İçeriğe geç

SUSKUN RUH

Bölüm 2 · 16 dk okuma

SUSKUN RUH

Bölüm 2

TANIŞMA

Koşuyordum.

Bir sonsuzluğa doğru koşuyordum. Hiç bitmeyen uçsuz bucaksız bir ormanda koşuyordum. Sık ağaçlar vücuduma batıyor derime çizikler atıyordu. Nereye koştuğumu bilmiyordum tek bildiğim kan revan içinde dümdüz koştuğumdu. Ölmek umrumda değildi yaşamakta öyle.O uçsuz bucaksız koşu sonunda bitti. Önüme bir kapı çıkmasıyla duraksadım ve hiç düşünmeden kapıyı açıp içerisine doğru bir adım attım. Adımım boşluğa gittiğinde kendimi karanlıkta buldum. Karanlığa düşüyordum, sakindim. Karanlığın içine düşmeye devam ederken karanlığın içinden iki el bana doğru uzandı ve beni tutup tekrar yukarı fırlattı. Yukarıya çıktığımda kalkıp tekrar karanlığa atladım o iki el beni tekrar yukarı fırlattı ve ben tekrar karanlığa atladım. Bu sefer karanlık beni itmedi ve içine çekerek beni yuttu.

Nefes nefese uyandığımda odamdaydım. Ellerim titriyor vücudumu hissetmekte zorluk çekiyordum. Yatakta hafif doğrulup komidindeki suya uzandım. Suyu tek seferde içtiğimde az da olsa kendime geldiğimi hissettim. Yavaşça ayaklarımı yataktan sarkıttım. Ayağa kalktım ve pencereye ilerledim. Kar yağıyordu herkes karla oynuyor eğleniyorlardı oysa ben konuşamadığım için dışarı çıkamıyordum. Çocukları ve benim yaşımdaki gençleri izlerken annemin sesi kulaklarımı doldurdu beni aşağıya çağırıyordu. Pencerenin kenarından ayrıldım ve odamdan çıkarak aşağıya ilerledim. Annem beni görünce yanıma geldi ve bana sarıldı geri çekildiğinde 'okul için hazırmısın' dedi. El hareketleri ile hayır, hazır hissetmiyorum diyerek cevap verdim. Annem dudağını büzerek bana baktı ve omzumu okşadı. Eliyle masayı göstererek oturmamı işaret etti ,oturdum. Yanıma yaklaşıp yanımdaki sandalyeye oturdu. Elini omzuma atıp 'sen özelsin bunu sakın unutma' dedi. İnanmadım ,annem bunu hep söylerdi. Babam, o zaten yoktu yani yaşıyor ama nerede bilmiyorum. Benim engelli olduğumu anlayınca annemle beni terk etmiş. Ona hiç kin beslemedim çünki eğer benim de işe yaramayan bir kızım olsaydı sevmezdim. Ben düşüncelere dalarken annem önümdeki tabağı alıp doldurmaya başladı.yemeyeceğim dedim. Annem bana ters ters bakıp tabağımı doldurmaya devam etti. Okula gitmek istemiyorum annem elindeki tabağı doldurmaya devam ederken 'neden? ' dedi kimse beni sevmeyecek, yalnız kalıcam . Annem elindeki tabağı bırakıp elini saçlarına geçirdi 'eğer yalnız kalırsan senin yanında olucağım' dedi. İnanmak istiyordum, gönlüm el vermedi. Annem yanıma oturdu yemeğimi yememi bekledi. Ben ise yemeğimi yemek istemiyordum. Annem daha fazla dayanamadı ve "yemeğini ye lydia ilaçlarını içmek için tok olman gerekiyor".Gözlerimi devirdim kendimi bildim bileli her kahvaltıdan sonra hap kullanıyordum annem vitamin olduğunu söylediği ve benim cidden hasta olmamamı istediği için yıllardır bir şey diyemiyordum sıkkın bir sesle peki diyerek yemeğimi yedim ve ilaçlarımı kullandım sonra annem beni yukarı çıkardı okul formamı verdi ve odadan çıktı. Okul formalarına baktım 'neanderhald okulu' yazıyordu. Çoğu kişinin sınavla alındığı o liseye sırf elimi iyi kullanıyorum diye kabul edilmiştim . Sesizce iç çektim. Bu okulda sadece kontenjan fazlalığıydım. Yinede o siyah elbiseyi giydim uzun okul ceketini de üstüme aldım. Aşağı indiğimde annem beni gördü ve koşarak yanıma geldi 'hep bu günün hayalini kurdum' iç çekti 'çok güzel oldun kızım' anneme gülümsedim samimi bir gülümseme değildi. Birazdan okul başlayacak ben gidiyim artık. Annem başıyla beni onayladı , kapıya kadar beni geçirdi ve kapıda 'sen özelsin insanların fikirlerini umursama' dedi. Hiç bir şey diyemedim sadece hoşçakal anlamında elimi salladım. Dışarı çıktım , servisin gelmesini bekledim. Geldiğinde nefesimi vererek içeriye adımımı attım. Diğer öğrenciler beni gördüğünde kulaktan kulağa konuşmaya başladılar. Neden konuştuklarını anlayabiliyordum. Okula ilk defa gelen bir kız. Üstelik engelli bir kız. Nasıl garip hissettiklerini tahmin ediyordum. Servisin içinde ilerlemeye başladım en arka koltuğa oturdum. Bir kulağıma kulaklığımı taktım ve müziğimi açtım. Tam o esnada bir kızın yanındaki arkadaşına 'bu ucube duyabiliyormuymuş' dediğini işittim. Ona doğru döndüğümde bana bakan gözlerini hemen kaçırdı. Kırılmamıştım. Bu cümleleri duymak benim günlük rutinim arasındaydı. Okula varana kadar pencereyi izledim. Okula vardığımızdaysa servisten en son ben indim. Servisten inince ilk dikkatimi çeken öğrenciler oldu. İlk defa bu kadar insanı bir arada görüyordum. İlk defa bu kadar sesi bir arada duyuyordum. Yavaşça okulun içine ilerlemeye başladım. İçeri girdiğimde sınıfları gösteren bir pano buldum. Panoya yaklaşarak hangi sınıfta olduğuma baktım. Toplam altı sınıf vardı her sınıf ise on kişiydi. Kendi sınıfımı buldum. Dördüncü sınıftaydım. Sınıfın olduğu yere doğru yürümeye başladım ve içeri girdim. Öğretmen çoktan gelmişti diğer öğrenciler ise beni görünce donup kalmışlardı. Öğretmenimiz beni yanına çağırdı ve 'kendini tanıt canım ben senin için çevireceğim' dedi. Sınıfa döndüm ve ben lydia konuşma engelim var ama söylediklerinizi duya bilirim dedim. Öğretmenim harfi harfine söylediklerimi çevidi. 'Başka söyleyeceğin bir şey var mı canım' dedi öğretmenime dönerek yok dedim. Eliyle boş bir sırayı göstererek 'buraya geçebilirsin' tamam anlamında başımı salladım ve gösterdiği yere oturdum. Bir kaç dakika sonra sert bir biçimde kapı açıldı. İçeriye nefes nefese bir kız girdi. Arka sıralardan bir çocuk 'amora yine geç kaldı' diyerek gülmeye başladı. Kıza baktığımda arkadaki çocuğa gözlerini devirdi. O sırada kızla gözgöze geldik. Bana gülümsedi. Evet o kız bana gülümsedi. Belkide benim engelli olduğumu bilmiyordu. Ama bilmemesi imkansız sayılırdı. Burada yaşayan herkes beni bilirdi. Garip bir duyguydu birinin bana beni yargılamadan yaklaşması. İlk defa böyle bir olay yaşıyordum. Elim ayağıma dolandı. Hiç bir şey yapamadım. Öğretmenimiz etrafa baktı ve eliyle benim yanımı göstererek 'buraya otur amora' dedi. Amora başını sallıyarak yanıma oturdu. Bana döndü ve 'merhaba' beni süzdü 'ne kadar güzel saçların var' durdu ben konuşmayınca 'kendini tanıtsana' dedi. Beni yargılayacağını düşünmediğim için bir kağıt alıp ben konuşamıyorum yazdım. Elini omzuma koydu 'hey sıkıntı yok el hareketlerini biliyorum' şaşırmış bir şekilde ona baktım sonra. Ben lydia, 18 yaşındayım yeni geldim bu sınıfa gerçi anlamışsındır zaten dedim. Beklenmedik bir şekilde el hareketleriyle fark ettim, istersen arkadaş olalım dedi. Elimle duyabiliyorum neden elinle gösteriyorsun? Konuşarak ' biliyorum sadece böyle konuşunca daha iyi empati kura biliyorum' durdu ' telefon numaranı versene konuşuruz, hatta ders bitiminde benle gel sana okulu gezdireyim istermisin' gülümsedim olur gezeriz dedim. Numarasını bir kağıda yazdı ve bana verdi. Numarasını alıp kalemliğime koydum ve dersi dinlemeye devam ettik. Ders bittiğin de eşyalarımızı orman biyolojisi dersi için labaratuvara bıraktık tenefüs o sırada ' hadi gel gidelim' dedi. Pek emin değilim aslında kimse bana alışmadı ya benle dalga geçerlerse? Dedim. 'Aman kimin umrunda sanki' tam elimi kaldırmışken arkadan bir kız sesi duydum. Oraya baktığımda büyük ihtimalle yabancı bir krallıktan gelen orta boylu bir kızın koşarak bize doğru geldiğini gördüm. Kız yanımıza geldiğinde 'amora labaratubara gel demiştin noldu? ' kız bana baktı, ben ona baktım , güldü, güldüm. 'Çok önemli bir durum değil aslında sadece kitabını verecektim syria' adı benim adıma çok benziyordu güzel bir ismi vardı. Nefesini veren syria 'ben de bugün ki buluşma ile ilgili sandım'. Amora yanlarında benim de burada olduğumu hatırlamış gibi boğazını temizledi

'Syria bu lydia zaten onu tanıyorsundur senin kardeşin gibi konuşma sorunu var' dedi. Syria'nın kardeşi demi konuşamıyordu? Ama bu kasabada sadece benim engellim olduğunu sanıyordum. Syria gülümseyerek bana 'memnun oldum' diyerek elini uzattı bende diyerek onun elini sıktım. Amora 'siz burda durun ben de hemen kitabını getireyim sonra lydia ile okulu gezeriz' dedi. İkimizde onu başımızla onayladık ve o da sınıfa doğru ilerledi. Syria bana dönüp 'amora ile küçüklükten arkadaşız ikimizde buraya okumak için geldik ailelerimiz başka bir krallıkta yaşıyorlar' dedi. Elimi kaldırdım açıkçası bu kasabada benden başka konuşamayan biri yok diye biliyorum amora da kardeşinin benim gibi olduğunu söyleyince şaşırdım dedim. Güldü 'evet o güzel gözlerinin büyümesinden fark ettim' dedi sonra bize doğru gelen amorayı izlerken gözleri doldu ve bana döndü. 'Kardeşimde konuşamadığı için ne yaşadığını içten bir şekilde anlıyorum ama korkma seni rencide etmelerine izin vermem' dedi. Benimde gözlerim dolmuştu teşekkür ederim dedim bana baktı ve elimi sıkarak "sorun yok" dedi. Gülümsedim o sırada amora elini syria nın omzuna koydu. Syria bir anda amoranın elini hissetmesiyle irkildi. Amora ise syrianın irkildiğini hissedip eli ile ağzını kapatarak "özür dilerim çok mu korktun" dedi. Syria ise gülerek "yok çok korkmadım" dedi. Amora başını salladı ve syria ya bir kitap uzattı. Syria kitabı aldı bende merak ettiğim için kitabın ismine baktım. Kitabın kapağında kara orman ve sihirleri yazıyordu. Bu kitabın onların elinde olması beni şüphelendirmişti. Bunun nedeni ise şuan Neanderhald Krallığında olmalarıydı. Bu kitap burada yasaklanmış olmasına rağmen onlardaydı ve bu bir suçtu. Ahh hayır cidden ilk günden birde bir suçamı bulaşıcaktım? Hayır , kesinlikle görmezden gelecektim. Birden ayağa kalktım ve ikiside bir anda bana baktı. Ne diyecektim? Onlara ne söyleyip yanlarından uzaklaşa bilirdim? O sırada aklıma bir şey geldi. Kızlara dönüp telefonumu sınıfta unutmuşum hemen alıp geleceğim dedim. Amora "tamam bizde gelelim" dedi Syria da başını sallayarak amorayı onayladı. Yok ben gider alırım hemen, yormayın kendinizi ikisi de birbirleriyle bakıştıktan sonra syria "peki, ama hızlı ol" dedi. Kafamı sallıyarak onayladım ve sınıfa doğru koştum. Sınıfa girdiğimde tüm gözler benim üzerimdeydi. Hızlıca sırama gittim ve telefonumu alıp anneme yazdım.

–Anne beş dakika sonra beni ara

–neden?

–boş ver nedenini beni ara ve beni burdan al nolur

–tamam hemen geliyorum annecim sen sakin ol

Telefonu kapatıp yine koşarak kızların yanına gittim. Sıraya oturmuş harıl harıl bir şeyler konuşuyorlardı. O sırada syria beni gördü ve amorayı dürterek susturdu. İkiside bana bakarken yanlarına gittim ve telefonu gösterdim aldım dedim. Tam o sırada annem aradı kızlara telefonu gösterip ben bir konuşayım dedim. Görüntülü aramayı açtığımda annem araba sürüyordu.Anneme geliyormusun dedim "hemen geliyorum kapıda bekle beni" kafamı salladım ve kapattım. Amorada syria da beni izliyordu. Artık burdan uzaklaşmam ve başımı belaya sokmamam gerekiyordu. Kızlara baktım gitmem lazım galiba hastaneye gideceğiz. İlk önce bana sonra birbirlerine baktılar. Syria "tamam ozaman biz seni kapıya kadar götürelim" eğer hayır dersem birşeylerin ters gittiklerini anlarlardı, bu yüzden mecburen tamam diyerek kafamı salladım ve yan sıradan eşyalarımı aldım. İkiside sıralarından kalkıp yanıma geldiler beraber okul kapısına ilerledik. Okul kapısının yanına geldiğimizde ders zili çaldı bu yüzden ikiside bana sarılıp tekrar harıl harıl konuşarak sınıfa ilerlediler. Bende bahçedeki oturaklardan birine oturarak annemi beklemeye başladım. Bir süre sonra kapıda annemin beyaz arabası durdu. Oturduğum yerden kalktım eşyalarımıda elime aldım ve arabaya doğru ilerledim. O sırada annem arabadan inip yanıma doğru koşmaya başladı. Yanıma geldiğinde elimdeki eşyaları tutup telaşla yere koydu ve beni incelemeye başladı. Kolumdan tutup beni arkaya çevirerek hem arkama hem önüme baktı,Bileklerimi sıktı,Dişlerime baktı.Ben ise en sonunda dayanamayıp anne iyiyim ben sorun yok dedim iyice bana bakıp kızgın bir şekilde "neden seni almamı istedin o zaman boşu boşuna hem benim zamanım gitti hemde sen dersini kaçırdın" oflayarak anneme baktım. Anne lütfen bir eve gidelim sonra anlatıcam herşeyi annem okul eşyalarımı bana verip ciddi bir sesle "dersine git lydia daha fazla geri kalma" dedi ve arabasına yürümeye başladı. Annemin arkasından gittim ve kolunu tutup kendime çevirdim anne sana ihtiyacım var... Lütfen gidelim. Annem bir süre bana baktı ve elimdekileri alıp arabaya yönelirken konuştu. "Eve gittiğimizde herşeyi bana anlatıyorsun duydunmu?" diyerek bana baktı. Kafamı salladım ve anneme sarıldım geri çekildiğinde annem yanağımdan öpüp arabanın kapısını açarak oturmamı işaret etti ve arabanın bagajına doğru gitti. O arabanın bagajına eşyaları koyarken bende koltuğa oturdun ve kapıyı kapatarak kafamı cama yasladım. Birkaç saniye sonra annemde şoför koltuğuna oturdu. Arka koltuktan çantasına uzandı. Geri koltuğuna yerleştiğinde. Çantasındaki peçeteyi çıkarıp bana uzattı. "Yerle mişsin lydia hasta olmanı istemiyorum" dedi.Anneme sırtımı döndüm ve annem sırtıma peçeteyi sıkıştırdı. Tekrar önüme döndüğümde başımı cama yasladım. Annem de arabayı çalıştırdı. Bu gün ne kadar az dışarıda kalmış olsamda yeterince yorulmuştum. Başımı yasladığım camdan dışarıyı izlerken. Cama bir damla su düştü. Ardından devamı geldiğinde annem arabanın sileceklerini çalıştırdı.Ben hüzünle yağmuru izlerken küçüklüğümde okuduğum bir kitaptan alıntı takıldı aklıma. Yağmur damlaları ölümü mü? simgeler yoksa doğumu mı? Bence bu sorunun cevabı hayat. Hayat hem ölüm hemde doğumu barındırır. Hayat için doğarsın aynı bir su damlası gibi. Bir cama düşersin ama bir süre sonra başka bir damla alır götürür seni. Ölürsün. Ölürken bir damlayı daha götürürsün peşinden. Seni öldüreni de öldürürsün vicdan azabıyla, ama sonra öldüğün yerde bir yaşam başlar. Bir damla düşer senin öldüğün yere. Bu böyledir. Bu bir döngüdür. Acıdır ama değişmez.bunun adı hayattır ve hayat acımasızdır. Ben bunları düşünürken araba durdu. Nerde olduğumuza baktım. Eve gelmiştik bile. Annem ayağımın altında ki şemsiyeyi gösterdi "şunu alarak çık ıslanma" tamam dedim. Ayağımın ucundaki şemsiyeyi alıp dışarı çıktım. Annemin kapısına ilerledim ve şemsiyeyi açarak ona doğru uzattım. Annem eşyalarımı aldıktan sonra arabadan indi. Arabayı kilitledikten sonra eliyle evi gösterdi ve yürümeye başladı. Bende onu takip ettim. Kapıya geldiğimizde annem montumu bana uzattı "şunu tut" dedi. Elinden montumu aldım. O sırada annem çantasını açıp kurcalama ya başladı. Bir kaç saniye sonra evin anahtatını buldu ve kapıyı açtı. İçeri girip evin ışıklarını yaktı. Bende içeri girip ayakkabı mı yerine koyup montumu da askılığa astıktan sonra içeri ilerledim. Gözlerim annemi ararken annem banyodan çıkıp mutfağa ilerlerken konuştu "ellerini yıkadıktan sonra mutfağa gel konuşucaz" kafamı sallayarak banyoya ilerledim. Banyonun kapısını açıp lavabonun önünde durdum. Musluğu açtım ve elimi yıkamaya başladım. Annem eskiden babamla tartıştıktan sonra babam annemle barışmak için çiçek alır ve annem mutfakta yemek yaparken verirmiş. Bu yüzden babamdan sonra annem benimle yapacağı her konuşmayı mutfakta yapma kararı almış ve öylede yapıyor. Bunu yapmasının tek nedeni ise her tartışmamızın sonunda bir barış doğacağına inanması. Annem bana bunları söylediğinde kesinlikle babamın annemde büyük bir etki bıraktığını anlamıştım. Gerçi anlamamak elde değil. Ellerimi yıkadıktan sonra kurulayıp banyodan çıktım ve mutfağa ilerledim. Annem yemek yapmaya başlamıştı bile. Benim geldiğimi fark edince arkasını dönmeden "otur" dedi. İçimden ne diyeceğimi düşünürken sandalyeyi çekip oturdum. O sırada annem doğradığı havucu bırakıp karşımda ki sandalyeye oturdu. Eliyle dinliyorum işareti yaptı. Konuşmam gerekti aslında kitabı bahane etmem saçma olurdu. Yani tamam kabul ediyorum kızlar ne kadar iyi olsalarda okul beni çok sıkmıştı napabilirim. "Lydia anlatacakmısın" annemin sesiyle düşüncelerimden bölündüğümde anlatmaya başladım. Herkes arkamdan konuşuyorsun bende dayana- annem elini kaldırıp beni susturdu "doğruları anlat" oflayarak iki kızla tanıştım Amora ve syria aslında iyi kızlar ama amoranın syria ya kara orman ve sihirleri kitabını verdiğini gördüm bu suça karışmak istemediğim için uzaklaşmam gerekiyordu kızlarda beni bırakmayınca bende seni aradım hem gerçektende diğerlerinin bana bakışı beni çok rahatsız ediyordu benim için böylesi daha iyi oldu. Annem gözleri büyümüş bir şekilde bana bakıyordu. Anne,okula gitmemi istediğini biliyorum ama okul bana göre değil anla artık. Anneme bakarken gözlerinin dolduğunu fark ettim. Biraz fazla abartıyor sanki. Yani dimi?. Hangi anne bunun için ağlar ki sonuçta. O sırada annemin gözünden bir damla yaş düştü ve bu kadar erken mi? Diye fısıldadı anneme dönüp ne erken mi? Dedim. Annem gözünde ki yaşı silip "seni okuldan alıyorum lydia ayrıca çok önemli bir şey olmadığı sürece dıaşrı çıkman yasak, camdan bile dışarı baktığını görmeyeceğim" kesinlikle fazla abartıyordu neden ceza aldım ki şimdi?. Anne abartmıyormusun. Yavaşça elimi tutup öptü "bunu seni korumak için yapıyorum canım lütfen sadece sözümü dinle olurmu" elimi sertçe çektim neyden koruyacaksın anne peşimizde alacaklı mı var, kral bizimi asacak ne var anne ne?. Annem ayağa kalkıp mutfak tezgahına giderken konuştu "lydia lütfen diretme şimdi odana git ve dinlen biraz".Sinirle yerimden kalkıp odama doğru ilerlemeye başladım. Basamakları hızlı hızlı çıkıp odama girdim ve kapıyı kapattım. Yavaş yavaş yatağıma doğru ilerledim ve yatağımdaki pijamalarımı giyip yatağa yattım. Annem hayatıma ben kendimi bildim bileli karışırdı fakat artık bir şeyleri kendim halletmem gerekiyor. Şuan annemin beni korumaya çalışırken bana armağan ettiği tek şey anksiyetemin tüm vücudumu sarmasıydı, aşırı derecede terlediğimi, hızlı nefes aldığımı ve çarpıntım olduğunu hissettiğimde anksiyete atağı geçirdiğimi anlamak çok ta zor değil di hemen yatağımın yanındaki müzik kutusunu açtım ve kendi etrafında dönen balerini izlerken rahatlatıcı müziğin etkisiyle kendimi uykunun kollarına teslim ettim... Bir kaç saat sonra kulağıma dolan annemin sesiyle gözlerimi araladım yatağımın başına oturmuş saçlarımı okşuyordu. Gözümü ovuşturup vücudumu esnettikten sonra yavaşça yatakta doğrulup saate baktım. 19.48 di. Esneyerek hala çalan müzik kutumu kapattım ve yatağın başlığına yaslanarak oturdum. Annem komidinime koyduğu yemek tepsisini alıp bana uzattı ve başımdan öpüp "yemeğin bitince telefonun ile bana mesaj at gelip ilaçlarını getireyim tamammı" dedi. Kafamı sallayıp elime çatalımı aldım ve tatlı patates yahnisi ne batırdım Neanderhald krallığında çok yaygın olan ve lezzetli bir yemek olmasıyla beraber Neanderhald tam bir tatlı patates zulası olduğundan dolayı yapımı da çok ucuza geliyordu. Annem yemeğimi yediğimi görünce kapıya doğru yürüdü ve odamdan çıktı. Annemin aşağı indiğinden emin olduktan sonra gizli alanıma yani kitaplığıma ilerledim. Annem kitaplarımı okumamı istemiyordu çünkü Neanderhald lı olan çoğu yazar kitapları mutsuz sonla bitirdiğinden kafama takıp anksiyetemi arttıracağını düşünüyordu yani belki biraz haklı olabilirdi, ayrıca yeni atak geçirdiğimi düşünürsek en iyisi tarih kitabı seçmekti bu yüzden dört kral tarihi kitabını seçip yatağıma oturdum. Yorganı üzerime çekip tepsiyi kucağıma aldıktan sonra kitabı elime aldım ve açtım aslında kısaca kitabın özedi şu. Şuan da bulunan dört krallığın tarihini anlatıyor. Bu krallıkların ilk kurucuları yani atalarımız kardeş olduğundan şuan bu dört krallığın soyundan gelen herkes akraba sayılıyor. Şimdi kuruluşlarına gelirsek eğer kitapta aynen şöyle yazıyor:

Atalarımız yani dört kral o zamanın en iyi büyücülerin çocuklarıydı bu sayede de bu dört büyücü (atalarımız) en iyi büyücüler arasında yer alıyorlar dı fakat öyle bir gün geldi ki... . M.ö 11.y.y da 27 şubat günü tüm büyücülerin toplantı yaptığı o gün atalarımız bizim Asharoht adını verdiğimiz canlılar tarafından saldırıya uğradılar. Ejderhaya benzer fakat onlardan farklı olarak kör,sığar ve ateş çıkaramayan yaratık olarak bilinirler avlarını sesleri ile sersemlettikten sonra pençeleri ile avını öldürür fakat yemezler. Bu yüzden Asharoht lar en piskopat canlı olarak tarihimize geçmiştir. O gün atalarımız saldırıya uğradığında kaldıkları kasaba yerle bir olur. Bir çok insan ölür ve hayat neredeyse son bulur o sırada ailesini kaybeden atalarımız daha fazla dayanamayıp toplu intihara kalkışırlar kendilerini zehirli okun ucundaki zehir ile öldürecekken sadece atalarımız (rivayete göre) bir ışık süzmesi ile lanetlenir bu lanet sayesinde şuan da Gegand Krallığında bulunan kara orman doğar atalarımız kutsal kara ormandan aldığı bu güç ile Asharoht ları yener ve kendi krallıklarını kurarlar ve atalarımızın aldığı bu gücün nasıl olduğu bir sır gibi saklanıyor.sadece krallığın soyundan gelenlerin bildiği özel bir kütüphanede yer alan kara orman ve sihirleri adlı kitapta bununla ilgili sırlar yazıyor bu yüzden halktan insanların bu kitabı okuması oldukça büyük bir suç.Ayrıca büyücülerin Asharoht ları Gegand Krallığında yendikleri için ilk kurulan ve en yaşlı büyücülere sahip olan krallığın Gegand Krallığı olduğu düşünülüyor , ondan sonra kurulan ve şuan en düşük nüfusa sahip olan Neanderhald Krallığı ise kesinlikle aralarında en fazla harcanan Krallık sadece 4 kasabadan ve 1 saraydan oluşuyor ve Neanderhald dan sonra kurulan en genç krala sahip olan Ruwirya Krallığı kurulduktan 6 veya 9 yıl sonra bazı kaynaklara göre değişiyor en son da ise Vruliewen Krallığı kuruluyormuş. Asıl bu kitabın benim favorim olmasının nedeni ise hiçbir tarih kaynakçasında bulunmayan fakat Gegand Kralı'nın onayladığı kayıp varis olayı. Efsaneye göre 2006 yılında doğan ve şuan 18 yaşında olduğunu düşünülen kayıp prenses hakkında bilinen bir diğer şey ise lanetli olması krallığın soyundan gelen diğer herkes kızın kara ormanın koruyucusu olduğunu düşünüyorlar. Kıın kaybolma nedeni ise annesinin onu bir kasabaya bırakıp kaçması 4. Kraliçe yani kızın annesi o geceden sonra kara ormanda ölü bulundu. Bunu kızının intikam için yaptığı düşünülüyor ama bence alakası yok. Çatalımı kitabı okumaya devam ederken tabağımdaki tatlı patateslere batırmaya çalıştım ama her batırmaya çalıştığım yer boşa gelince kitabı oflayarak kapatıp yatağın kenarına koydum ve telefonumdan anneme mesaj attım. O benim ilacımı getirene kadar hızlıca kitabı yerleştirip geri yatağıma yattıp annemi beklemeye başladım bir kaç dakika sonra kapım açıldı ve annem elinde ilaçlarımla döndü hepsini içip boş bardağı anneme uzattım uyuyacağım anne televizyonun sesini biraz kısarmısın lütfen annem başımdan öpüp "aşağı iner inmez kısıcağım canım uyu bakalım".yatağıma uzandım, annem yorganı üzerime kadar örttü, komidindeki tepsiyi aldı ve odamdan çıktı. Yavaşça kolumu kaldırıp müzik kutumu açtım annem de televizyonun sesini kıstığı için bu eski balerinin müziği rahatça duyuluyordu. Bu eski kutuyu seviyordum çünkü bu bana babamdan kalan son şeydi. Babam bir kızı olacağını öğrendiğinde koşa koşa bana bunu almış... Neden bilmiyorum ama annem babamdan nefret etsede ben edemiyorum, ona karşı içimde garip bir his var galiba o ne yapmış olursa olsun onu seveceğim. Müzik kutusunu kapatıp tekrar komidine koydum ve yorganıma sarılarak tekrar derin bir uykuya gözlerimi yumdum...

𖤓

Bölüm sonu

4 yorum