Hava cehennem sıcağı, dışarının sıcağından dolayı eve girmiş ve tepemde deli gibi uçuşan sinek, üstünde bir şort ve sıfır kollu bir tişört yatağında camış gibi yatarak whatsapp ta arkadaş grubumda lak lak ediyordum.
Her yıl yaz ayları bir öncekinden daha da sıcak oluyordu. Annemlere her yıl bir klima almak gerektiğini söylüyorum ama annem her seferinde komşumuzun klima rüzgarından dolayı yüz felci geçirdiğini anlatıyor, ısrarla klima almayı reddediyordu. Bizde mecburen evdeki vantilatör ile koca bir yazı geçirmeye çalışıyorduk.
Kapının zili çalmaya başladığında duymamış gibi yaparak gruba atılan videoyu bilmem kaçıncı kez izleyerek kahkaha atmaya devam ettim.
"Çocuklar kapı!" Annemin bağırışından sonra kılımı bile kıpırdatmadan peşine bende bağırdım. "Jinni kapı! " Kız kardeşin homurdana homurdana kapıya gitmiş ve açmıştı. "Merhaba?" Kız kardeşimin sesinden anladığım kadarıyla gelen kişileri tanımıyordu. "Hanım Jinni'ye bak... nasılda kocaman olmuş!" Annemde mutfaktaki işini bırakıp Jinni'nin yanına gitmişti.
"Soobin?! Ne işiniz var sizin burada?" Soobin de kimdi be!? "Geçiyordu uğradık işte Jihyo. Yoksa bizi içeri almayacak mısın?" Adamın şakacı tonda çıkan sesi ile beynimde şimşekler çaktı ve Soobin denen adamın kim olduğunu hatırladım. Annem ve babamın üniversitesindeki arkadaş grubundandı. Birkaç kere mazileri anlatırken ismi geçmişti.
Içeriden gelen seslerden anladığım kadarıyla onlar içeri girmiş ve annemle hasret gidermişlerdi. "Bunlarda benim oğlanlar Minho ve Jeongguk. Gerçi sen ikisini de tanıyorsun ama en son gördüğünde Jeongguk beş yaşında, Minho işe bebekti." Iki yabancı sesinde meraba dediğini duydum ve odama gelen kardeşime baktım. "Kim abi bunlar?"
"Annem ve babamın üniversiteden arkadaşları vardı ya, onlar."
"Aa hatırladım Soobin ve Nayeon. Yanlız Nayeon teyze harbi çok güzelmiş." Telefonumun ekranını kilitleyip oturur pozisyona geldim. "Harbi mi?"
Jinni yüzünü buruşturup konuştu "Salyalarını sil pis ergen, senin annen yaşında evli bir kadın o."
"Sensin pis! Abiye pis denmez. Hep ben sapına kadar gayım ya salak." Bana oflamış ve kapının önünde dikilmeyi bırakıp anneme yardım için mutfağa gitmişti.
Eğer şimdi salona gidip onlara hoşgeldiniz demezsem ve biraz yanlarında oturmazsam annemin beni döveceğini bildiğim için yataktan kalkıp salona doğru gittim.
Koltukta boy sırasına göre oturmuş üç adet tavşana benzeyen bedenler vardı. Hepsini tek tek süzerek içeri girmiş ve Soobin amcadan başlayarak hepsiyle el sıkışıp hoşgeldiniz dedim.
Şunu söylemek gerekliyse bu ailedeki tüm erkeklere yakışıklılık gökten yağmıştı. Soobin amcanın bir kaç tel haricinde siyah saçları vardı. Kırklı yaşlarında olduğu için saçına birkaç tel ak düşmüştü fakat yine de çok genç duruyordu. Hiç tanımasam otuz yaşlarında biri derdim. Hoşgeldin dediğimde bana gülümsemiş ve gamzelerini ortaya çıkarmıştı. Gerçekten çok tatlı bir amcaydı.
Diğer el sıkıştığım kişinin Jeongguk olduğunu tahmin ediyorum çünkü yanındaki bedenin aksine daha büyük duruyordu. Onun da siyah saçları vardı. Gözleri çok büyüktü ama bu büyüklük absürt durmuyor aksine tatlı durmasını sağlıyordu. Hoş bulduk derken fark ettim onunda gamzeleri vardı.
Diğer kişi abisi ve babasının aksine kızıldı. El sıkışırken benin onu sürdüğüm gibi o da beni süzmüştü. Bu arkadaşın gamzesisin olup olmadığını bilmiyordum çünkü sadece başını sallayarak karşılık vermişti. Tekli koltuklardan birine oturduğumda halının desenlerini izlemekten başka yapıcak bir şey bulamamıştım.
"Nasılsın Jisung?" Soobin amcanın sorduğu klasik sorulara cevap verirken annemler gelmiş ve ellerindeki limonataları dağıtmıştı. Öncelikle Nayeon teyze Jinni'nin dediği kadar güzeldi. Ve o da tavşana benziyordu. Bunlar tavşan ailesi olabilirdi. Nayeon teyze de Minho gibi kızıldı. Benim limonatamı o vermiş ve bana gülümsemişti. Gülünce daha da tavşana benzemişti. Bana bu aile acayip tatlı gelmişti. Tavşana benzedikleri için mi bilmiyorum ama öyle gelmişti.
Evlatlar olarak sessizce limonatalarımızı içerken annemler hemen bir konu bulup konuşmaya başlamışlardı. Karşı koltukta oturan Jinni'ye baktığımda koltukta sessizce limonata içen iki genci sürdüğünü gördüm. Odada bana diyordu ama resmen ağzının suyu akacaktı. Tamam gerçekten çok yakışıklılardı ama kızım biraz çaktırmadan süz! Bir ara yanlız kaldığımızda abilik görevimi yapıp ona erkek süzdüğü için kızacaktım. Unutmamam lazım. Şimdilik gözlerimi kısıp ona pis pis bakmakla yetinmiştim.
Jinni'nin gözleri ona baktığını fark etmiş gibi bana döndüğünde yakalandığını fark edip başını eğmişti.
"Nasıl gidiyor sizin orada işler?" Annemin sorusuyla bakışlarım onlara döndü. "Iyi işte ne olsun. Yakınlarda bir işimiz vardı, hazır gelmişken size uğrayalım dedik. "
"Çok iyi yapmışsınız. Hatta birkaç gün kalın burda, hem çocuklarla tatil yapmış olursunuz." Artık onları dinlemeyi bırakıp önüne döndükten biraz sonra kapı çaldı. "Bizim üç numarada geldi."
Jinni kapıyı açmaya gittiğinde annem Nayeon teyzeye "Sullyoon neredeydi ki?" diye sordu. Nayeon teyze markete gittiğini söylediği sırada kapıdan içeri önde Jinni arkasında Sullyoon denen kız girdi.
Bu kız da tüm aile üyeleri gibi tavşana benziyordu. Jinni ipe yaşları yakın olmalı. Büyük gözleri siyah kahküllü saçları vardı.
Ikiside boş bir yere oturdu. Annemler kendi aralarında konuşurken biz çocuklar olarak sus pus oturuyorduk. Kapı yine çaldığında annem Nayeon teyzeye 'biri daha mi gelicekti' diye sormuştu. Olumsuz cevap verince annem kapıya bakmaya gitmişti. Kapı hem yumruklanıyor hem zille çalınıyordu. Kapı açılır açılmaz bizimkilerin sesini duyunca içinden zaten kapıyı ancak bu salaklar böyle çalar dedim.
"Jihyo teyze! Jisung'un başı dertte! Jisung!"
"Ne oluyor Hyunjin?"
"Oğlunun başı tertte teyzeee!" Hyun ismimi bağıra bağıra odama gitmiş, ardından Seungmin annemle beraber salona doğru gelmişti. "Işte bizde haber alamayınca gelelim dedik. Ama bu sala- yani Hyunjin abartıyo-" Seungmin daha lafını bitirmeden Hyun tekrar bağırmıştı. "Yok! Nerde bu cacık! Offf! Seung yok, telefonu burada." Seungmin oflayarak odama yani Hyunjin'in yanına giderken göz ucuyla koltukta oturan misafirlerimize baktığım. Iki kardeş kıs kıs gülerken diğerleri şaşkın bir şekilde olan biteni izliyordu. Çok rezil hissediyorum kendimi.
Elimle yüzümü kapatıp ya sabır çektim. Rezil olduk iyi mi.
Seungmin, Hyunjin'i azarlaya azarlaya salona gelmiş eliyle koltukta oturan beni göstermişti. "Ağlama, bak burada Sung."
Elim yüzümde herkes gibi kapıdakilere bakarken Hyun dolu gözleriyle bana bakmış ve koşup sarılmıştı. Ne olduğunu anlamadığım için öylece durmuş bana sarılan Hyunjin'e bakıyordum. "Çok korktum gerizekalı. Seni geçen kavga ettiğimiz çocuklar kaçırdı sandım valla."
"Hyunjin taman bence bırak artık beni." Sinirle fısıldadığımda geri çekilmiş ve yerin dinine girip kaybolmak istediğim o şeyi demişti.
"Kanka sende odanı bi topla ya. Seni ararken Spidermanlı donuna takıldım düştüm. Kaç yaşına geldin hala donlarında sünger bob falan var."
Ben utançtan kıpkırmızı kesilirken koltukta oturan Jeongguk, Minho ve kız kardeşim kahkaha atmış, salon kapısının önünde duran Seungmin ise gülmemeye çalışırken değişik sesler çıkarmaya başlamıştı. Gülmesini saklamaya çalışan annem ve arkadaşlarından bahsetmiyorum bile!
Yüzümü sıvazlayıp önümde dikilen Hyunjin'e gözlerimle misafirleri göstermiştim. Hyunjin'in bendeki bakışları onlara döndüğünde beni rezil ettiğini anlayıp bana bakmadan Seungmin'e dönmüştü. "Biz gidelim bence Seung."
Ikiside geldikleri gibi evden hızla gitmişlerdi. Annem onları uğurlayıp eski yerine oturdu, don meselesinden dolayı kimsenin yüzüne bakamıyordum.
"Arkadaşların çok renkliymiş Jisung." Nayeon teyzenin yüzüne bakmadan kafamı salladım. Yanakların yanıyordu. Yerimden kalkıp banyoya elimi yüzünü yıkamaya gittim. Hava sıcak olduğu için yüzümü yıkandığımda serinlemiştim bu yüzden kollarımı da yıkamaya karar verdim.
"Sünger bob." Banyodan çıktığım gibi karşımda Minho denen çocuğu gördüm. "Ne?" Yaslandığı duvarla olan temasını kesip bir kaç adım atıp aramızdaki mesafeyi azalttı. Şimdi bana üstten bakıyordu. Kafamı kaldırıp ona baktım. Aramızda beş santim falan olmalı. "Evde eksik varmış; markete gidecekmissin, annen dedi."
Kafamı salladım. "Sen neden haber veriyorsun?" Gülümsedi. "Beraber gidiyoruz çünkü." Hâlâ gülümserken benim bakışlarım onun çapkın gümüşünde oyalandı. 'Yiğidim ben gay bir insanın ve senin yakışıklılığın yetmezmiş gibi bir de karşıma gelmiş sırıtıyorsun... bizde de kalp var.'
"Süzmen bittiyse markete gidelim?" Galiba yine rezil oldum. Yanaklarım kızarıp yanmaya başladığında bu durum dibimdeki beyefendinin çok hoşuna gitti, öyle ki hafif kıkırdayarak bunu iyice belli etti. Daha fazla rezil olmamak için odama gidip üstüme başka bir tişort geçirdim. Aynada kendime bakıp iyi göründüğüme kanaat getirince kapıya yöneldim ama aklıma gelen şey ile ayaklarım olduğu yerde kaldı.
Arkamı dönüp odama baktım. Kıyafetlerimi kaldırsam iyi ederim, aniden biri odaya girebilir. Hızlıca yerde, yatakta ve sandalyede bulunan kıyafetleri kaldırıp dolabına tıktım. Katlama işini sonra hallederim.
İşım bitince kapıyı açıp odadan çıkmış ve beni bekleyen Minho ile göz göze gelmiştim. "Gidelim."
Minho ayakkabılarını giyerken ben annemden para almış ve terliklerimi giyip kapıyı kapattım.




Selamın aleyküm, aleyküm selam. Kendinize iyi bakın bay...











