İçeriğe geç

Suda Dans Eden Yıldız

Bölüm 4 · 2 dk okuma

Suda Dans Eden Yıldız

Bölüm 4

-Giderilen Özlem-

Asterran'ın sokaklarında dolaşırken, şatodaki festivalin coşkusu tüm şehri sarmıştı. Havada asılı duran rengarenk üçgen flamalar, hava kararmaya başlasa bile etrafta yanan mumlar ve gaz lambaları, şeker tezgahlarının önündeki çocukların neşeli cıvıltıları… İşlek caddelerde tezgahlar dolup taşıyordu. Şenlik havası her yeri sarmıştı. Tezgahlarda, diğer ülkelerden gelen misafirler için çeşitli oyunlar, şaşırtıcı derecede ışıldayan mor ve yeşil taşlar, yerli halkın vazgeçilmez yemeklerinin kokusu doluydu.

Bu kalabalığın ve kargaşanın içinde kendimi kaybetmek üzereyken, muhafızımın omzuma nazikçe ve ard arda parmağını değdirmesiyle kendime geldim ve ona baktım.

“Bunu sana aldım, seveceğini düşündüm...”

Elinde bir demet çiçek vardı, ama bunlar sıradan çiçekler değildi. Gökyüzüne benzeyen ışıklar saçan, kendiliğinden ay gibi parıldayan çiçeklerdi. Bana yıldızımı hatırlatan çiçeklerdi. Buram buram kokuyorlardı. Gözlerim çiçeklere kilitlenmişken, birden elindeki çiçekleri aceleyle göğsüme itti. Şimdi gözlerim ondaydı.

“Hikari çiçeklerini hep görmek istediğini biliyordum, o yüzden...”

Biraz tereddütte kalmışa benziyordu. Turuncu ışığın altında daha da güzel görünüyordu. Elleriyle verdiği çiçekler gibiydi, parlak ve güzel. Ne diyeceğimi şaşırdım, şaşırdığımı anlamış olmalı ki açıklama gereği duydu.

Yola devam ederken çiçekleri kokladım, “Teşekkür ederim, Kazue...”

Ben de hazırlıksız değildim. Çocukluk arkadaşım için bir hediye hazırlamıştım. Ona yavaşça yaklaştım. Bana bakmıyordu. Elini nazikçe tutup, seferden döndüğünden beri üzerinde çalıştığım ve kendi ellerimle yaptığım hediyemi uzattım; bakır sarmallardan oluşan, ışığın altında turuncu ve sarı parlayan bir yüzüktü. Üzerindeki gök elması, onu değerli kılan asıl parçaydı. Işığı birçok kez bölüyor ve her açıdan farklı bir renk gösteriyordu. Üzerindeki detaylı yaprak işlemeleri, ona çokça emek ve vakit harcandığını söylüyordu.

Elini tutarken yüzük parmağına taktım hediyemi. O da oldukça şaşırmıştı. Elini birkaç kez çevirip hediyeme bakıyordu. Al kırmızısı dudaklarını sıktı, mahcup mu hissediyordu?

“Koji, ben ne diyeceğimi bilemiyorum. Çok teşekkür ederim,” dedi. Gözlerimin içine bakıyordu. Ben ise kısa süreliğine gözlerimi kaçırıp, “Gittiğinde senin için oldukça endişelenmiştim. Doğum gününde seferde olduğun için hediyeni ancak şimdi verebildim, kusura bakma,” dedim.

Ellerimi saçlarımın arkasına götürüp okşadım. Ona baktığımda gülümsüyordu. “Benim için endişelendiğin için alınıyorum, Koji. Ben kolay kolay ölecek değilim...” bunu söylerken alaycı bir tavır takınmıştı. Bir süre sustu. Onu tanıdığım tanıyalı böyleydi, sevgisini ifade ederken zorlanırdı.

“Ama düşündüğün için sağ ol.” Kıpkırmızı olmuştu. Kazue’yi utandırmaktan her zaman keyif almışımdır. Utanmışken göz temasından kaçınır, elindeki yüzükle oynayıp dururdu. Bana verdiği çiçeğin iki meyvesi vardı. Birini koparıp ceketimin ön cebine koydum.

Parmaklarımla çenesini tutup kendime çevirdim. Şaşkın şaşkın bir şeyler geveliyordu. Kopardığım çiçeği saçlarının arasına yerleştirdim. Elimi geri çekerken bana hafifçe vurup, “Ne yapıyorsun?!” dedi. Şaşkın ve utangaçtı. Dudaklarımın kenarı iyice kıvrıldı. Elleriyle yüzünü kapatmıştı. “Seni özledim, Kazue,” dedim.

Ellerini yüzünden çekti ve kendini toparlayıp boğazını temizledi. “Ee anlat bakalım, neden Aetherfall’a gitmek istiyorsun?” dedi.

Bölüm sonu

2 yorum