Jisung'dan
Jeongguk beni uyandırdıktan sonra geri uyuyamamıştım. Evde tek ben uyanıktım. Şu içmek için kalkıp mutfağa giderken salonda uyuyan Minho'yu gördüm. Ve Minho horluyordu! Başına koyduğu yastığa sarılmış bir şekilde horluyordu. Gerçekten çok komik bir görüntüydü. Aklıma eğleneceğim çok güzel bir fikir gelmişti.
Mutfağa gidip buzdolabını açtım. Sebzelikten bir adet limon alarak ortasına küçük bir çizik attım. Böylelikle limonu sıktığımda suyu akacaktı. Elimde limonla odama gidip bir keçeli kalem aldım ve tekrar salona uyuyan Minho'nun yanına döndüm.
Uyanmaması için dua ederek kalemle hissedilmeyecek şekilde -en azında bunu amaçlayarak- kaşlarının ortasını boyadım. Eski hâlinden daha iyi olmuştu. Yine aynı şekilde yanağına kadar uzanan büyük bir bıyık yaptım ve yanağına kocaman ben çizdim. Uykusunun derin olması çok işime yaramıştı. Kalemi kapatıp kenara koyarken Minho hareketlenmeye başlamıştı. Uyandı mı diye baktığımda sadece yana döndüğünü gördüm. Elimi kalbime koyup derin bir oh çektim ve koltuktan kalkarak son aşamayı gerçekleştirdim. Kestiğim limonu horladığı için açık olan ağzının içine sıktım.
Minho ağzını şapırdatarak yuttuğunda ekşi tadı almış olucak ki yüzünü ekşitip aniden uyanıp oturur pozisyona gelmişti. Gözü ekşi tatdan dolayı seğirince kahkaha atmaya başladım. Şoku atlatan Minho sinirle bana baktığında yüzüne çizdiğim şeylerden dolayı hiç korkulacak gibi durmuyordu. Yüzüne daha çok güldüğümde daha da sinirlendi. "Jisung! Ne yaptığını sanıyorsun sabah sabah?!"
O kadar komik görünüyordu ki her konuşmasında daha da çok gülmeye başlamıştım. Öyle ki artık gülmekten nefes alamaz hâle geldim.
"Hiç komik değil Jisung." Kaşlarını çatarak konuşunca ortasını boyadığım için çok daha değişik olmuştu. Gülmem artınca nefes alamadığım için elimle karnımı tutuyordum.
Minho bir kaç defa daha beni uyarmıştı gülmemem için fakat bir türlü gülmeyi kesemiyordum.
Daha ne olduğunu anlamadan kendimi koltukta yatar hâlde buldum. Üstümde ise Minho duruyordu. Yakınlığından ve ani hareketinden dolayı gülmeyi kesmiştim. Şaşkınlığımı atınca yüzümün yakınında duran tek kaş, pala bıyık ve benli yüz yüzünden tekrar gülmeye başladım. Yakından daha da komikti!
"Jisung, boku çıktı artık."
"Daha... çık-çıkmadı." Nefes nefeseydim artık. Gülmeyi kesip derin nefesler aldıkça Minho ile gögüslerimiz çarpışıyordu. Yüzünü görürsem tekrar gülmeye başlardım ve nefessizlikten bayılma ihtimalim çok yüksekti bu yüzden gözlerimi kapatmıştım.
"Artık gülmeyeceksin değil mi?" Meraklı sesini duyunca zihnimde merakla bakan yüzü belirdi. Kaşları aklıma gelince sırıtmıştım. "Gözlerimi açmazsam gülmem."
"Gözlerini açınca ne oluyor peki?" Cevabını söyleyemeyeceğim için omzundan ittirerek yana düşmesini sağladım. Koltuktan kalkıp banyoya kaçtığımda peşimden gelmemesi benim lehime olmuştu. Yüzünü görme ihtimali yüksekti. O gördüğünde ben tolette olacağım için bana zarar veremezdi.
Yüzümü yıkayıp dış fırçamı almışken kapının ardından bir ses duydum. "Çıkınca seni geberticeğim Jisung. Yüzüme yaptıklarının aynısını yüzüne yapacağım." Kıkırdayıp dişlerimi fırçalamaya başladım. Adım sesleri duyduğumda gittiğini anladım. Gülüyorum falan ama sıçmıştım.
Yavaş yavaş dişlerimi fırçalarken salonda olanlar aklıma geldi. Eğer Minho'nun yüzü boyalı olmasaydı etkilenirdim. Dibimdeydi! Yüzümüzün arasında bir karış ya vardı ya yoktu! Dişlerimi fırçalama işi malesef bitince plan kurmaya başladım.
Kapıyı olabildiğince yavaş açacaktım ki ses çıkmasın, eğer Minho kapının yakınlarındaysa atılıp kapıyı açmaya çalışırdı. Geri kapatmak zor olmazdı benim için. Kapının yakınında değilse sessizce çıkacak ışığı söndüğüm gibi odama kaçıp kapıyı kitleyecektim. Annemler uyanana kadar da çıkmayacaktım.
Planımı devreye sokma zamanıydı. Kapının kilidini açıp kendimi hazırladım, olur da dışarıda sessizce beni bekliyorsa kapıyı hemen geri kapatabilmek için. Kapı kolunu yavaş ve olabildiğince sessizce açmaya başladım. Galiba Minho burada değildi. Aralık kapıdan kafamı uzatıp baktım. Yoktu. Işığı kapattığım gibi odama koşmuş ve kapıyı kapatıp kitlemiştim. Kapıya bakarak zaferle sırıttım.
Fakat hiç tahmin etmediğim bir şey olmuştu.
Arkamı döndüğüm gibi Minho ile karşılaşmayı beklemiyordum. Yüzünü temizlemişti. Elinde onun yüzünü çizerken kullandığım kalem vardı, dudaklarında ise hiç hoşuma gitmeyen bir sırıtış vardı. Şimdi gerçekten sıçtım.
Kapıyı açmak için arkamı döndüğümde daha elimi kilide bile atamadan Minho tarafından durdurulmuştum. Tuttuğu bileğimden çekerek beni kendine döndürmüş, kapıya sırtımı yaslamamı sağlamıştı. Yalvarırsam belki insafa gelip beni bırakırdı.
"Ben ettim sen etme Minho! Söz bir daha sana dokunmam, valla. Lütfen... hm?"
"Kurtuluşun yok Sünger bob."
Eh, kendim kurtulmaya çalışacaktım artık. Bileğimi kurtarmak için çırpındığımda diğer elimi de aynı eli ile tutup başımın üstünde birleştirmişti. OHA OHA! YAPIYOR LAN BU ÇOCUK?! ELLERİMİ TUTUYOR, KAPIAYA KISTIRDI? TÖBE TÖBEE. Aklıma gelen düşünceleri hemen dağıtıp Minho'ya baktım. Kalemin kapağını ağzıyla açıp kalemi yüzüme doğru getirdi. Kafamı yana yatırdığımda kalemin ucu yanağımı sıyırmıştı.
"Eğer sabit durmazsan yüzün daha fazla boyanır."
Istemeye istemeye teslim olduğumda yüzümü boyamış ve cebinden telefonunu çıkarıp fotoğrafımı çekmişti. Tüh, bu nasıl benim aklıma gelmedi? Aynı salonda olduğu gibi dibimdeydi şuanda. Demiştin ki 'Eğer Minho'nun yüzü boyalı olmasaydı etkilenirdim' . Şuan ise kalbim hızlı hızlı çarpıyordu. Umarım duymuyordur.
Yüzümü incelediğinde gülmesini beklemiştim fakat o beni yanıltmış ve kalbimin daha da hızlandıracak o cümleyi söylemişti. "Yüzünü boyasam bile hâlâ çok güzelsin. "


Bugün iki bölüm attım. Alttakini okumayı unutmayın


