1. CADIYLA KARŞILAŞMA
"Bir daha söylüyorum, bu kadın kesinlikle normal değil."
Dean Winchester, terk edilmiş çiftlik evinin paslı kapısına bakarken silahını kontrol etti.
Sam telefonundaki fotoğrafı büyüttü.
"Üç kişi aynı hafta içinde ortadan kaybolmuş. Hepsinin son görüldüğü yer burası. Komşular geceleri evden ışıklar ve tuhaf sesler geldiğini söylüyor."
Lisno, kapının çevresindeki sembolleri inceledi.
"Bu sıradan bir koruma çemberi değil."
Dean ona yaklaştı.
"Ne demek?"
"Bir şeyi dışarıda tutmak için çizilmemiş. İçerideki bir şeyi saklamak için çizilmiş."
Sam kaşlarını çattı.
"Yani evin içinde başka bir şey olabilir."
Lisno başını salladı.
"Ya da cadı, kendisini bizden saklıyor."
Dean kapıyı itti.
"Öyleyse gidip merhaba diyelim."
Lisno kolundan tuttu.
"Bir dakika. Önce çevreyi kontrol etmeliyiz."
Dean ona baktı.
"Baratheon, ben yıllardır cadı avlıyorum."
"Ben de yıllardır avlanıyorum."
"Evet ama ben..."
"Dean."
"Ne?"
"Kapının üzerinde tuzak var."
Dean başını kaldırdı.
Kapının üstündeki küçük metal halkayı gördü. Halka, neredeyse görünmeyecek kadar ince bir telle kapının çerçevesine bağlanmıştı.
Dean birkaç saniye sessiz kaldı.
"Tamam. Güzel gözlem."
Lisno gülümsedi.
"Teşekkür ederim."
Sam kahkaha atarak yanlarından geçti.
"İkiniz flört etmeyi bitirdiyseniz içeri girebilir miyiz?"
Dean hemen döndü.
"Biz flört etmiyoruz!"
Lisno'nun yüzünde şeytani bir gülümseme belirdi.
"Kimse öyle bir şey söylemedi, Winchester."
Sam başını salladı.
"Ben hiçbir şey demedim."
"Sam!"
"Kapıya bakıyorum!"
Lisno gülmesini bastırarak tuzağı etkisiz hâle getirdi.
Sonra üçü birlikte eve girdi.
---
Evin içi karanlık ve soğuktu. Duvarlarda kurutulmuş bitkiler asılıydı. Raflar eski şişeler, kemikler ve el yazması kitaplarla doluydu. Salonun ortasında siyah mumlarla çevrelenmiş bir daire vardı.
Dairenin içinde bir kadın duruyordu.
Uzun siyah saçları omuzlarına dökülüyordu. Parmaklarında eski gümüş yüzükler vardı. Önündeki masada açık bir kitap duruyordu.
Kadın başını kaldırdı.
"Sonunda geldiniz."
Dean silahını doğrulttu.
"FBI. Ellerini görebileceğimiz bir yere koy."
Kadın güldü.
"FBI mı? Gerçekten mi?"
Sam iç çekti.
"Bu kimliklerin artık işe yaramadığını düşünüyorum."
Lisno gözlerini kadından ayırmadı.
"Kaybolan insanlara ne yaptın?"
Cadı, Lisno'ya dikkatle baktı.
"Sen farklısın."
"Bu cevabı daha önce duydum. Daha açıklayıcı ol."
Cadının gülümsemesi genişledi.
"İçinde eski bir güç taşıyorsun. Ve etrafında sana bağlı olan şeyler var."
Lisno'nun bileklerindeki dövmeler hafifçe ısındı.
Excalibur'un sesi zihninde yankılandı.
Bu kadın düşündüğünden daha tehlikeli.
Lisno içinden cevap verdi.
Fark ettim.
Dean bir adım öne çıktı.
"Son kez soruyorum. İnsanlara ne yaptın?"
Cadı elini kaldırdı.
Siyah mumların alevleri aynı anda yükseldi.
"İnsanlar her zaman istediklerini elde etmek ister. Güç. Para. Ölümsüzlük. Sevgi."
Son kelimede bakışları Dean'e kaydı.
Lisno bunu fark etti.
"Dean, geri çekil."
Ama çok geçti.
Cadı iki elini birleştirdi ve eski dilde bir büyü fısıldadı.
Havanın içinden kırmızı bir ışık fırladı.
Dean, Lisno'nun önüne geçmeye çalıştı.
Büyü göğsüne çarptı.
"DEAN!"
Dean'in silahı elinden düştü. Gözleri bir anlığına büyüdü, ardından dizlerinin üzerine çöktü ve yüzüstü yere yığıldı.
Lisno'nun içinden buz gibi bir korku geçti.
"Dean!"
Dizlerinin üzerine çökerek onu çevirdi. Bir eliyle yüzünü tuttu, diğer eliyle boynundaki nabzı kontrol etti.
"Dean, beni duyuyor musun?"
Dean cevap vermedi.
Lisno'nun sesi titredi.
"Dean. Haydi. Gözlerini aç."
Sam cadıya doğru ateş etti, ancak kadın bir ışık parlamasıyla ortadan kayboldu.
Evin içindeki mumlar söndü.
Bir an sonra her yer sessizliğe gömüldü.
Sam hemen yanlarına geldi.
"Lisno, ne oldu?"
"Bilmiyorum!" Lisno'nun sesi beklediğinden daha sert çıktı. "Büyü ona isabet etti. Nabzı var ama uyanmıyor."
Sam diz çöktü.
"Dean? Kardeşim, beni duyuyor musun?"
Lisno Dean'in yüzüne eğildi.
"Dean, lütfen..."
O anda Dean'in parmakları hafifçe hareket etti.
Lisno hemen başını kaldırdı.
"Dean?"
Dean'in gözleri yavaşça açıldı.
İlk gördüğü şey Lisno'nun yüzü oldu.
Birkaç saniye ona baktı.
Sonra yüzünde öyle bir gülümseme belirdi ki Lisno'nun kalbi, rahatlamayla şaşkınlık arasında bir yerde sıkıştı.
"Merhaba, güzelim."
Lisno dondu.
Sam de dondu.
Dean, Lisno'nun yüzünü iki eli arasına aldı.
"Vay canına."
Lisno gözlerini kırptı.
"Dean?"
"Sen gerçekten buradasın."
Dean onu kendine çekip sımsıkı sarıldı.
Lisno'nun gözleri büyüdü.
Sam'in ağzı açık kaldı.
Dean, Lisno'nun saçlarına yüzünü gömdü ve derin bir nefes aldı.
"Tanrım, saçların harika kokuyor."
Bir saniye boyunca evde hiç kimse konuşmadı.
Sonra Sam yavaşça ayağa kalktı.
"Tamam. Bu hiç iyi değil."
Lisno, Dean'in omzunun üzerinden ona baktı.
"Sam."
"Efendim?"
"Bir şey yap."
Sam başını salladı.
"İnan bana, şu an yapabileceğim en iyi şey bunu izlememek."
Dean, Lisno'yu biraz daha sıkı sardı.
"Gitme."
Lisno gözlerini kapattı.
"Dean..."
"Bir saniye daha kal. Lütfen."
Sam yüzünü elleriyle kapattı.
"Tanrım, kardeşim aşk büyüsü yedi."
---
2. DEAN WINCHESTER'IN YENİ KİŞİLİĞİ
Bunker'a döndüklerinde Sam'in yüzünde hâlâ şaşkın bir ifade vardı.
Lisno'nun ise sabrı daha eve girmeden tükenmeye başlamıştı.
Dean, Impala'dan inerken Lisno'nun elini tutmuştu.
Bunker'ın kapısından geçerken elini bırakmamıştı.
Merdivenlerden inerken de bırakmamıştı.
Lisno sonunda durdu.
"Dean."
Dean hemen ona döndü.
"Evet, aşkım?"
Lisno'nun yüzü ifadesizleşti.
Sam duvara yaslandı ve sessizce gülmeye başladı.
"Elimi bırakır mısın?"
Dean, sanki dünyanın en saçma isteğiyle karşılaşmış gibi ona baktı.
"Neden?"
"Çünkü yürümek istiyorum."
"Elini tutarak yürüyebilirsin."
"Dean."
"Lisno."
Lisno derin bir nefes aldı.
"Elimi bırak."
Dean'in yüzündeki gülümseme biraz soldu ama elini bıraktı.
"Tamam. Ama bana kızma."
Lisno gözlerini kapattı.
"Sana kızmıyorum."
"Harika."
Dean yeniden elini tuttu.
Lisno başını tavana kaldırdı.
Sam artık açıkça gülüyordu.
"Sam Winchester," dedi Lisno, son derece sakin bir sesle, "şu an gülmeye devam edersen seni Excalibur'la kovalarım."
Sam hemen ciddileşti.
"Anlaşıldı."
Dean Lisno'nun yüzüne baktı.
"İstersen ben de onunla konuşabilirim."
"Hayır."
"Senin için her şeyi yaparım."
Lisno'nun yüzündeki ifade bir anlığına değişti.
Dean bunu fark etmedi. Ona bakmaya devam ediyordu; sanki dünyadaki en önemli şey Lisno'nun bir kez daha gülümsemesiydi.
Bu, Lisno'nun beklediğinden çok daha rahatsız ediciydi.
Çünkü Dean normalde böyle davranmıyordu.
Dean alaycıydı. Koruyucuydu. Bazen sinir bozucu derecede inatçıydı. Hislerini saklamayı, onları açıkça söylemekten daha iyi bilirdi.
Ama bu Dean...
Bu Dean, Lisno'nun bir adım uzağında bile duramıyordu.
Lisno elini nazikçe geri çekti.
"Önce Sam'in büyü hakkında araştırma yapmasına izin verelim."
Dean başını salladı.
"Tabii. Ama sen de benim yanımda oturacaksın."
"Dean..."
"Yanında oturmak istiyorum."
Lisno ona baktı.
Dean'in gözleri öylesine içten görünüyordu ki Lisno bir an ne diyeceğini bilemedi.
Sonunda iç çekti.
"Pekâlâ. Ama araştırmayı engellemeyeceksin."
Dean gülümsedi.
"Söz."
Sam'in yüzündeki ifade, bu sözün yaklaşık üç dakika içinde bozulacağını bilen bir adamın ifadesiydi.
Haklıydı.
---
Lisno kütüphanedeki büyük masaya oturdu. Önüne cadının büyü kitabının fotoğraflarını, eski notları ve Sam'in bulduğu metinleri yerleştirdi.
Dean hemen yanındaki sandalyeye oturdu.
Sonra biraz yaklaştı.
Sonra biraz daha.
En sonunda sandalyesini Lisno'nunkine dayadı.
Lisno kalemini bıraktı.
"Dean."
"Evet?"
"Aramızda başka sandalye kalmadı mı?"
Dean etrafına baktı.
"Var."
"Öyleyse neden benim sandalyeme yapıştın?"
"Çünkü burada rahatım."
Lisno ona baktı.
Dean gülümsedi.
Lisno yeniden kâğıtlara döndü.
İki dakika sonra Dean başını onun omzuna koydu.
Lisno'nun kalemi havada kaldı.
"Dean."
"Hı?"
"Başını kaldır."
Dean başını kaldırdı ama bu kez yanağını onun omzuna yasladı.
"Biraz böyle durabilir miyim?"
Lisno'nun gözleri büyüdü.
"Hayır!"
Dean hemen doğruldu.
"Tamam."
Bir saniye sonra elini Lisno'nun elinin üzerine koydu.
"Elini tutabilir miyim?"
Lisno ona baktı.
"Az önce zaten tutuyordun."
"Şimdi tekrar soruyorum."
Lisno'nun ağzı açıldı, sonra kapandı.
Bu adamla tartışmak imkânsızdı.
"Dean, lütfen şu büyüyü bozmanın bir yolunu bulana kadar normal davranmaya çalış."
Dean'in gülümsemesi azaldı.
"Ben normal davranıyorum."
Lisno ona birkaç saniye baktı.
"Elbette."
Dean yeniden gülümsedi.
"Senin yanında kendimi harika hissediyorum."
Lisno'nun göğsünde tuhaf bir ağırlık oluştu.
Bu sözleri duymak istediği için değil.
Bu sözlerin büyüden kaynaklandığını bildiği için.
Dean'in gerçek düşüncelerini, bu büyünün yarattığı duygulardan ayırt edemiyordu.
Ve bunu yapamayacağı sürece Dean'in söylediklerine karşılık vermek haksızlık olurdu.
Lisno elini onun elinin altından çekti.
"Dean, lütfen."
Bu kez sesinde şaka yoktu.
Dean'in yüzündeki gülümseme yavaşça kayboldu.
"Tamam," dedi sessizce.
Ve gerçekten geri çekildi.
Lisno ona baktı.
Büyü altındaki Dean bile onun sınırını duyduğunda geri çekilmişti.
Bu, küçük ama önemli bir şeydi.
Ne var ki Dean'in gözlerindeki hayal kırıklığı, Lisno'nun işini hiç kolaylaştırmıyordu.
---
3. SAM VE CASTIEL'İN ARAŞTIRMASI
Sam, kütüphanenin diğer ucunda kitapları masaya yığmıştı.
Castiel de yanındaydı. Elinde eski bir parşömen tutuyor, üzerindeki işaretleri inceliyordu.
Sam sonunda başını kaldırdı.
"Bir şey buldum."
Lisno hemen ayağa kalktı.
"Ne?"
Dean de onunla birlikte kalktı.
"Ben de geliyorum."
Lisno ona baktı.
"Dean, yalnızca üç metre ötedeyiz."
"Yanında olmak istiyorum."
Sam gözlerini kapattı.
"Bu cümleyi bir daha duyarsam kendimi başka bir boyuta göndereceğim."
Castiel parşömeni masaya bıraktı.
"Büyü, kişinin mevcut duygularını mutlaka yansıtmaz. Bazı aşk büyüleri, hedefin zihninde yapay bir bağ oluşturur. Bu bağ, belirli bir kişiye karşı yoğun bir yakınlık, koruma arzusu ve ayrılık korkusu meydana getirir."
Lisno kollarını göğsünde birleştirdi.
"Yani Dean'in bana karşı hissettiği şeyler gerçek olmayabilir."
Castiel ona baktı.
"Bu büyünün etkisi altındaki davranışlarından gerçek hisleri hakkında kesin bir sonuç çıkaramayız."
Dean hemen araya girdi.
"Benim hislerim gerçek."
Sam başını kaldırdı.
"Dean, büyü altındasın."
Dean ona döndü.
"Ve Lisno'yu seviyorum."
Oda sessizleşti.
Lisno'nun kalbi bir anlığına duracak gibi oldu.
Dean'in yüzünde en ufak bir tereddüt yoktu. Söylediği şeye bütün kalbiyle inanıyordu.
Ama bu, sözlerinin büyüden bağımsız olduğu anlamına gelmiyordu.
Lisno bakışlarını kaçırdı.
Sam nazikçe konuştu.
"Dean, şu an hissettiğin şeyin büyüden kaynaklanıp kaynaklanmadığını bilmiyoruz. O yüzden bu konuda kesin bir şey söylememeliyiz."
Dean'in çenesi gerildi.
"Ben ne hissettiğimi biliyorum."
Castiel başını hafifçe eğdi.
"Şu anda öyle hissediyorsun. Ancak büyü, duygularını ve kararlarını etkiliyor olabilir."
Dean cevap vermedi.
Lisno onun yanına gitti.
"Dean."
Dean hemen ona döndü.
Lisno sesini yumuşattı.
"Bu büyüyü bozacağız. Sonra kendini daha iyi hissedeceksin."
Dean'in yüzü ciddileşti.
"Ya hissetmezsem?"
Lisno'nun boğazı düğümlendi.
"Önce büyüyü bozalım."
Dean bir süre ona baktı.
Sonra başını salladı.
"Peki."
Lisno yeniden masaya döndü.
Sam, Dean'in duymayacağı kadar alçak bir sesle konuştu.
"Büyü, kurbanın duygusal tepkilerini güçlendiriyor. Bazı vakalarda mevcut bir bağın üzerine yerleşebiliyor. Bazılarında ise tamamen yapay bir bağlılık yaratıyor."
Lisno'nun yüzü gerildi.
"Yani?"
"Yani büyüyü bozduğumuzda Dean'in ne hissedeceğini önceden bilemeyiz."
Lisno gözlerini kapattı.
Tam da korktuğu şey buydu.
Castiel parşömene baktı.
"Bu büyü bir nesneye veya kişiye bağlı olmalı. Cadının kullandığı kitapta bir odak noktası bulunması gerekir."
Sam başını salladı.
"Cadının evinde bulduğumuz semboller, büyünün bir tür bağlama çemberiyle yapıldığını gösteriyor. Eğer çemberin merkezindeki nesneyi bulursak, büyüyü tersine çevirebiliriz."
Lisno hemen ayağa kalktı.
"Öyleyse eve dönmemiz gerekiyor."
Dean de ayağa kalktı.
"Seninle geliyorum."
Lisno ona baktı.
"Hayır."
Dean'in yüzü düştü.
"Neden?"
"Çünkü büyü seni bana bağlıyor. Cadının evine tekrar girersek daha fazla etkilenebilirsin."
Dean bir adım yaklaştı.
"Senin yanında olmak istiyorum."
Lisno derin bir nefes aldı.
"Biliyorum. Ama şu anda benim yanımda olman, senin için iyi olduğu anlamına gelmiyor."
Dean'in gözlerinde kısa bir kırgınlık belirdi.
Lisno'nun kalbi sıkıştı.
Ama geri adım atmadı.
"Sam ve Castiel seninle kalacak. Ben geri döneceğim."
Dean bir süre sessiz kaldı.
Sonra istemeyerek başını salladı.
"Çabuk dön."
Lisno çantasını aldı.
"Döneceğim."
Dean ona sarılmak için kollarını açtı.
Lisno hemen bir adım geri çekildi.
Dean'in kolları havada kaldı.
Bir an boyunca ikisi de konuşmadı.
Sonunda Dean kollarını indirdi.
"Tamam," dedi alçak sesle.
Lisno kapıya yöneldi.
Ve arkasından gelen o sessiz ses, bütün şakalarından daha ağırdı.
"Ben burada seni bekleyeceğim."
Lisno kapıda durdu.
Geri dönüp ona baktı.
"Dean, büyüyü bozacağız."
Dean başını salladı.
"Biliyorum."
Lisno çıktı.
Dean, kapı kapanana kadar ona baktı.
---
4. CADININ GERÇEK PLANI
Lisno, cadının evine tek başına dönmedi. Sam'in gönderdiği koordinatları ve Castiel'in verdiği koruyucu rünleri kullanarak çevreyi dikkatle inceledi.
Cadının ortadan kaybolduğu yerin arkasında, duvarın içine gizlenmiş küçük bir oda buldu.
Odanın ortasında siyah bir kutu duruyordu.
Kutunun kapağında iki isim kazınmıştı.
Dean Winchester.
Lisno Baratheon.
Lisno'nun yüzü ciddileşti.
"Bu da ne..."
Kutuyu açtığında içinden iki küçük balmumu figürü çıktı. Figürlerden birinin üzerinde Dean'in adını taşıyan bir işaret, diğerinde ise Lisno'nun adını taşıyan bir işaret vardı.
Aralarında kırmızı bir ip gerilmişti.
Lisno'nun zihninde Excalibur'un sesi duyuldu.
Büyünün odağı bu.
Lisno kutuya dokunmadan önce Castiel'in verdiği rünlerden birini avucuna çizdi.
Nasıl etkisiz hâle getireceğim?
Bağı kesmeden önce büyünün kaynağını bulmalısın.
Lisno kutunun altındaki yazıyı okudu.
Enochian değildi.
Daha eski bir büyü diliydi. Fakat kelimelerin bir kısmı tanıdıktı.
Bağ. Arzu. İtaat.
Lisno'nun midesi kasıldı.
Bu yalnızca Dean'in birine âşık olmasını sağlayan bir büyü değildi.
Büyü, hedefin duygularını tek bir kişiye bağlayarak onu yönlendirmeyi amaçlıyordu. Bağ ne kadar güçlenirse hedefin kendi kararlarını verme yetisi o kadar zayıflayabilirdi.
Lisno hemen Sam'i aradı.
"Kutuyu buldum. Büyünün odağı burada. Ama bu, basit bir aşk büyüsü değil."
Sam'in sesi telefondan geldi.
"Ne demek?"
"Büyü Dean'in bana karşı hislerini artırmakla kalmıyor. Onu bana bağlayıp kendi iradesini zayıflatmaya çalışıyor. Bu yüzden beni sürekli takip ediyor ve yanımdan ayrılmak istemiyor."
Castiel'in sesi arka plandan duyuldu.
"Kutunun içindeki bağlama nesnelerini yok etme. Önce rünleri çözmemiz gerekiyor. Aksi hâlde büyü ani bir tepki verebilir."
Lisno kutuya baktı.
"Peki ya cadı?"
Sam cevap verdi.
"Onu bulmaya çalışıyoruz. Ama dikkatli ol. Eğer büyünün odağına uzaktan bağlıysa, seni de etkileyebilir."
Lisno telefonunu kapattı.
Kutunun üzerindeki ipi dikkatle inceledi.
Sonra cebinden küçük bir parşömen çıkardı ve Castiel'in verdiği rünleri yazmaya başladı.
Büyüyü tersine çevirmek için önce bağın ne olduğunu anlaması gerekiyordu.
Ve bu bağın merkezinde Dean vardı.
Dean'in duyguları.
Dean'in iradesi.
Dean'in seçme hakkı.
Lisno, kutunun kapağını yavaşça kapattı.
"Kimsenin onun yerine karar vermesine izin vermeyeceğim."
Excalibur'un sesi zihninde yankılandı.
İşte bu yüzden seni seçtiğimizi sanıyorsun.
Lisno hafifçe gülümsedi.
Beni seçtiğinizi sanmıyorum. Beni aileden biri olarak kabul ettiğinizi biliyorum.
Aradaki farkı anladığına sevindim.
Lisno kutuyu dikkatle çantasına yerleştirdi.
Bunker'a döndüğünde büyüyü bozmak için ihtiyaç duydukları parçayı bulmuş olacaktı.
Ama Dean'in gözlerindeki o çaresiz bağlılığı düşünmekten kendini alamıyordu.
Çünkü Dean'in hisleri gerçek olmasa bile, yaşadığı korku gerçekti.
Ve Lisno, onu bu durumdan kurtarmak istiyordu.
---
5. BİR WINCHESTER'I SAKİNLEŞTİRMEK
Lisno bunker'a döndüğünde Dean onu kapıda karşıladı.
"Lisno!"
Daha çantasını yere bırakamadan Dean ona sarıldı.
Bu kez Lisno onu hemen itmedi. Birkaç saniye boyunca kollarının arasında kaldı.
Dean'in nefesi saçlarının üzerinde hissediliyordu.
"Sana bir şey olmasından korktum," diye fısıldadı Dean.
Lisno gözlerini kapattı.
"İyiyim."
Dean geri çekildi ve yüzünü dikkatle inceledi.
"Gerçekten mi?"
"Evet."
Dean onun alnına kısa bir öpücük kondurdu.
Lisno dondu.
Dean ise bunu son derece doğal bir hareketmiş gibi yaptı.
Sam mutfaktan çıktı ve onları görünce olduğu yerde kaldı.
"Hayır. Hayır, hayır, hayır. Ben bunu izlemeyeceğim."
Lisno hemen Dean'den uzaklaştı.
"Dean!"
Dean şaşkınlıkla ona baktı.
"Ne?"
"Bunu yapamazsın."
Dean'in yüzündeki gülümseme kayboldu.
"Neyi?"
"Beni öpemezsin."
Dean bir an sessiz kaldı.
"Ben... seni öpmek istedim."
"Biliyorum. Ama bu büyü yüzünden."
Dean'in bakışları yere indi.
"Özür dilerim."
Lisno'nun öfkesi bir anda söndü.
Dean'in sesinde ilk kez gerçek bir mahcubiyet vardı.
Lisno onun koluna hafifçe dokundu.
"Özür dilemek zorunda değilsin. Yalnızca büyünün etkisi altındayken sınırlarımızı korumamız gerekiyor."
Dean başını salladı.
"Tamam."
Sam'in yüzündeki ifade yumuşadı.
"Dean, büyüyü bozmanın yolunu bulduk. Lisno kutuyu getirdi."
Castiel masanın üzerindeki kutuyu açtı.
"Bunu birlikte incelemeliyiz. Bağlama rünlerini doğru sırayla etkisiz hâle getirirsek büyü çözülebilir."
Dean Lisno'ya baktı.
"Sonra yanımda kalacak mısın?"
Lisno'nun yüzü yumuşadı.
"Buradayım, Dean."
Dean başını salladı.
"Tamam."
Bu kez ona sarılmaya çalışmadı.
Yalnızca yanındaki sandalyeye oturdu.
Lisno da karşısına geçti.
Aralarında bir masa vardı.
Ve ilk kez, Dean'in büyü yüzünden değil, kendi iradesiyle verdiği küçük bir karar vardı.
Lisno'nun sınırına saygı duymak.
Büyü hâlâ etkisini sürdürüyordu.
Ama Dean, Lisno'nun kendisini korumaya çalıştığını anlamıştı.
Bu, bir başlangıçtı.
---
6. BÜYÜNÜN KIRILDIĞI AN
Castiel rünleri incelerken Sam eski kitaplardan gerekli karşı büyüyü buldu.
Lisno, kutunun içindeki kırmızı ipi dikkatle çıkardı. Balmumu figürleri masanın üzerine yerleştirdi.
"Bağı kesmemiz gerekiyor," dedi. "Ama bunu yaparken Dean'in iradesine zarar vermemeliyiz."
Castiel başını salladı.
"Karşı büyü, yapay bağı çözer. Ancak Dean'in gerçek duygularını belirleyemez. Bu kısmı yalnızca Dean'in kendisi anlayabilir."
Lisno, Dean'e baktı.
"Anladın mı?"
Dean başını salladı.
"Anladım."
"Birazdan ne hissedeceğini bilemeyebiliriz."
Dean gözlerini ondan ayırmadı.
"Yine de yap."
Lisno bir an durdu.
Dean'in yüzünde hâlâ o yoğun bağlılık vardı. Fakat bu kez, büyünün ortasında bile ona bir seçim hakkı tanıyordu.
Lisno başını salladı.
"Tamam."
Castiel ilk rünü çizdi.
Sam ikinci rünün karşılığını okudu.
Lisno, Enochian dilinde büyünün bağını çözen sözleri söylemeye başladı.
"Ena vethar. Na ithara. Enai na vethar."
Kutunun içindeki kırmızı ip titredi.
Dean aniden nefesini tuttu.
"Lisno..."
Lisno hemen ona baktı.
"Buradayım."
Dean'in elleri masanın kenarına kenetlendi.
"Bir şey oluyor."
Castiel'in sesi kararlıydı.
"Devam et. Bağ çözülüyor."
Lisno son rünü tamamladı.
Kırmızı ip bir anda ikiye ayrıldı.
Balmumu figürlerin üzerindeki işaretler söndü.
Odanın içinden görünmez bir dalga geçti.
Dean'in omuzları gerildi, sonra yavaşça gevşedi.
Gözlerini kapattı.
Birkaç saniye boyunca hiçbir şey olmadı.
Sonra Dean derin bir nefes aldı ve başını kaldırdı.
Bakışları önce Sam'e, sonra Castiel'e, ardından Lisno'ya kaydı.
Lisno sessizce bekledi.
Dean ona baktı.
Bir saniye.
İki saniye.
Sonra kaşlarını çattı.
"Ben... neden masanın başında oturuyorum?"
Sam'in ağzı açık kaldı.
Castiel başını hafifçe yana eğdi.
"Büyü bozuldu."
Dean kendi ellerine baktı.
Sonra Lisno'ya.
Sonra yeniden ellerine.
Yüzündeki ifade yavaş yavaş değişti.
"Bir dakika."
Sam hemen konuştu.
"Hatırlıyorsun, değil mi?"
Dean'in gözleri büyüdü.
"Her şeyi hatırlıyorum."
Lisno dudaklarını birbirine bastırdı.
Dean'in yüzü kıpkırmızı oldu.
"Hayır."
Sam başını salladı.
"Evet."
Dean ayağa kalktı.
"Hayır, hayır, hayır."
Castiel son derece ciddi bir ifadeyle konuştu.
"Lisno'ya sürekli sarıldın, saçlarını kokladın ve onu öptün."
Dean gözlerini kapattı.
"Cas, lütfen."
"Bir de onunla birlikte olmak istediğini söyledin."
Dean iki elini yüzüne kapattı.
"Tanrım."
Sam artık kahkahayla gülüyordu.
Lisno ise gülmemek için dudağını ısırıyordu.
Dean parmaklarının arasından ona baktı.
"Lisno, ben..."
Lisno'nun gülümsemesi yumuşadı.
"Büyü altındaydın, Dean."
Dean ellerini yüzünden çekti.
"Yine de yaptıklarım için özür dilerim."
Lisno başını hafifçe salladı.
"Özür dilerim demen yeterli. Ama bir daha saçlarımı koklarsan Excalibur'u sana ödünç vermeyi düşünebilirim."
Dean'in yüzü daha da kızardı.
Sam masaya tutunarak gülüyordu.
Castiel ise düşünceli bir ifadeyle Dean'e baktı.
"Saçlarının kokusunu gerçekten beğenmiştin."
Dean parmağını Castiel'e doğrulttu.
"Seninle daha sonra konuşacağız."
Castiel başını salladı.
"Elbette."
Dean derin bir nefes aldı.
Sonra Lisno'ya baktı.
Bu kez bakışlarında büyünün yarattığı o taşkın bağlılık yoktu. Yalnızca mahcubiyet, yorgunluk ve ne hissettiğini anlamaya çalışan bir adam vardı.
"İyi misin?" diye sordu.
Lisno gülümsedi.
"İyiyim."
Dean başını salladı.
"İyi."
Bir an sessizlik oldu.
Dean, Lisno'ya sarılmak için kollarını açacak gibi oldu.
Sonra kendini durdurdu.
Kollarını indirdi.
"Şey... sarılabilir miyim?"
Lisno'nun yüzündeki ifade yumuşadı.
Bu kez büyü yoktu.
Dean soruyordu.
Ve cevabı bekliyordu.
Lisno ayağa kalktı.
"Evet."
Dean ona sarıldı.
Bu sarılma önceki gibi çaresiz ya da taşkın değildi. Kısaydı, sakindi ve ikisinin de ne yaptığını bildiği bir andı.
Dean geri çekildi.
"Teşekkür ederim."
Lisno başını salladı.
"Her zaman."
Dean birkaç saniye ona baktı.
Sonra bakışlarını kaçırdı.
Sam'in yüzünde yeniden o tehlikeli gülümseme belirdi.
Dean hemen döndü.
"Tek kelime etmeyeceksin."
Sam ellerini kaldırdı.
"Ben bir şey söylemedim."
"Yüzün söylüyor."
Castiel araya girdi.
"Sam'in yüz ifadesi gerçekten çok şey anlatıyor."
Dean gözlerini kapattı.
"Ben gidip arabamla konuşacağım."
Lisno kahkahasını tutamadı.
"Impala seni yargılamayacak, Dean."
Dean kapıdan çıkarken arkasına döndü.
"Sen emin olma."
---
7. GERİYE KALAN
Akşam olduğunda bunker yeniden sakinleşmişti.
Sam araştırma notlarını düzenliyor, Castiel eski metinleri yerine yerleştiriyordu. Lisno ise mutfakta kahvesini hazırlıyordu.
Dean içeri girdiğinde ikisi bir süre sessiz kaldı.
Sonunda Dean tezgâha yaslandı.
"Bugün için gerçekten özür dilerim."
Lisno ona döndü.
"Dean, büyü altındaydın. Bunu konuştuk."
"Biliyorum. Ama seni rahatsız ettiğimi fark ettim."
Lisno fincanını tezgâha bıraktı.
"Biraz. Ama bana sınır koyma fırsatı verdiğinde geri çekildin. Bu önemli."
Dean başını salladı.
"Yine de bir daha böyle bir şey olursa..."
"Olmayacak."
Dean ona baktı.
Lisno hafifçe gülümsedi.
"Ve olsa bile, ben yine kendimi koruyabilirim."
Dean'in yüzünde küçük bir gülümseme belirdi.
"İşte bu yüzden seninle tartışmak imkânsız."
Lisno güldü.
"Bu cümleyi daha önce duymuştum."
"Çünkü hâlâ doğru."
Bir süre sessiz kaldılar.
Sonra Dean sanki ağzından kaçırmaktan korktuğu bir soruyu soruyormuş gibi konuştu.
"Şey... sana söylediklerim."
Lisno'nun kalbi hafifçe hızlandı.
Dean devam etti.
"Büyü altındayken. Seni sevdiğimi söylediğimde..."
Lisno ona dikkatle baktı.
"Evet?"
Dean bir an sustu.
"Onları ciddiye almamanı istiyorum. En azından şimdilik. Ne kadarının büyüden kaynaklandığını bilmiyorum."
Lisno'nun yüzündeki gülümseme hafifçe soldu ama başını salladı.
"Anlıyorum."
Dean gözlerini ondan ayırmadı.
"Ve senin üzerinde hiçbir beklentim yok. Bana bir şey borçlu değilsin."
Lisno'nun içinde bir şey yumuşadı.
"Teşekkür ederim, Dean."
Dean başını salladı.
Sonra ikisi de kahvelerine döndü.
Büyü bozulmuştu.
Dean artık Lisno'nun peşinde dolaşmıyor, saçlarını koklamıyor, araştırma yapmasını engellemiyordu.
Ama aralarında küçük bir değişiklik kalmıştı.
Dean artık Lisno'nun sınırlarını daha iyi biliyordu.
Lisno da Dean'in, en azından büyüden kurtulduktan sonra, kendi duygularını anlamak için zamana ihtiyaç duyduğunu biliyordu.
İkisi de o gün yaşananları bir daha konuşmadı.
Henüz.
Fakat Lisno odasına dönerken Dean'in sesi arkasından geldi.
"Lisno?"
Döndü.
Dean elindeki kahve kupasını kaldırdı.
"Yarın kahve içmek ister misin? Sadece kahve. Normal bir kahve."
Lisno'nun dudaklarında gülümseme belirdi.
"Birlikte mi?"
Dean'in kulakları kızardı.
"Evet. Birlikte."
Lisno birkaç saniye onu izledi.
Sonra başını salladı.
"Olur, Winchester."
Dean'in yüzünde rahatlamış bir gülümseme belirdi.
"Harika."
Lisno odasına doğru yürüdü.
Dean arkasından bakarken kendi kendine düşündü.
Büyü, ona Lisno'yu sevdiğini hissettirmişti.
Ama büyü bozulduğunda hissettiği şeyin ne olduğunu henüz bilmiyordu.
Ve ilk kez, bu sorunun cevabını aceleyle bulmak istemiyordu.
Çünkü birinin kalbini büyüyle kazanmak kolaydı.
Zor olan, o kalbin kendi isteğiyle sana dönmesini beklemekti.