İçeriğe geç

Suikastçının Hançeri

Bölüm 1 · 6 dk okuma

Suikastçının Hançeri

Bölüm 1

Suikastçılar Şatosunun konsey salonunda oturan Celaena Sardothien arkasına yaslandı. ''Saat sabahın dördü,'' dedi kırmızı ipek sabahlığının kıvrımlarını düzeltip ahşap masanın altında çıplak bacaklarını üst üste atarken. ''Umarım önemli bir meseledir.''

''Belki de bütün gece kitap okumasaydın bu kadar bitkin olmazdın,'' dedi karşısında oturan genç adam sertçe. Celaena onu duymazdan gelip yeraltındaki odada toplanmış diğer dört kişiyi süzmeye başladı.

Hepsi de erkekti, hepsi Celaena'dan hayli büyüktü ve hepsi de onunla göz göze gelmekten kaçınıyordu. Celaena'nın sırtından odadaki cereyanla ilgisi olmayan bir ürperti geçti. Kayıtsız bir yüz ifadesi takınarak manikürlü tırnaklarıyla ilgilenmeye başladı. Uzun masanın etrafına toplanmış beş suikastçı -kendisi de dahil- Arobynn Hamel'ın en çok güvendiği yedi yoldaşından beşiydi.

Toplantının son derece önemli olduğu açıktı. Celaena bunu hizmetçi kız kapısını çalıp, giyinmeden hemen aşağı gelmesi için ısrar ettiğinde anlamıştı. Arobynn çağırdığında bekletmek olmazdı. Neyse ki Celaena'nın pijamaları da günlük giysileri kadar zarif ve neredeyse bir o kadar pahalıydı. Yine de erkeklerle bir odada on altı yaşında bir kız olmak, gözünü sabahlığının yakasından ayırmamasına neden oluyordu. Güzelliği bir silahtı -sürekli bilediği bir silah- ama bu güzellik bir güvenlik açığına da dönüşebilirdi.

Suikastçılar Kralı Arobynn Hamel masanın başına kurulmuştu, kestane rengi saçları cam avizeden duran ışıkta parıldıyordu. Gri gözleri Celaena'nınkilerle buluşunca kaşlarını çattı. Belki saatin geç olmasından kaynaklanıyordu ama Celaena hocasının her zamankinden daha solgun göründüğüne yemin edebilirdi. Karnına bir ağrı girdi.

''Gregori yakalanmış,'' dediArobynn sonunda. Eh, bu toplantıda neden bir kişinin eksik olduğu şimdi anlaşılıyordu. ''Meğer görevi bir tuzakmış. Şu anda kraliyet zindanlarında tutuluyor.''

Celaena burnundan derin bir nefes aldı. Bu yüzden mi uyandırılmıştı yani ? Terlikli ayağını mermer zemine vurdu. ''Öyleyse öldür onu.''

Zaten Gregori'yi hiç sevmezdi. On yaşındayken Gregori'nin atına bir torba şeker yedirmiş, Gregori de bu yüzden kafasına hançer fırlatmıştı. Celaena hançeri havada yakalamıştı tabii, o günden sonra Gregori yanağında Celaena'nın fırlattığı hançerden kalan yara izini taşıma başlamıştı.

''Gregori'yi öldürmek mi ?'' dedi Arobynn'in solunda oturan Sam adlı genç adam. Burada genelde Arobynn'in yardımcısı olan Ben otururdu.

Celaena, Sam Cortland'in onun hakkında ne düşündüğünü gayet iyi biliyordu. Çocukluklarından beri, Arobynn, Celaena'yı suikastçıların arasına katıp kızın kendi vesayeti altında bulunduğunu ve onun -Sam'in değil- varisi olacağını ilan ettiğinden beri biliyordu. Bu Sam'in her fırsatta Celaena'nın kuyusunu kazmaya çalışmasına engel olmamıştı. Şimdi on yedi yaşında ve Celaena'dan bir yaş büyüyk olan Sam her zaman iki numara olacağını hala unutmamıştı.

Ben'in yerinde oturan Sam'i görünce Celaena'nın tüyleri diken diken oldu. Ben gelince bu yüzden Sam'i boğazlardı herhalde. Ya da Ben'i zahmetten kurtarıp bu işi Celaena da halledebilirdi.

Celaena, Arobynn'e baktı. Neden Sam'i Ben'in yerine oturduğu için azarlamamıştı ? Saçına kalar düşmeye başladığı halde Arobynn'in hala yakışıklı olan yüzü ifadesizliğini korumaya devam ediyordu. Celaena bu okunması imkansız maskeden nefret ediyordu, özellikle de kendi mimiklerini -ve öfkesini- kontrol tmkte hala biraz fazla zorlandığı için.

Celaena, altın sarısı uzun bir saç tutamını geriye iterek ''Gregori yakalandıysa,'' dedi ağır ağır, ''protokol gayet basit: yemeğine bir şey katıvermesi için bir çırak gönder. Acı çektirecek bir şey değil,'' diye de ekledi masadaki adamlar gerilince. ''Sadece ötmesini önlemeye yetecek bir şey.''

Gregori kraliyet zindanlarındaysa gerçekten ötebilirdi de. Oraya giden suçluların çoğu bir daha asla çıkamazdı. En azından canlı olarak. Tanınır halde de olmazlardı.

Suikastçılar Hisarı'nın yeri çok sıkı saklana bir sırdı, Celaena son nefesine kadar bu sırrı saklayacak şekilde eğitilmişti. Ama saklamasa bile herhalde kimse Rifthold'un son derece saygın bir sokağında yer alan bu zarif malikanenin dünyanın en önemli suikastçılarına ev sahipliği yaptığına inanmazdı. Saklanmak için başkentin göbeğinden iyisi düşünülebilir miydi ?

''Ya çoktan öttüyse ?'' dedi Sam meydan okurcasına.

''gregori konuştuysa dedi Celaena, ''o zaman söylediklerini dinleyen herkesi öldürürsün.'' Sinirlendireceğini bile bile hafifçe gülümseyince Sam'in kahverengi gözleri öfkeyle parladı. Celaena, Arobynn'e döndü. ''Ama buna karar vermek için bizi buraya sürüklemene gerek yoktu. Zaten emri verdin, değil mi ?''

Arobynn başını salladı, ağzı ince bir çizgi halini almıştı. Sam itirazlarını kendine saklayıp masanın yanında çatırdayarak yanan şömineye baktı. Alevler zarif ve pürüzsüz yüzüne gölgeler düşürüyordu. Celaena, annesinin izinden gitmiş olsa bu yüzün Sam'e bir servet kazandıracağını duymuştu. Ama annesi ölmeden önce Sam'i sosyete fahişeleriyle değil suikastçılarla bırakmayı tercih etmişti.

Odaya bir sessizlik çöktü, Arobynn derin bir nefes alırken Celaena'nın kulakları bir kükremeyle doldu. Yolunda gitmeyen bir şey vardı.

''Başka ?'' diye sordu öne eğilerek. Diğer suikastçılar gözlerini masaya diktiler. Her ne olduysa biliyorlardı. Arobynn neden önce ona söylememişti ?

Arobynn'in gri gözleri çeliğe dönüştü. ''Ben öldürülmüş.''

Celaena ellerini sandalyesinin kolçaklarına kenetledi. ''Ne ?'' Ben... Celaena'yı Arobynn kadar çok çalıştırmış olan, güler yüzlü suikastçı Ben. Bir defasında paramparça olmuş elini iyileştiren Ben. Arobynn'in beyin takımının yedinci ve son üyesi olan Ben. Daha otuz yaşında bile yoktu.

Celaena'nın dudakları dişlerini ortaya çıkararak geriye çekildi. ''Öldürülmüş de ne demek ?''

Arobynn ona baktı, yüzünden bir keder geçer gibi oldu. Arobynn, Ben'den beş yaş büyüktü ve ikisi birlikte büyümüşlerdi. Birlikte eğitim görmüşlerdi; Ben dostunun rakipsiz Suikastçılar Kralı olmasını sağlamış ve Arobynn'in sağ kolu olarak yerini hiç sorgulamamıştı. Celaena'nın boğazı tıkandı.

''Bunun Gregori'nin görevi olması gerekiyordu,'' dedi Arobynn sessizce. ''Ben bu işe neden karıştı bilmiyorum. Onları kimin ele verdiğini de. Cesedini şato kapılarının yanında bulmuşlar.''

''Cesedi burada mı ?'' diye sordu Celaena. Onu görmesi gerekiyordu, son bir kez görmeliydi, nasıl öldüğünü, kaç yaranın onu öldürdüğünü görmeliydi

''Hayır,'' dedi Arobynn.

''Ne demek hayır ?'' Celaena ellerini yumruk yapıp tekrar açtı.

''Çünkü ortalık muhafız ve asker kaynıyordu !'' diye patladı Sam, Celaena başını hızla ona çevirdi. ''Bundan nasıl haberimiz oldu sanıyorsun ?''

Arobynn, Ben ve Gregori'nin neden kaybolduğunu öğrenmesi için Sam'i mi göndermişti ?''

''Cesedini alsaydık,'' dedi Sam bakışlarını Celaena'nın öfkeli bakışlarından ayırmayı reddederek, ''onlara Hisar'ın yerini göstermiş olacaktık.''

''Siz suikastçısınız'' diye hırladı Celaena. ''Bir cesedi kimsye görünmeden getirebilmeniz gerekir.''

''Orada olsaydın sen de aynısını yapardın.''

Celaena yerinden öyle bir fırladı ki sandalyesi yere devrildi.

''Orada olsaydım Ben'in cesedini almak için hepsini öldürürdüm !'' Ellerini masaya vurunca bardaklar zangırdadı.

Sam hışımla ayağa kalktı, bir eli kılıcının kabzasındaydı.

''Sözlerine dikkat et. Loncayı sen yönetiyormuşsun gibi emirler veriyorsun. Ama henüz değil Celaena.'' Başını iki yana salladı. ''Henüz değil.''

''Yeter,'' dedi Arobynn sandalyesinden kalkarak.

Celaena da Sam de yerinden kımıldamadı. Ellerini silahlarına atmış olmalarına karşın diğer suikastçılar da tek söz etmedi. Celaena, Hisar'daki dövüşlerin neye benzediği ilk elden görmüştü; silahlar onları taşıyan kişilerin güvenliğini sağladığı kadar Celaena ve Sam'in birbirlerine ciddi zararlar vermesine de engel oluyordu.

''Yeter dedim.''

Sam ona doğru tek bir adım atarsa, kılıcını kınından bir santim bile çıkaracak olursa sabahlığının altına gizlediği hançerin yeni evi Sam'in boynu olacaktı.

Önce Arobynn harekete geçti, bir eliyle çenesinden tuttuğu genç adamı yüzüne bakmaya zorladı. ''Kendine çekidüzen ver, yoksa ben veririm evlat,'' diye homurdandı. ''Bu gece onunla kavgaya tutuşursan aptalın tekisin demektir.''

Celaena cevap vermemek için kendini tuttu. Bu gece Sam'le başa çıkabilkirdi... Aslında herhangi bir gece de başa çıkabilirdi. İş dövüşmeye gelirse yenerdi, Sam'i her zaman yenmişti.

Ama Sam kılıcının kabzasını bıraktı. Az sonra Arobynn elini Sam'in çenesinden indirdi am geri çekilmedi. Sam gözlerini yere dikerek konsey salonunun diğer ucuna yürüdü. Kollarını kavuşturup taş duvara yaslandı. Celaena hala ona erişebilir, bileğinin tek bir hareketiyle Sam'in boğazından kanlar fışkırmasını sağlayabilirdi.

''Celaena,'' dedi Arobynn, sesi çıt salonda yankılandı.

Bu gece yeterince kan dökülmüştü, bir ölü suikastçıya daha ihtiyaçları yoktu.

Ben. Ben ölmüştü, Celaena bir daha asla Hisar'ın koridorlarında ona rastlamayacaktı. Ben bir daha o marifetli elleriyle yaralarını sarmayacak, espri yapark ya da açık saçık şeyler anlatarak onu güldürmeyecekti.

"Celaena," diye uyardı Arobynn bir kez daha.

"Burada işim bitti," dedi Celaena ters ters. Başını yana eğerek parmaklarını saçlarının arasından geçirdi. Kapıya doğru yürüdü ama eşiğe gelince durdu.

"Bilesiniz diye söylüyorum," dedi hepsine hitap etse de yine Sam'e bakarak, "gidip Ben'in cesedini getireceğim." Sam'in çenesinde bir kas seğirdi, yine de akıllılık edip gözlerini Celaena'dan kaçırdı. "Ama zamanı geldiğinde aynı inceliği size de göstermemi beklemeyin."

Dönüp helezon şeklindeki merdivenden yukarı çıktı. On beş dakika sonra ön kapıdan şehrin sessiz sokaklarına süzülürken kimse onu durdurmaya kalkmadı.

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.