İçeriğe geç

sürüm 2.0

Bölüm 1 · 10 dk okuma

sürüm 2.0

Bölüm 1

1.Bölüm

Buradaydım. Bir buçuk yıl boyunca deli gibi çalışıp uğraştığım yazılımı satabilmek için Valenti Teknoloji’nin şirket binasının önündeydim. Yanımda da üniversiteden arkadaşım caleb vardı. Bu şirketi bana o önermişti. Onun aracılığıyla milyonlar kazanabilirdim.

Çok heyecanlıydım; ellerim titriyordu ve heyecandan yerimde duramıyordum. Kendime sürekli sakin olmam gerektiğini hatırlatıyordum ama nafile. Döner kapıya doğru ilerledik. Önce ben, sonra caleb olmak üzere binaya girdik.

İçerisi o kadar ferahtı ki dışarıdaki kavurucu sıcağı anında unutturdu. Etrafa göz gezdirmeye başladım. Girdiğimiz kapının yanında, plastik olduğu belli olan yemyeşil bitkiler vardı. Binanın duvarları ise krem rengindeydi. Şahsen ben krem rengini pek sevmezdim.

Çok oyalanmamaya çalışıp caleb’e döndüğümde, onun çoktan resepsiyona doğru ilerlediğini fark ettim. Bir an için, buraya daha önce gelmiş olabileceği fikri doldu zihnime. Sonra da kendi kendime, “Tabii ki gelmiş olabilir, bu şirketi zaten o bulmuştu bana,” dedim ve kendimi rahatlatmaya çalıştım.

Bu sırada caleb, resepsiyondaki kadınla konuşmuş ve randevumuz olduğunu söylemişti. Kadın ise güler yüzle bize yirmi sekizinci kata çıkmamız gerektiğini söylemiş ve toplantı odasını tarif etmişti. Çok beklemeden asansöre doğru ilerlemeye başladık. caleb hemen asansörü çağırdı ve beklemeye başladık.

İki Hafta Önce

Uzun bir süredir emek verdiğim, canla başla çalışıp uğraştığım yazılımımı nihayet bitirmiştim. Bir buçuk yılımı almıştı ama başarmıştım. Üçüncü sınıf bir yazılım öğrencisi için neredeyse imkânsız olan bu programı ben tamamlamıştım. Zamanımı, uykumu, gecemi, gündüzümü vermiştim ve sonunda buna değmişti.

Kısaca özetlemek gerekirse, aslında bir koruma yazılımı. Davranışsal analiz ve gerçek zamanlı koruma yapıyor. Yani virüsleri detaylıca tarayıp, yeni çıkan virüsleri tespit edip anında engelliyor. Gerçek zamanlı korumayla da sisteme girmeye çalışan kötü amaçlı yazılımları anlık kontrol ediyor ve anında engelliyor. Çok basit görünüyor olabilir ama yapması tam bir buçuk yılımı aldı.

Bu yazılımı bitirdiğimi kimseye söylememeyi düşünüyordum. Arkadaşlarım Theo, Emily ve caleb yazılımla uğraştığımı biliyorlardı ama bitirdiğimi bilmiyorlardı. Geçen perşembe günü buluştuğumuzda onlara yanlışlıkla bitirdiğimi söyledim. Bu yüzden artık biliyorlar.

Ama ailem bu yazılımla uğraştığımı bilmiyor. Sadece okuldan verilen ödevlerle uğraştığımı sanıyorlar. Bilmelerine gerek de yok, en azından şimdilik. Çünkü işler ciddileşmeden söylemek istemedim.

Perşembe günü Emily ve Theo yanımızdan ayrıldıktan sonra, caleb beni bırakırken şöyle dedi:

“Bu yazılım için ne kadar uğraştığını hepimiz biliyoruz ve bence bunu böyle bırakmamalısın.”

Ona dönüp anlamaz gözlerle baktığımda ise devam etti:

“Mabel, bu yazılımı bir şirkete satıp zengin olabilirsin. En büyük hayalinin dünyayı gezmek olduğunu biliyorum. Kazandığın parayla ailene bağlı olmadan dünyayı gezebilirsin. Kendi ayaklarının üzerinde durabilirsin. Bunu istemez misin?”

O an gaza gelip “Neden olmasın?” diye düşündüm. Ve ona, bana yazılımı satabileceğim bir şirket bulmasını istedim. Ama sonuçlarını düşünmeden, yine anlık bir kararla hareket etmiştim…

caleb beni eve bıraktıktan sonra, gece yarısına kadar düşündüm sonuçlarını. Güncelleme sunucusu hacklenirse ve bir arka kapı bırakılırsa, bunu tespit etmek çok zaman alabilir. Yazılımın kodlarını değiştirip kötü amaçlı bir hale getirebilirler. Ki bu da, bu yazılıma sahip olanlar için ciddi sonuçlar doğurur.

Kısaca özetlemek gerekirse, girdikleri her dosya, her site, en basitinden her hareketleri bu yazılım sayesinde izlenebilir. Yani casus yazılıma çevrilebilir. Sonra da virüsleri algılamaz ya da görmezden gelir. Bunlara ek olarak, kök erişimi kötü niyetli şekilde kullanılırsa güvenlik yazılımı devre dışı kalabilir. Tüm dosyalara erişebilir ve kendini gizleyebilir.

Yani bu yazılımı kullanacak olan kişilerin çok dikkatli olması gerekiyor. Aksi takdirde veri ihlalleri ortaya çıkar: müşteri bilgileri, kaynak kodlar, finansal belgeler… Liste uzar gider. Kötü amaçlı ellere geçtiğinde gerçekten baş ağrıtıcı sonuçlar doğurur.

O yüzden şu an silsem mi, satsam mı ikilemindeyim. Ama bu yazılımı alacak kişilerin dikkatli olacağını ve gerekli önlemleri alacaklarını umuyorum. Bu yüzden satacağım… sanırım, dedim kendime.

Şimdi ise salı akşamıydı. Yatağımda uzanmış, kafamı dağıtmak için film izliyordum ama pek başarılı olamıyordum. Bilgisayarı yatağımın yanındaki komodinin üzerine bıraktım ve üzerimi değiştirmek için kıyafet dolabına yöneldim. Dolabı açıp bir tişört ve bir şort aldım. Üstümü değiştirdikten sonra telefonumu ve kulaklığımı alıp aşağıya indim.

Saat akşamüstü yediye geliyordu ve annemle babam evde değildi. Kendilerine ait bir atölyeleri var. Özel tasarım mobilyalar üretiyorlar. Bazen ünlüler için bir şeyler tasarlıyorlar. Bu yüzden az çok tanınan bir aileyiz ve haliyle onlar da daha çok çalışıyorlar. Aslında bu son iki yıldır böyle. İki yıl önce, ünlü bir iş adamının eşi ailemden özel tasarım bir masa ve koltuk takımı istemişti. Sonuç çok beğenilince sosyal medyada popüler oldu. Sonrasında ise işler epey arttı. Böyle olunca ablam da onlara yardım edebilmek için atölyede çalışmaya başladı.

Evden çıktım. Biraz uzaklaştıktan sonra tam kulaklığımı takacaktım ki caleb’den gelen aramayla yerimde sıçradım. Onu çok bekletmeden telefonu açtım. caleb hiç beklemeden konuşmaya başladı:

“Hey, naber? Geçenlerde benden sana bir şirket bulmamı istemiştin ya… Valenti Teknoloji Şirketi’yle bir görüşme ayarladım. İki gün sonra, saat 14.00’te. Ne diyorsun?”

Biraz sıkıntılı bir nefes verdim.

“Diyecek çok bir şey yok aslında… Gidelim ve konuşalım,” dedim.

caleb sanki bu cevabı bekliyormuş gibiydi.

“Harika! O zaman salı günü seni almaya saat on bir buçuk gibi gelirim. Şimdi gitmem lazım, görüşürüz,” dedi hızlıca.

Ben de ekledim: “Görüşürüz.”

Telefonu kapattıktan sonra kulaklığımı taktım ve yürümeye başladım. Ne kadar süre geçti bilmiyorum ama hava yavaş yavaş karardı. Az sonra yağmur yağacak gibiydi. Gök gürlemeye başladı. Daha fazla dışarıda kalmamalıydım. Eve doğru ilerlemeye başladım. Yaklaşık on dakika geçmişti ki eve vardım. İçeri girer girmez merdivenlere yöneldim ve odama çıktım. Sonrasında duş alıp uyumaya çalıştım. Ertesi gün de aynıydı: okula gittim, geldim, yürüyüşe çıktım ve yine akşam oldu.

Sabah saat dokuza kurduğum alarm ile biricik uykumdan uyanmak zorunda kaldım. Bugün büyük gündü, bu yüzden saat on bir buçuğa kadar hazırlanmam lazımdı. Yatağımdan kalktım, aşağıya inip mutfağa geçtim. Kendime bir tost hazırladım. Tosttan sonra yeşil çay demledim. Kahvaltımı bitirir bitirmez odama çıktım, duş aldım. Üzerime bol siyah bir palazzo pantolon ve üzerine bol beyaz bir tişört giydim. Tişörtü pantolonun içine katladım, sonra dışarıya doğru hafifçe çekiştirdim. Spor-şık bir görünüme sahiptim ve bu hâlim hoşuma gitmişti.

Üzerime krem rengi bez bir omuz çantası aldım. Bilgisayar çantamı ve diğer eşyalarımı da alıp aşağıya indim. caleb’ı beklemeye başladım. Yaklaşık yarım saat sonra kapının önünde bir korna sesi duydum. Hemen eşyalarımı kaptığım gibi dışarı çıkıp arabaya bindim.

Corvallis’ten Portland’a gitmek üzere yola çıktık. Neredeyse bir buçuk saatlik yolumuz vardı. Radyoyu açtım ve yolu izlemeye başladım.

Şimdi

Asansör geldiğinde yirmi sekizinci katın düğmesine bastık. Yukarı çıkmaya başladık. Asansör durduğunda indik ve toplantı odasına doğru, kadının tarif ettiği şekilde ilerledik. Odaya yaklaştığımızda, cam kapıdan içerisi görünüyordu. İçeride ikisi kadın olmak üzere altı kişi vardı.

Girdiğimiz anda tam karşımızda geniş bir cam vardı ve şehir ayaklarımızın altında gibi görünüyordu. Odanın tam ortasında camdan uzun bir masa, etrafında ise siyah renkte ve konforlu olduğu metrelerce öteden bile belli olan sandalyeler vardı.

Daha fazla incelememeye karar verip içeri girdim. İçeridekiler bizi görünce güler yüzlü bir ifadeyle “Hoş geldiniz,” demeye başladılar. Hemen arkamızdan, siyah takım elbiseli, uzun boylu, keskin yüz hatlı, kahverengi gözlü bir adam girdi. Saçları siyaha çalan koyu kahverengiydi. Çok fazla incelediğimi fark edip hemen başka bir yere bakmaya çalıştım.

Ama adam bunu fark edip gülümsemişti. Sonra boğazını temizleyip,

"Bayan Morris, değil mi?" dedi.

Gülümseyerek,

" Evet, Mabel Morris" dedim.

" Ben Matteo Valenti. Tanıştığımıza memnun oldum." dedi elini uzatarak.

Ben de elimi uzatıp,

" Ben de memnun oldum, dedim. El sıkıştıktan sonra elimi geri çektim.

Birkaç dakika içinde esas konuya geldik ve bitirdiğim yazılım hakkında konuşmaya başladık. Yararları, işlevi, diğer yazılımlardan farkı ve avantajları üzerine uzunca konuştuk. Ardından fiyat meselesine geçtik. Ne ara zaman bu kadar hızlı geçti anlamamıştım, ama saatimize baktığımızda iki saati çoktan devirmiştik.

Fiyatta da anlaştıktan sonra, iki gün sonrası için hem gerekli evrakları imzalamak hem de anlaştığımız miktarı almak adına bir saat belirledik ve şirketten ayrıldık. O kadar sevinmiştim ki, resmen mutluluktan ayaklarım yere değmiyordu!

Emily ve Theo’ya hemen mesaj attım. Sonra da ablam Mary’i aradım ve olan biteni anlattım. Çok mutlu olmuştu, hatta bunu kutlamamız gerektiğini söyledi. Ama önce annemlere de haber vermemi istedi. Onu onaylayarak telefonu kapattım. Tam cebime koyacaktım ki Emily ve Theo görüntülü aradılar. Eve dönerken yol boyunca onlarla konuştum.

İkisi de yazılımı satacağımı onlara söylemediğim için kızgın gibi davransalar da çabucak yumuşadılar. Eve yaklaştığımda telefonu kapattım. Arabadan inmeden önce caleb’e dönüp samimiyetle:

"Sen olmasan bugün bunu tek başıma yapamazdım. Teşekkür ederim."dedim.

caleb bana dönüp,

— Rica ederim. İyi akşamlar, dedi.

Ben de ona iyi akşamlar dileyip eve girdim ve aileme olanları anlattım. İlk başta durumu onlardan sakladığım için biraz bozulmuş olsalar da, onları yumuşatmayı başardım. Biraz daha oturduk, sohbet ettik, ardından odama geçtim ve en sevdiğim filmi açıp izlemeye başladım.

İki Gün Sonra

Zaman su gibi akmıştı. O sabah erkenden kalktım, kahvaltımı yaptım, duş alıp üstümü değiştirdikten sonra hazırlandım ve Valenti Teknoloji’ye gitmek üzere yola koyuldum.

Yaklaşık bir buçuk saatlik yolculuktan sonra binaya ulaştım. Arabamı otoparka bıraktım. Resepsiyondaki kadına gülümseyip selam verdim. Önceki gibi asansöre bindim ve yukarı çıktım. Bu kez beni Bay Valenti’nin sekreteri karşıladı. Biraz konuştuktan sonra birlikte otuz beşinci kata çıktık.

Kadın bana Bay Valenti’nin içeride olduğunu ve girebileceğimi söyledi. Gülümseyerek başımı salladım. Kapı uzun kahve tonlarındaydı ve kulpu kristali andırıyordu. Kapının kolunu tuttum, hafifçe ittirip içeri girdim.

Zaten buradan sonrası film şeridi gibi hızlı gelişti.

Bay Valenti, anlaştığımız miktarı—yani tam üç buçuk milyon doları—gümüş renkteki iki kare çantaya koymuştu. Belgeleri imzalamadan önce çantaları kontrol ettim. Ardından evrakları imzalayıp kısa bir süre daha sohbet ettik. Sonra çantaları alıp eve döndüm.

Eve gelir gelmez parayla ilgili planlar yapmaya başladım. Yüzümde aptal bir sırıtış vardı, ama umurunda değildim. Çünkü tam üç buçuk milyonum vardı! Resmen mutluluktan uçuyordum. Derin bir nefes alıp arkadaşlarımı aradım ve tek tek hepsiyle konuştum.

İki Hafta Sonra

Parayla ilgili planlar yaparken zaman nasıl geçti anlamamıştım. Geçirdiğim o iki hafta o kadar mutluydu ki, bazen gerçekten yaşandığına inanamıyordum. Üstelik yaz tatiline de girmiştim.

Theo yaz okuluna kalmıştı, yani yaz boyunca ders çalışacaktı. Emily ise ailesiyle yurt dışına çıkmayı planlıyordu. caleb ile ise iki gündür konuşmamıştık. En son konuşmamızda, birkaç ay çalışabileceği bir iş arayacağını söylemişti. Ona mesaj atıp aramama rağmen dönmeyince, belki iş bulmuştur diye çok da rahatsız etmek istemedim.

Odamdan çıkıp salona indim. Koltuğa oturdum ve biraz televizyon izlemek istedim. Telefonumu yanımda duran beyaz masanın üzerine fırlattım. Kumandaya uzanıp televizyonu açtım. Karşıma bir haber kanalı çıktı. Kanaldan tam çıkmak üzereydim ki spikerin söyledikleri dikkatimi çekti:

“Hawthorn Endüstri ciddi bir tehditle karşı karşıya. Şirket sahibi Patch Hawthorne bugün yaptığı açıklamada, ‘Çalışanımız olduğunu iddia eden ve ismini vermek istemediğim biri tarafından şirketimizin güvenlik sunucularına sızılmaya çalışıldı. Fakat bu girişimi başarıyla engelledik. Kimin yaptırdığı ya da neden yaptırdığı gibi sorulara şu an için cevap veremeyeceğim. Ancak en kısa sürede bu sorunu çözeceğimizi belirtmek isterim,’ dedi.”

Hawthorne Endüstri, sektörde sıkça adını duyuran bir şirketti. Doğrusu, yazılımımı bu şirketle paylaşmak hiç aklıma gelmemişti. Neyse ki artık satmıştım. Onların da bu saldırıyı atlatabileceğini düşünerek kanalı değiştirdim. Karşıma bir aksiyon filmi çıktı ve izlemeye başladım.

Film güzeldi ama göz kapaklarım ağırlaşmaya başlamıştı. Akşam saatleriydi. Annemler evde yoktu ve ev sessizdi. Sadece televizyondan gelen ses yankılanıyordu. Uykum iyice bastırınca televizyonu kapatıp odam için yukarı çıkmaya başladım.

Ama her basamakta bir tıkırtı sesi duyuyordum. Odamın kapısına yaklaştığımda, kolunu tuttum ve yavaşça içeri doğru ittirdim. O anda olan oldu.

Göz göze geldik.

Bilgisayarımı yatağın üzerine almış, kurcalamaya çalışan bir adam vardı. Simsiyah giyinmişti. Başında siyah bir şapka ve yüzünde siyah bir maske vardı. Göz göze geldiğimiz anda ayağa kalktı. Yatağımın yanındaki komodinde duran, varlığını o an fark ettiğim bir şişeye uzandı.

Ayaklarım panikle geriye doğru gitti. Merdivenlerden aşağıya inmeye çalışıyordum ki arkamdan geldiğini ayak seslerinden anladım. Daha hızlı adımlarla dış kapıya doğru koşarken, bir anda kolumdan tuttu ve burnuma bir bez bastırdı. Başımı yana çevirdim, çırpınıyordum ama gücüme karşı koyuyordu.

Gözlerim ağırlaşıyordu... kapanmadan önce yüzüne son kez baktım.

Ve son gördüğüm şey... bir çift ela göz oldu.

Ayyy, ilk kitabım ve biraz heyecanlıyım. Yazımda veya kurguda dikkatinizi çeken herhangi bir şey olursa, lütfen çekinmeden söyleyin. Yorum yapıp oy verirseniz çok sevinirim.

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.