İçeriğe geç

Supernatural : Perfect Hunter

Bölüm 22 · 9 dk okuma

Supernatural : Perfect Hunter

Bölüm 22

Vampir Yuvası

Eski deponun önünde durduklarında Lisno, içeriden gelen sesleri dinlemek için başını hafifçe yana eğdi. Metal kapıların ardından müzik değil, boğuk konuşmalar, ayak sesleri ve zaman zaman duyulan hırıltılar geliyordu.

Burası sıradan bir vampir yuvası değildi.

Depo, tahmin ettiklerinden çok daha kalabalıktı.

Dean silahını kontrol ederken Sam etrafı gözden geçirdi. Castiel'in bakışları binanın girişinden yan duvarlara, oradan da karanlık pencerelere kaydı.

“İçeride kaç tane var?” diye sordu Dean.

Lisno omuzlarını hafifçe kaldırdı.

“Yeterince.”

Dean ona baktı. “Bu, sayısal olarak pek yardımcı olmadı.”

“İçeri girince saymayı deneyebilirsin.”

Sam araya girdi. “Odaklanabilir miyiz?”

Lisno gülümsedi. “Ben odaklandım.”

Dean'in bakışları bir an onun yüzünde durdu. Geçen gece kulüpte yaşananlar ikisinin de aklından çıkmamıştı. Dans ederken birbirlerine yaklaşmaları, ardından görev gereği başlayan öpücüğün gerektiğinden uzun sürmesi... Bütün bunlar aralarında görünmez, rahatsız edici derecede belirgin bir gerilim yaratmıştı.

İkisi de bu konuyu açmamıştı.

İkisi de unutmuş gibi davranmayı başaramıyordu.

“Pekâlâ,” dedi Dean sonunda. “İçeri giriyoruz, vampirleri temizliyoruz ve kimse kahramanlık uğruna kendini öldürtmüyor.”

Lisno ona yan gözle baktı.

“Bunu aynaya bakarak mı söylüyorsun?”

“Beni sinirlendirmek için özel bir çaba mı harcıyorsun?”

“Hayır. Doğuştan gelen yeteneklerimden biri.”

Sam derin bir nefes aldı. “Tanrım, başlayalı daha otuz saniye oldu.”

Castiel hiçbir şey söylemedi. Ancak bakışları, ikisinin arasındaki tuhaf havayı fark ettiğini belli ediyordu.

Lisno dövme hâlindeki silahlarını çağırmaya hazırlanırken bileğinde duran Chester'ın sesi zihninde duyuldu.

Sonunda hareket zamanı! Bir süredir burada süs eşyası gibi duruyorum.

Lisno'nun dudaklarının kenarı kıvrıldı.

Şikâyet etmeyi bırak, Chester.

Ben şikâyet etmiyorum. Sanatsal yorum yapıyorum.

Lisno bir an düşündü. Sonra Chester'ı dövme hâlinden çıkarıp eline aldı. Silahın yüzeyindeki detaylar deponun loş ışığında parladı.

Dean, Lisno'nun elindeki Colt tipi silaha baktı.

“Yeni oyuncak mı?”

“Chester,” dedi Lisno. “Ve ona oyuncak dersen kişisel algılar.”

Dean kaşını kaldırdı. “Silahın duyguları mı var?”

Chester'ın sesi Lisno'nun zihninde yükseldi.

Şu adama bayıldım. Mizah anlayışı harika.

Lisno gözlerini kapatıp bir saniyeliğine sabır diledi.

“Evet. Hem de fazlasıyla.”

Dean silaha biraz daha dikkatli baktı. “Peki, neden bana bakıyormuş gibi hissediyorum?”

“Çünkü muhtemelen sana bakıyor.”

Lisno, Chester'ı Dean'e doğru uzattı.

“Al.”

Dean'in yüzündeki ifade değişti. Önce silaha, sonra Lisno'ya baktı.

“Bana mı veriyorsun?”

“Hayır, Dean. Elini uzatıp havaya tutmanı istiyorum. Elbette sana veriyorum.”

“Çok komiksin.”

“Bunu sık sık duyuyorum.”

Dean silahı aldı. Parmakları kabzanın etrafına yerleşirken Chester'ın sesi Lisno'nun zihninde keyifle yankılandı.

Demek bugün Winchester'la çalışıyoruz. Fena değil. Biraz huysuz görünüyor ama potansiyeli var.

Lisno, Chester, sakın, diye uyardı.

Ne? Daha hiçbir şey söylemedim.

Dean silahın ağırlığını tarttı, ardından Lisno'ya baktı.

“Bunu bana neden veriyorsun?”

Lisno'nun cevabı bu kez daha ciddiydi.

“Depo kalabalık. Her ihtimale karşı herkesin elinde işe yarar bir şey olsun istiyorum. Chester sıradan bir silah değil. Gerektiğinde ne yapacağını bilir.”

Dean'in yüzündeki alaycı ifade biraz silindi. Silaha yeniden baktı, sonra gözlerini Lisno'ya kaldırdı.

“Yani bana güveniyorsun.”

Soru basit görünüyordu. Fakat ikisinin arasında, sıradan bir silah tesliminden çok daha fazlası varmış gibi asılı kaldı.

Lisno onun bakışlarını karşıladı.

“Silahımı sana veriyorum, Winchester. Bunu gereğinden fazla anlamlandırma.”

Dean'in dudaklarında belli belirsiz bir gülümseme oluştu.

“Senin yaptığın şeyi ben yapıyorum sanırım.”

Lisno'nun gülümsemesi hafifçe kayboldu. İkisi de neye gönderme yaptığını anlamıştı.

Gece kulübü.

Dans.

Öpücük.

Lisno bakışlarını ilk kaçıran oldu. Yalnızca bir anlığına, ama Dean fark etti.

“Silahı düzgün kullan,” dedi Lisno, sesini yeniden toparlayarak. “Chester'ın sabrı benimkinden daha azdır.”

Dean silahı kaldırıp inceledi.

“Harika. Bir de bana laf sokan bir silahım oldu.”

Chester, Lisno'nun zihninde kıkırdadı.

Beni sevecek.

Bundan hiç şüphem yok, diye karşılık verdi Lisno. Ama onu fazla sevme.

Dean, Lisno'nun yüzündeki ifadeyi izledi. Onun zihninde bir şeylerle konuştuğunu anlamıştı.

“Şu anda benim hakkımda mı konuşuyorsunuz?”

“Hayır,” dedi Lisno hemen.

Chester aynı anda zihninde konuştu.

Evet.

Lisno gözlerini tavana çevirdi.

“İçeri girelim. Şimdi.”

Dean silahı güvenli biçimde tuttu. Fakat Lisno'nun yanından geçerken ona doğru biraz eğildi.

“Bunu sonra konuşacağız.”

Lisno başını ona çevirdi.

“Neyi?”

Dean'in gülümsemesi büyüdü.

“Sen karar ver.”

Lisno cevap vermedi. Buna ihtiyacı da yoktu. Dean'in sesindeki imayı anlamıştı ve bu durum onu gereğinden fazla rahatsız ediyordu.

Sam kapıya yönelirken ikisine baktı.

“İkiniz de bitirdiyseniz vampirler bizi bekliyor.”

“Ben hazırım,” dedi Dean.

“Ben de,” diye karşılık verdi Lisno.

Ama ikisinin de aklında yalnızca av yoktu.

Depoya girdiklerinde kalabalık bir anda hareketlendi.

İçerideki vampirler, avcıların gelişini fark eder etmez kaçış yollarına yöneldiler. Ön kapıya, yükleme alanına ve arka servis koridoruna doğru dağılıyorlardı.

Lisno'nun gözleri hızla çıkışları taradı.

“Hiçbirini dışarı salmayacağız.”

Bileğindeki dövme parladı. Bankai, avucunda belirdi.

Lisno katanayı güçlü bir hareketle metal zemine sapladı. Ardından kabzayı kavrayıp kendi ekseni etrafında döndürdü.

Bankai'nin gücü deponun içinde dalga gibi yayıldı.

Ön kapı metal bir gürültüyle kapandı. Yükleme alanındaki çıkış kilitlendi. Arka servis koridorunun kapısı da ağır bir çarpışmayla yerine oturdu.

Vampirlerin kaçış yolu kalmamıştı.

Dean, Chester'ı elinde tutarken başını kaldırdı.

“Bunu baştan yapabileceğini söylemek aklına gelmedi mi?”

Lisno, Bankai'yi zeminden çekti.

“Senin tepki verme biçimini görmek istedim.”

“Beni sinirlendirmek için doğduğuna eminim.”

“Sonunda beni anlamaya başladın.”

Bir vampir Dean'e saldırdı. Dean yana çekilerek darbeyi atlattı ve Chester'ı kaldırdı. Silahın ateşi deponun içinde yankılandı. Vampir sendelediğinde Dean ona son darbeyi indirerek etkisiz hâle getirdi.

Chester'ın sesi Lisno'nun zihninde duyuldu.

Fena değil! Winchester'ın eli titremiyor.

Chester, işine bak.

İşim tam olarak bu. İşimi yorumlamak da görev tanımımın içinde.

Lisno cevap vermedi. Artık harekete geçme zamanıydı.

Üç kılıcını çağırdı.

Excalibur, Mugen ve Bankai ellerinde belirdiğinde deponun loş ışığı kutsal silahların yüzeylerinde yansıdı.

Castiel başını ona çevirdi.

Lisno'nun duruşu değişmişti. Omuzları gevşemiş, nefesi düzenlenmişti. Biraz önceki alaycı avcı gitmiş, yerini her hareketini hesaplayan bir savaşçı almıştı.

İlk vampir üzerine atıldığında Lisno yana döndü. Excalibur'un keskin darbesi saldırıyı durdurdu. Mugen ikinci vampirin hamlesini savuşturdu. Bankai ise üçüncüsünün yolunu kesti.

Ardından Lisno, Japonya'daki Şinto tapınağında yıllarca geliştirdiği tekniği uygulamaya başladı.

Üçlü Kutsal Kılıç Dansı.

Üç kılıç, ellerinde birbirini tamamlayan hareketlerle ilerliyordu. Excalibur'un gücü, Mugen'in akıcı keskinliği ve Bankai'nin değişken kudreti tek bir ritimde birleşti. Lisno'nun ayakları metal zeminde neredeyse sessizce hareket ediyor, her dönüşü bir saldırıyı boşa çıkarırken başka bir vampiri hedef alıyordu.

Bu, gelişigüzel bir dövüş değildi.

Her adımın, her dönüşün ve her darbenin bir amacı vardı.

Bir vampir arkasından yaklaşmaya çalıştı. Lisno dönmeden Bankai'yi geriye savurdu. Ardından Mugen'le önündeki saldırıyı savuşturup Excalibur'u son darbeyi indirmek için kullandı.

Bir diğeri kaçmaya yeltendiğinde Bankai'nin geniş hareketi yolunu kesti.

Castiel gözlerini ondan ayırmıyordu.

Onun gördüğü yalnızca üç silah kullanan bir avcı değildi. Lisno, üç ayrı silahın iradesini ve gücünü tek bir savaş biçiminde birleştiriyordu. Hareketlerinde tereddüt yoktu. Gereksiz hiçbir darbe atmıyordu.

Dans sona erdiğinde Lisno'nun çevresinde on birden fazla vampir hareketsiz yatıyordu.

Castiel, ilk kez bir insanın silahlarıyla bu şekilde bütünleştiğine tanık oluyordu.

Lisno nefesini düzenleyip Bankai'yi metal zemine sapladı. Excalibur ve Mugen hâlâ ellerindeydi.

Tam o sırada Castiel yanına geldi. Eğilerek Bankai'nin kabzasını kavradı ve onu zeminden çıkardı.

Lisno ona kısa bir bakış attı.

“Teşekkürler.”

Castiel katanayı ona uzattı.

“Tekniğin etkileyiciydi.”

Lisno Bankai'yi alırken dudaklarının kenarı kıvrıldı.

“Japonya'da uzun zaman geçirdim.”

“Belli oluyor.”

Başka bir açıklama yapmaya vakitleri olmadı. Deponun diğer ucundan Sam'in sesi yükseldi.

“Dean! Sağ taraf!”

Lisno başını çevirdi. Sam ve Dean hâlâ birkaç vampirle mücadele ediyordu.

“Gidiyoruz,” dedi.

Castiel onunla birlikte hareket etti.

Deponun diğer ucunda Sam, iki vampiri aynı anda uzak tutmaya çalışıyordu. Dean ise Chester'ı kullanarak kendisine yaklaşan vampirleri geri püskürtüyordu.

Lisno ve Castiel yardıma yetiştiğinde bir vampir Sam'in arkasından saldırmak üzereydi.

Lisno hızla araya girdi. Mugen'in darbesi saldırıyı kesti, ardından Excalibur'la vampiri etkisiz hâle getirdi.

Castiel diğer vampiri yakalayıp etkisizleştirdiğinde Dean kalan son saldırganı yere serdi.

“Sanırım partinin sonuna geldik,” dedi Dean, Chester'ı indirirken.

Lisno ona baktı.

“Silahınla iyi anlaştın mı?”

Dean, Chester'ı hafifçe kaldırdı.

“Bence birbirimizi anladık.”

Winchester'ın zekâsı beklediğimden yüksek çıktı, dedi Chester, Lisno'nun zihninde.

Lisno'nun yüzüne istemsiz bir gülümseme yerleşti.

Dean bunu fark etti.

“Yine ne dedi?”

“Hiçbir şey.”

Chester hemen araya girdi.

Bana güvenmiyor. Bunu kişisel algılamalı mıyım?

Lisno dişlerini sıktı.

Bir kelime daha edersen seni tekrar dövmeye çeviririm.

Baskıcı bir çalışma ortamı.

Dean, Lisno'nun yüzündeki ifadeye bakıp başını iki yana salladı.

“Bu silahı bana vermenin kötü bir fikir olduğunu düşünmeye başladım.”

“Daha yeni mi fark ettin?”

Sam, çevreyi kontrol ederken seslendi.

“İkiniz flört etmeyi bitirdiyseniz burada hâlâ kurtarılmayı bekleyen insanlar var.”

Lisno ve Dean aynı anda ona döndüler.

“Flört etmiyoruz,” dediler birlikte.

Ardından ikisi de sustu.

Sam'in yüzüne yavaşça bir gülümseme yayıldı.

“Tabii.”

Dean gözlerini devirdi. Lisno ise ona bakmamaya karar verdi. Bu kararını yaklaşık üç saniye sürdürebildi.

Deponun arka bölümünden gelen boğuk bir ses dikkatlerini dağıttı.

Sam'in işaret ettiği tarafta, metal parmaklıklarla çevrili bir alanda birkaç kişi tutuluyordu. Korkmuş, bitkin ve yaralıydılar.

Lisno hemen yanlarına gitti. Excalibur'u kullanarak kilidi açtı. Sam, kurtarılanların durumunu kontrol ederken Dean dışarıdaki acil yardım ekiplerini aramak üzere kapıya yöneldi.

Castiel de yaralıları inceledi.

“Bazılarının tıbbi yardıma ihtiyacı var,” dedi.

“Biliyorum,” diye karşılık verdi Lisno. “Sam, sen onlarla kal. Dean, yardım çağır. Cas, burada başka biri var mı kontrol edebilir misin?”

Castiel başını salladı ve gözden kayboldu.

Dean kapıya ulaşmadan önce bir kez daha Lisno'ya baktı. Lisno da ona bakıyordu.

Aralarındaki gerilim hâlâ oradaydı. Fakat bu kez ona başka bir şey eşlik ediyordu: birlikte savaşmanın getirdiği güven.

Dean, Chester'ı Lisno'ya uzattı.

“Sanırım arkadaşınla işimiz bitti.”

Lisno silahı aldı.

“Chester, Dean hakkında ne düşünüyorsun?”

İyi bir nişancı. Biraz fazla kendinden emin. Kahvesini paylaşmıyor olabilir. Ama idare eder.

Dean kaşlarını kaldırdı.

“Beni mi değerlendiriyor?”

“Evet.”

“Ve?”

Lisno, Chester'ı dövme hâline getirirken gülümsedi.

“Henüz karar vermedi.”

Dean başını salladı.

“Harika. Şimdi de bir silahın onayını almam gerekiyor.”

“Benim onayımı almak daha zor.”

Dean'in yüzündeki gülümseme bir an duraksadı. Bakışları Lisno'nun gözlerine kaydı.

“Bundan eminim.”

İkisi de kulüpteki öpücüğü hatırladı.

Lisno bu kez bakışlarını kaçırmadı. Yalnızca silahlarının dövmelerine döndüğünden emin olup Sam'in yanına yürüdü.

Dean birkaç saniye daha olduğu yerde kaldıktan sonra peşlerinden gitti.

Av tamamlanmıştı.

Kurtarılan insanlar sağlık ekiplerine teslim edildi. Depodaki vampir yuvası temizlenmiş, kaçış yolları kapatılmış ve geride kalan tehdit ortadan kaldırılmıştı.

Ekip yeniden bir araya geldiğinde Sam, Lisno'nun kılıçlarına baktı.

“Üçünü aynı anda kullanmak zorunda mıydın?”

Lisno kaşını kaldırdı.

“Hayır. Ama daha eğlenceliydi.”

Dean hemen araya girdi.

“On birden fazla vampir öldürdü. Sanırım eğlence anlayışını sorgulamayı daha sonra yapabiliriz.”

“Beni savunuyor musun, Winchester?”

“Hayır. Sadece istatistikleri belirtiyorum.”

Lisno gülümsedi.

“Tabii.”

Castiel ikisini izledi ama yorum yapmadı. Sam ise kardeşine bakıp başını iki yana salladı.

Dönüş yolunda Dean ve Lisno yan yana yürüdüler. Aralarında konuşulmamış şeyler vardı. Kulüpteki öpücük, deponun girişinde yaşanan silah teslimi ve Chester'ın Dean hakkındaki değerlendirmesi...

Hiçbiri konuyu açmadı.

Ama sessizlik artık eskisi kadar rahat değildi.

Ve ikisi de bunun farkındaydı.

Sığınağa döndüklerinde Baby Knives, iki yavru köpek hâlinde Lisno'nun üzerine atıldı. Biri ayaklarının çevresinde dönüp dururken diğeri Dean'in botuna burnunu dayadı.

Dean aşağı baktı.

“Hayır. Bu gece kahvemi çalmıyorsun.”

Yavru köpek başını yana eğdi.

Lisno kollarını kavuşturdu.

“Bence seni çoktan seçti.”

“Harika. Bir de benden hoşlanan köpekler var.”

Bizi seviyor, diye araya girdi Baby Knives ikisinin zihninde birden.

Lisno güldü. Dean ise gözlerini kapatıp derin bir nefes aldı.

Sam silahlarını yerine bırakırken, “En azından görev başarılı geçti,” dedi.

Castiel başını salladı.

“Evet. Birlikte iyi çalışıyorsunuz.”

Lisno, silahlarının dövmelerine dokundu. Excalibur, Mugen, Bankai, Judgement ve Chester yeniden yerlerine dönmüştü. Baby Knives ise hâlâ iki küçük köpek olarak odanın içinde dolaşıyordu.

Onlar yalnızca silah değildi.

Onlar Lisno'nun ailesiydi.

Dean mutfağa yönelirken bir an durup ona baktı.

“İyi iş çıkardın, Lisno.”

Lisno'nun yüzündeki alaycı ifade yumuşadı.

“Sen de fena değildin, Dean.”

Dean gülümsedi ve mutfağa gitti.

Lisno arkasından bakarken Chester'ın sesi zihninde yeniden duyuldu.

Bence bu iş daha da ilginçleşecek.

Lisno gözlerini devirdi.

Tek kelime daha etme.

Ben hiçbir şey söylemedim.

Lisno gülümsemesini saklayamadı.

Vampir yuvası temizlenmişti. Ekip bir kez daha birlikte çalışmayı başarmıştı.

Fakat sığınağın içinde, vampirlerden çok daha karmaşık bir mesele büyümeye başlamıştı.

Ve bu kez kimse onu Excalibur'la kesip atamazdı.

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.