Lisno, Beacon Hills'teki evine döndüğünde hava kararmaya başlamıştı.
King'i garaja park etti, kaskını çıkardı ve doğruca babasının çalışma odasına gitti. Masanın üzerinde Japonya'dan getirdiği notlar, Michael'ın eski araştırmaları ve Winchester kardeşlerin bahsettiği vakayla ilgili aldığı birkaç not duruyordu.
Sam ve Dean'in anlattıkları aklından çıkmıyordu.
Açıklanamayan ölümler. Kayıp insanlar. Olay yerlerinde bulunan garip semboller.
Lisno, babasının arşivinden eski bir yaratık kataloğu çıkardı. Sayfaları hızlıca taradı, ardından Japonya'daki araştırmalarından bir defteri açtı. Benzer olayları hatırlamaya çalışıyordu ama henüz kesin bir bağlantı bulamamıştı.
Excalibur: Yeni tanıştığın iki avcıya yardım etmek için kendi arşivini karıştırıyorsun.
“Bir vakayı çözmeye çalışıyorum.”
Excalibur: Elbette. Bunun Dean Winchester'la hiçbir ilgisi yok.
Lisno elindeki defteri masaya bıraktı.
“Excalibur.”
Excalibur: Sustum.
“Güzel.”
Birkaç dakika sonra Lisno, gerekli notları ayrı bir dosyada topladı. Michael'ın arşivinden ilgili sayfaların kopyalarını aldı ve çantasına yerleştirdi. Orijinal belgeleri evde bırakacaktı.
Kapıyı kilitlemeden önce çalışma odasına son bir kez baktı.
“Daha sonra görüşürüz, baba.”
Ardından ışığı kapattı.
King'in anahtarını aldı ve garaja indi.
“Hazır mısın, King?”
Motoru çalıştırdı.
Chester: Umarım bu kez güzel bir yere gidiyoruzdur.
“Bir sığınağa gidiyoruz.”
Chester: Yemek var mı?
“Bilmiyorum.”
Chester: Bu ekip hakkında ilk şüphem oluştu.
Lisno güldü, kaskını taktı ve yola çıktı.
Bu kez nereye gittiğini biliyordu.
---
I. WINCHESTER KARDEŞLER
Men of Letters sığınağına ulaştığında King'i girişin yakınına park etti. Çantasını omzuna alıp kapıyı çaldı.
Kapıyı Sam açtı.
“Tekrar hoş geldin.”
“Umarım çok erken gelmedim.”
“Hayır. Dean kahve yapıyor.”
Lisno içeri girdi.
“Bu iyi bir haber mi?”
Sam hafifçe güldü.
“Buna kendin karar ver.”
İçeri girdiklerinde Dean mutfak tezgâhının önünde duruyordu. Elinde bir kahve kupası vardı.
Lisno'yu görünce başını kaldırdı.
“Baratheon. Geri döneceğini biliyordum.”
“Beni bu kadar özlediğini bilmiyordum, Winchester.”
Dean gülümsedi.
“Henüz karar vermedim.”
Lisno çantasını masaya bıraktı.
“Güzel. Ben de senin hakkında bir karara varmadım.”
Sam ikisine baktı.
“Bunu her görüşmenizde yapacak mısınız?”
“Muhtemelen,” dedi Lisno.
“Kesinlikle,” dedi Dean aynı anda.
Sam iç çekti.
“Harika.”
Lisno dosyasını açtı ve topladığı notları masaya yaydı.
“Dün anlattığınız vakayla ilgili bazı kayıtları inceledim. Henüz kesin bir sonuca ulaşamadım ama birkaç olasılığı elememiz gerekiyor.”
Dean kahvesini bırakarak masaya geldi.
“Bir gecede bütün vakayı çözdün mü?”
“Hayır. Sadece araştırma yaptım.”
“Bunu çoğu insan sabah yapar.”
“Ben çoğu insan değilim.”
Dean başını salladı.
“Bunu fark ettim.”
Lisno fotoğrafları ve notları karşılaştırmaya başladı. Sam bilgisayarını açıp bulduğu haberleri ekrana getirdi. Üçü birlikte olayların tarihlerini, kaybolan kişilerin son görüldüğü yerleri ve tanıkların ifadelerini incelediler.
Lisno bir noktada parmağını haritanın üzerindeki işaretlerden birine koydu.
“Burada bir örüntü var.”
Sam ona yaklaştı.
“Ne gördün?”
“Kaybolmalar rastgele görünse de hepsi aynı bölgedeki eski bir yolun çevresinde gerçekleşmiş. Üstelik olayların arasında birkaç günlük aralık var.”
Dean haritayı kendine çekti.
“Yani bir sonraki hedefin nerede olabileceğini tahmin edebiliriz.”
“Evet. Ama önce orada ne olduğunu öğrenmeliyiz.”
Dean başını salladı.
“Pekâlâ. Hazırlanalım.”
---
II. YOLA ÇIKIŞ
Sam ekipmanlarını hazırlarken Dean silahlarını kontrol etti. Lisno ise çantasındaki notları düzenleyip gerekli malzemeleri ayırdı.
Dean onun çantasına baktı.
“Yanına bütün kütüphaneyi mi alıyorsun?”
“Hayır. Sadece işime yarayabilecek belgeleri.”
“Bu çanta oldukça ağır görünüyor.”
“Taşıyabiliyorum.”
Dean elini uzattı.
“Ver, arabaya koyayım.”
Lisno bir an duraksadı. Sonra çantayı ona verdi.
“Teşekkürler.”
Dean çantayı alırken gülümsedi.
“Rica ederim. Ne de olsa seni ilk avımızda bel fıtığına mahkûm edemem.”
Lisno gözlerini devirdi.
“Bu kadar düşünceli olman beni şaşırtıyor.”
“İnsanları şaşırtmak benim uzmanlık alanım.”
Sam araya girdi.
“Dean, arabaya bin.”
“Emredersin, Sammy.”
Lisno gülümseyerek onları izledi. Sam ve Dean'in atışmaları ona Scott ve Stiles'ı hatırlatıyordu. Ancak Winchester kardeşlerin arasında daha derin bir şey vardı. Birbirlerinin cümlelerini tamamlamalarına, bakışlarla anlaşmalarına ve tehlike karşısında hiç düşünmeden birbirlerini kollamalarına yansıyan bir bağ.
Dean kapıyı açıp Lisno'ya döndü.
“Geliyor musun?”
Lisno King'e baktı.
“Ben motorumla geleceğim. King'i garajda bekletmek için almadım.”
Dean'in yüzünde hafif bir gülümseme belirdi.
“Pekâlâ. Ama kaybolursan seni aramak zorunda kalmayalım.”
Lisno kaskını eline aldı.
“Beni takip etmeye çalış, Winchester.”
King'in motorunu çalıştırdı ve sığınağın önünden ayrıldı.
Dean onun arkasından bakarken Sam yanına geldi.
“Bir şey söyleyeceğim.”
“Söyleme.”
“Daha hiçbir şey demedim.”
“Ne söyleyeceğini biliyorum.”
Sam gülümsedi.
“Bence iyi anlaşacaksınız.”
Dean arabaya bindi.
“Önce bir avı sağ salim atlatalım.”
Ama yüzündeki gülümseme hemen kaybolmadı.
---
III. İLK İZLER
Ormanlık bölgeye vardıklarında hava soğumuştu. Lisno King'i Impala'nın yanına park etti ve kaskını çıkardı.
Sam haritayı açtı.
“Kaybolan son kişinin arabası şu yolun yakınında bulunmuş.”
Dean silahlarını kontrol etti.
“Önce aracı inceleyelim. Sonra çevreye bakarız.”
Lisno çantasından eldivenlerini ve not defterini çıkardı.
“Bir şey bulursak hemen saldırıya geçmiyoruz. Önce neyle karşı karşıya olduğumuzu anlamalıyız.”
Dean ona baktı.
“Bunu kaçıncı kez söyledin?”
“Senin kaçıncı kez unuttuğuna bağlı.”
Sam gülerek yürümeye başladı.
“İkiniz de gelin.”
Aracı bulmaları uzun sürmedi. Kapısı açıktı ve içeride kimse yoktu. Sam çevredeki izleri incelerken Dean aracın içini kontrol etti. Lisno ise yerdeki ayak izlerine baktı.
“Burada bir boğuşma yaşanmış,” dedi. “Ama kan yok.”
Sam yanına çömeldi.
“İzler ormana doğru gidiyor.”
Dean silahını hazır tuttu.
“Öyleyse ormana giriyoruz.”
Lisno başını salladı ve Excalibur'un dövmesine dokundu.
Kılıç elinde belirdi.
Sam kısa bir bakış attı.
“Buna alışmam biraz zaman alacak.”
“İnsanlar genelde böyle tepki veriyor.”
Dean hafifçe gülümsedi.
“Ben alıştım.”
Lisno ona baktı.
“Daha beş dakikadır yan yanayız.”
“Çabuk öğreniyorum.”
Üçü ormana ilerledi.
Bir süre sonra Lisno durdu. Yerde, ağaç köklerinin arasına sıkışmış koyu renkli bir kalıntı vardı. Eldiveniyle küçük bir örnek aldı.
“Bunu daha önce gördünüz mü?”
Sam başını iki yana salladı.
Dean çevreyi kontrol etti.
“Hayır. Ama bu, doğru yerde olduğumuzu gösteriyor olabilir.”
Lisno örneği kapalı bir kaba koydu.
“Bobby'ye gönderelim. Ne olduğunu öğrenene kadar dikkatli olmalıyız.”
Tam o sırada ağaçların arasından bir ses geldi.
Üçü de aynı anda döndü.
Uzaktaki bir siluet, ağaçların arasında hareketsiz duruyordu.
Dean seslendi:
“Hey! Olduğun yerde kal!”
Siluet geri çekildi.
Dean peşinden hareketlendi ama Lisno kolunu tuttu.
“Bekle.”
Dean ona döndü.
“Neden?”
“Bizi oraya çekiyor olabilir.”
Sam çevreye baktı. Birkaç saniye sonra diğer taraftan bir dal kırılma sesi geldi.
Lisno'nun bakışları sertleşti.
“Evet. Kesinlikle bizi oraya çekiyor.”
Dean silahını kaldırdı.
“Planın var mı?”
Lisno Excalibur'u kavradı.
“Şimdilik birbirimizden ayrılmıyoruz.”
Dean başını salladı.
“Bunu yapabilirim.”
Lisno ona baktı.
“Emir almaktan hoşlanmıyordun, hatırladın mı?”
Dean gülümsedi.
“Senin emirlerin daha katlanılabilir.”
Sam ikisine baktı.
“Bunu daha sonra konuşabilir misiniz?”
Ormanın derinliklerinden bir çığlık yükseldi.
Bu kez üçü de tereddüt etmedi.
Sam öne geçti, Dean silahını kaldırdı ve Lisno Excalibur'la yanlarında ilerledi.
Henüz birbirlerini tam anlamıyla tanımıyorlardı. Birbirlerinin sınırlarını, savaşma biçimlerini ve korkularını bilmiyorlardı.
Ama artık aynı hedefin peşindeydiler.
Ve bu av, aralarındaki güvenin ilk gerçek sınavı olacaktı.