İçeriğe geç

Supernatural : Perfect Hunter

Bölüm 9 · 8 dk okuma

Supernatural : Perfect Hunter

Bölüm 9

Bir Avcının Altı Silahı

Japonya | Üç yıl sonra

Lisno Baratheon, hayatında ilk kez sabahın beşinde uyandığında yataktan kalkmak istemedi.

Bunun nedeni kas ağrısı değildi.

Kas ağrısına alışmıştı.

Shaolin Kung Fu antrenmanlarının ardından bacaklarının titremesine, samuray eğitiminden sonra parmaklarının uyuşmasına, uzun avlardan döndüğünde omzunun sızlamasına alışmıştı. Üç katana kullanmak, altı ayrı silahın iradesiyle yaşamak ve Japonya'nın doğaüstü yaratıklarını araştırmak da artık günlük hayatının parçalarıydı.

Hayır.

Sorun, yastığının üzerinde uyuyan iki küçük köpekti.

Siyah olanı başını Lisno'nun boynuna dayamıştı. Kahverengi olanıysa battaniyenin tamamını ele geçirmiş, sırtüstü yatmış ve patilerini havaya kaldırmıştı.

Lisno gözlerini açtı.

Tavana baktı.

Sonra yavaşça başını çevirdi.

“Baby Knives.”

İki köpek de kıpırdamadı.

“Biliyorum, uyanıksınız.”

Siyah köpeğin kulağı hafifçe oynadı.

Lisno derin bir nefes aldı.

“Bugün ninja eğitimim var.”

Kahverengi köpek gözlerini açtı.

BİZ DE GELİYORUZ!

“Hayır.”

EVET!

“Hayır.”

İki köpek birden kuyruklarını sallamaya başladı.

Lisno yastığını yüzüne kapattı.

“Üç yıl önce sizi bulduğumda iki küçük kunaiyle karşılaştığımı sanıyordum. İki küçük köpekle değil.”

İKİSİ DE OLABİLİYORUZ!

“Bunun farkındayım. Her sabah farkındayım.”

Bileğindeki diğer dövmelerden Excalibur'un sesi yükseldi.

En azından sana eşlik ediyorlar.

Lisno yastığı yüzünden çekti.

“Senin de susman gerekiyor.”

Ben uyumuyordum.

“Sen zaten uyumuyorsun. Bu yüzden daha da sinir bozucusun.”

Mugen'in sesi her zamanki gibi sakindi.

Geç kalacaksın.

Bankai araya girdi.

Koşarak gidersen ısınmış olursun!

Chester neşeyle ekledi:

Ya da hiç gitmezsin. Buna da tembellik deniyor. Çok güzel bir şeydir.

Lisno yatağın içinde doğruldu.

“Altınızla birlikte bir gün sessiz bir sabah geçirebilecek miyim?”

Judgement'ın sesi duyuldu.

Muhtemelen hayır.

Lisno başını ellerinin arasına aldı.

“Harika. Günüm başladı.”

---

Üç yıl önce, Baby Knives'ın davranışlarını gördüğünde Lisno'nun aklına bir düşünce gelmişti.

Bu iki kunai çoğalabiliyor, şekil değiştirebiliyor, küçücük köpeklere dönüşebiliyor ve en önemlisi, nerede durmaları gerektiği konusunda hiçbir fikir taşımıyorlardı.

Onları kontrol etmeye çalışmak yerine, kendi hareket kabiliyetini artırması gerektiğini anlamıştı.

Bir avcı yalnızca silahını iyi kullanmamalıydı.

Görünmeden hareket edebilmeli, iz bırakmadan ilerleyebilmeli, tuzakları fark edebilmeli ve gerektiğinde düşmanının görüş alanından kaybolabilmeliydi.

Bu yüzden ninja eğitimine başlamaya karar vermişti.

Kararını tapınağın yaşlı eğitmenine açıkladığında adam uzun süre sessiz kalmıştı.

“Samuray eğitimin var. Shaolin Kung Fu çalışıyorsun. Doğaüstü yaratıkları avlıyorsun. Şimdi de ninja olmak mı istiyorsun?”

Lisno başını sallamıştı.

“Evet.”

“Ne için?”

Lisno'nun bakışları verandada uyuyan iki küçük köpeğe kaymıştı. Siyah olanı diğerinin kulağını kemiriyordu.

“Onlar yüzünden.”

Yaşlı adam köpeklere baktı.

Köpekler aynı anda başlarını kaldırdı.

MERHABA!

Adam gözlerini kapatmıştı.

“Anlıyorum.”

O gün Lisno'nun ninja eğitimi başlamıştı.

Ve hayatı bir daha asla kolaylaşmamıştı.

---

Ninja eğitimi, Lisno'nun beklediğinden daha yorucuydu.

Samuray eğitiminde hareketin biçimini, kılıcın kontrolünü ve rakibe karşı doğru mesafeyi öğrenmişti. Shaolin Kung Fu ona bedenini bir bütün olarak kullanmayı, nefesini düzenlemeyi ve dengesini korumayı öğretmişti.

Ninja eğitimi ise başka bir şeyi hedefliyordu.

Görünmeden hareket etmek.

Çevreyi okumak.

Düşmanın dikkatini dağıtmak.

Tuzak kurmak ve tuzaklardan kurtulmak.

Gerektiğinde savaşmadan kazanmak.

İlk haftalarda, eğitim alanındaki engelleri aşarken defalarca yakalanmıştı. Bazen yere gerilmiş ince ipleri fark edemiyor, bazen de yanlış adım atarak küçük çanların çalmasına neden oluyordu.

Her çan çaldığında eğitmeni aynı şeyi söylüyordu:

“Öldün.”

Lisno artık bu kelimeden nefret ediyordu.

Bir sabah, tahta platformların arasından sessizce ilerlerken son engeli aşmak üzereydi. Ayağını dar bir kirişe yerleştirdi, ağırlığını dikkatle aktardı ve diğer platforma geçti.

Hiçbir ses çıkmamıştı.

Bir adım daha.

Bir adım daha.

Sonra arkasından tanıdık bir ses yükseldi.

HAV!

Lisno'nun gözleri büyüdü.

Siyah Baby Knife, kuyruğunu sallayarak platformun üzerine çıkmıştı.

Kahverengi olanı da hemen arkasındaydı.

BİZ DE NİNJA OLACAĞIZ!

Çanlar çalmaya başladı.

Bir.

İki.

Üç.

Ardından bütün eğitim alanı seslerle doldu.

Lisno gözlerini kapattı.

“Ben sizi buraya getirmedim.”

AMA BİZ GELDİK!

Eğitmen kollarını göğsünde birleştirdi.

“Öldün.”

Lisno yavaşça ona döndü.

“Bu kez gerçekten benim suçum değil.”

“Bir ninja, yanında ne taşıdığını bilmelidir.”

Lisno iki köpeğe baktı.

Siyah olanı dilini çıkarmıştı.

Kahverengi olanıysa kirişin üzerinde dönerek kendi kuyruğunu yakalamaya çalışıyordu.

Lisno derin bir nefes aldı.

“Bir gün onları eğitimden men edeceğim.”

Excalibur'un sesi duyuldu.

Önce kendini eğitimden men etmemeye çalış.

Lisno, yüzünü ellerinin arasına aldı.

---

Yıllar ilerledikçe işler değişti.

Lisno artık yalnızca teknikleri ezberlemiyordu. Bir tekniğin hangi koşulda işe yarayacağını, ne zaman başarısız olacağını ve farklı dövüş biçimleriyle nasıl birleştirilebileceğini anlamaya başlamıştı.

Samuray eğitimi, üç katanayı kullanırken bedenine gereken disiplini veriyordu.

Shaolin Kung Fu, yakın dövüşte hareketlerini daha akıcı hâle getiriyor, rakibinin gücünü kendi lehine kullanmasını sağlıyordu.

Ninja eğitimi ise bu iki beceriyi savaş alanının tamamına yayıyordu. Artık yalnızca karşısındaki rakibe bakmıyor; çıkışları, gölgeleri, yükseklikleri, zeminleri ve çevresindeki her ayrıntıyı hesaba katıyordu.

Üçlü Kutsal Kılıç Dansı da zaman içinde gösterişli bir hareket dizisinden çok daha fazlasına dönüşmüştü.

Bankai'yi yere saplıyor, kabzasına basarak bedenini yükseltiyor, bir elinde Excalibur'u diğerinde Mugen'i tutarak dönüyordu. Havada yönünü değiştiriyor ve yere ya da Bankai'nin kabzasının üzerine kontrollü, hafif bir iniş yapıyordu.

İlk zamanlarda bu hareketi yapabilmek için bütün dikkatini tek bir noktaya toplaması gerekiyordu.

Şimdiyse kılıçların ağırlığını, bedeninin dönüşünü ve iniş açısını aynı anda hissedebiliyordu.

Bir sabah, eğitim alanında hareketi baştan sona gerçekleştirdi.

Bankai taş zemine saplandı.

Lisno yükseldi.

Excalibur ve Mugen iki yanında parladı.

Bedeni havada döndü.

Ve yere, tek bir gereksiz ses çıkarmadan indi.

Yaşlı eğitmen başını salladı.

“Artık hareketi yönetiyorsun.”

Lisno kılıçlarını indirdi.

“Yalnızca hareketi mi?”

“Şimdilik.”

Lisno gülümsedi.

“Bunu kabul edebilirim.”

Bankai'nin sesi zihninde yükseldi.

Biraz daha yükseğe çıkabilirdin.

Lisno katanayı kınına yerleştirdi.

“Bir dahaki sefere seni yere daha derin saplarım.”

Böylece daha yükseğe çıkarsın!

Mugen sessizce araya girdi.

Bazen cevap vermemek daha iyidir.

“Bunu üç yıldır deniyorum.”

---

Eğitimlerin arasında avcılık devam ediyordu.

Lisno, Japonya'nın farklı bölgelerine seyahat ediyor, yerel söylenceleri araştırıyor ve doğaüstü tehditlerle karşılaşıyordu. Artık bir yaratığın türünü öğrenmekle yetinmiyor, davranışlarını anlamaya çalışıyordu.

Bazı vakalarda insanları korumak için yaratığı durdurması gerekiyordu.

Bazılarında ise asıl tehlike, yaratığın kendisi değil, onu avlamak isteyen insanlardı.

Lisno her olaydan sonra kayıt tutuyordu. Karşılaştığı varlıkların yeteneklerini, zayıflıklarını, kullandıkları yöntemleri ve kendi hatalarını yazıyordu.

Bir avın ardından defterine şunu ekledi:

Bir avcı yalnızca öldürdükleriyle ölçülmez. Önlediği felaketler, kurtardığı hayatlar ve vermekten kaçındığı yanlış kararlar da onun parçasıdır.

Bu cümleyi yazdıktan sonra uzun süre sayfaya baktı.

Michael'ın arşivinde geçirdiği ayları hatırladı. Babasının notlarını, yarım kalmış araştırmalarını ve cevaplanmamış sorularını…

Artık o kayıtların devamını kendisi yazıyordu.

Ama babasının her şeyi bildiğini düşünmüyordu.

Kendisi de her şeyi bildiğini düşünmüyordu.

Bir avcı için bu fark önemliydi.

Çünkü kendisini yenilmez sanan biri, karşısındaki tehlikeyi küçümsemeye başlardı.

Lisno bunu yapmayacaktı.

---

Yirmi dördüncü yaş gününe yaklaşırken, tapınaktaki eğitmenleri onun değişimini açıkça görebiliyordu.

Japoncayı artık rahatlıkla konuşuyor, eski kayıtları okuyabiliyor ve yerel kaynaklardan gelen bilgileri araştırmalarında kullanabiliyordu. Üç katanayı birbirinden bağımsız biçimde kullanabiliyor, gerektiğinde üçünü aynı savaş düzeninde birleştirebiliyordu.

Shaolin Kung Fu'da ileri seviyeye ulaşmıştı.

Ninja eğitiminde de artık acemi değildi. Sessiz ilerleme, iz sürme, tuzakları fark etme ve çevreyi kullanma konusunda yılların deneyimini kazanmıştı.

Fakat onu gerçek bir avcı yapan yalnızca becerileri değildi.

Tehlikeli bir durumda öfkesinin kararlarını yönetmesine izin vermiyordu. Bir yaratıkla karşılaştığında önce ne olduğunu anlamaya çalışıyor, ancak masumların hayatı tehlikedeyse tereddüt etmeden harekete geçiyordu.

Yirmi bir yaşındaki Lisno, Baby Knives'ın her hareketini kontrol etmeye çalışıyordu.

Yirmi dört yaşındaki Lisno ise onlarla nasıl çalışacağını öğrenmişti.

Bu, aralarındaki farktı.

---

O sabah eğitim bittiğinde Lisno tapınağın verandasına oturdu.

Baby Knives, iki küçük köpek biçiminde yanına kıvrıldı. Siyah olanı dizlerine başını koydu. Kahverengi olanıysa onun botunu yastık olarak kullanmaya karar verdi.

Lisno, birinin kulaklarını okşarken diğerinin sırtını sıvazladı.

“Bugün kimseyi çoğaltmadınız.”

BİZ ÇOK İYİYİZ!

“Kimseyi ısırmadınız.”

BİZ ÇOK TATLIYIZ!

“Eğitim alanındaki bütün çanları çalmadınız.”

İki köpek birbirine baktı.

Ardından kahverengi olanı başını yana eğdi.

YARIN ÇALABİLİR MİYİZ?

Lisno kahkaha attı.

“Hayır.”

BİR TANESİNİ?

“Hayır.”

ÇOK KÜÇÜK BİR TANESİNİ?

“Hayır!”

İki köpek aynı anda iç çekti.

Chester'ın sesi zihninde yankılandı.

Bu ailede sanata hiç değer verilmiyor.

“Senin sanat anlayışın başkalarını sinirlendirmek.”

Ve bunda çok iyiyim.

Excalibur'un sesi duyuldu.

Lisno.

Onun sesindeki ton, Lisno'nun dikkatini hemen topladı.

“Ne oldu?”

Bugün bir şey fark ettim.

Lisno doğruldu.

“Ne?”

Üç yıl önce ninja eğitimine, Baby Knives yüzünden başladın.

Lisno iki köpeğe baktı.

“Evet.”

Sonra eğitimini sürdürdün çünkü bunun seni daha iyi bir avcı yaptığını anladın.

Lisno başını salladı.

“Evet.”

Artık bu eğitimi onların yüzünden sürdürmüyorsun.

Lisno bir süre sessiz kaldı.

Ardından hafifçe gülümsedi.

“Biliyorum.”

Excalibur devam etti.

Başlangıçta seni buraya getiren sebep, artık nedenin değil.

Lisno bileğindeki dövmelere baktı.

“İnsan bazen yanlış bir sebeple doğru yola çıkabilir.”

Mugen'in sesi sakince duyuldu.

Önemli olan, yolun sonunda ne öğrendiğindir.

Bankai araya girdi.

Ve kaç düşmanı kestiğindir!

Judgement'ın sesi diğerlerini bastırmadan, sakin bir kesinlikle yankılandı.

Hayır. Önemli olan, ne zaman kılıcını kınında tutacağını bilmektir.

Lisno gülümsedi.

“Gördünüz mü? İşte bu yüzden hepinizle konuşmayı seviyorum.”

Chester hemen cevap verdi.

Çünkü ben çok eğlenceliyim.

“Hayır. Çünkü bazen mantıklı bir şey söylüyorsunuz.”

Kısa bir sessizlik oldu.

Baby Knives'ın iki sesi aynı anda duyuldu.

BİZ DE MANTIKLIYIZ!

Lisno başını iki yana salladı.

“Evet. Elbette.”

Siyah köpek dizlerinin üzerine çıktı ve yüzünü Lisno'nun çenesine dayadı. Kahverengi olanı da hemen ardından kucağına tırmandı.

Lisno onları iki kolunun arasına aldı.

Bir zamanlar, ailesini kaybettiği gece, hayatının sonsuza dek karanlıkta kalacağını düşünmüştü. Excalibur'un sesi olmasaydı belki de o karanlıktan çıkmak için hiçbir neden bulamayacaktı.

Şimdiyse yirmi dört yaşındaydı.

Üç katananın ustasıydı.

Shaolin Kung Fu ve ninja eğitiminde yılların deneyimini kazanmıştı.

Japonya'nın doğaüstü dünyasını tanıyordu.

Araştırmayı, iz sürmeyi, savaşmayı ve gerektiğinde geri çekilmeyi öğrenmişti.

Altı silahı vardı.

Ve her birinin kendine ait bir iradesi.

Fakat Lisno artık kendisini yalnızca silahlarıyla tanımlamıyordu.

O, Lisno Baratheon'dı.

Bir zamanlar avcı bir ailenin kızıydı.

Şimdiyse kendi kararlarını veren, kendi yöntemlerini geliştiren ve karşısındaki varlığın kim olduğuna bakmadan önce ne yaptığını anlamaya çalışan bir avcıydı.

Baby Knives kucağında uykuya daldı.

Lisno başını kaldırıp tapınağın bahçesine baktı.

“Sanırım hazırım,” diye fısıldadı.

Excalibur'un sesi zihninde yankılandı.

Hayır.

Lisno kaşlarını kaldırdı.

“Ne demek hayır?”

Hazır olduğunu düşünen biri, öğrenmeyi bırakmaya başlar.

Lisno birkaç saniye sustu.

Sonra gülümsedi.

“Bunu senden beklerdim.”

İyi.

Lisno ayağa kalktı. Köpeklerden biri kucağında kalmış, diğeri ise omzuna tırmanmıştı. İkisini de dikkatle tuttu.

Ardından altı dövmesine baktı.

“Pekâlâ, Arsenal. Yarın yeni bir gün.”

VE YENİ BİR KAOS! diye bağırdı Baby Knives.

Lisno gözlerini kapattı.

“Ben bunu neden söyledim?”

Chester kahkaha attı.

Bankai heyecanla cevap verdi.

ÇÜNKÜ BİZİ SEVİYORSUN!

Lisno, istemeden de olsa gülümsedi.

“Evet,” dedi sessizce. “Sanırım seviyorum.”

Ve yirmi dört yaşındaki Lisno Baratheon, altı silahı ve iki küçük yaramaz köpeğiyle tapınağın taş yolunda ilerlerken artık bir şeyden emindi.

Eğitimi bitmemişti.

Ama avcı olmaya çoktan başlamıştı.

Onu avcı yapan şey, taşıdığı silahlar değildi. Onlarla ne yapmayı seçtiğiydi.

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.