık koydu. Sonuçta kardeşinin mahremini önemsiyordu. Etrafa baktı her yer koyu tahtalardan oluşuyordu. Bu Lydia'ya göre değildi en kısa sürede bu odayı beyaza çevirmeliydi. Etrafa bakmaya devam ederken Charles'ın gözü komedindeki müzik kutularına takıldı. Lydia'nın pembe müzik kutusunu aldı ve açtı. Sesi çok dinlendiriciydi. Charles uykusunun geldiğini hissetti. Yatağına gitmek istedi fakat başaramadı...
Charles gözünü gördüğü kabustan ötürü bir anda açtı. Perdeden odaya giren ışığı görünce talime geç kalmaktan korkup etrafına bakındı. duvardaki saate baktı saat 07.48 di neyse ki vakti vardı talim 10.30 da başlayacaktı. Charles Lydia'yı uyandırmadan yavaşça kalkmak istedi. fakat Lydia'nın nefesler içinde bir anda ayağa fırlaması ile tüm planı suya düştü


