Adalet… O kadar basit ve aynı zamanda o kadar karmaşık bir kavram ki, bazen kelimeler kifayetsiz kalıyor.Ben Irmak Karahanlı. Yüksek mahkemenin en genç hakimlerinden biriyim. Genç olmama rağmen bu kürsüde oturmak, yüzlerce dosyanın kaderini belirlemek benim kaderim oldu. İnsanlar ‘genç’ derken çoğu kez küçümsüyor, ama bilmiyorlar ki; yaş değil, duruş belirler insanı.Sabah erken kalkarım, her günüm planlıdır. Yumuşak kahvemi alırken mahkeme dosyalarımı gözden geçiririm. Gözlerim bir yandan ekrandaki duruşma takvimine kayarken, diğer yandan zihnimde suçlunun, mağdurun hikayesini kurarım. Çünkü biliyorum ki, o mahkeme salonunda sadece kelimeler değil, hayatlar tartılır.İşim ağır, sorumluluğum büyük. Ama seviyorum bu yükü. Çünkü adalet demek, sadece suçluyu cezalandırmak değil; haklının yanında olmak, doğruyu bulmak, bazen de insanı insan yapan şeyin ne olduğunu anlamaktır.Duruşma salonuna girdiğimde, üzerimdeki cübbemin ağırlığını hissederim. Bu sadece kumaş değil; üzerime yüklenen toplumun, adaletin simgesidir. Salondaki o sessizlik, kalplerin derinlerinde attığı sessiz çarpıntı gibidir. Gözlerimle herkesi süzerim; sanık, avukat, izleyiciler… Herkes bir şeyler saklar, bir hikaye vardır. Ve ben, o hikayeyi açığa çıkaracak olan kişiyim.Bugün önümde kritik bir dava var. Sadece bir suç değil, bir kaderin sınandığı dava. İnsanların neden yoldan saptığını, adaletin nerede yanıldığını anlamak zorundayım. Çünkü adalet kördür, evet, ama ben o körlüğü kaldırmak için buradayım.Bir yandan hukukun metinleri, bir yandan vicdanım arasında sıkışmış halde duruyorum. Mahkeme salonuna adım attığımda, hava bir anda ağırlaştı. Gözler üzerimdeydi, herkesin beklentisi bende toplanmıştı.“Adaletin sesi” olmak kolay değil, ama ben bu sorumluluğu severek taşıyorum.Bugünkü dava, kamuoyunun yakından takip ettiği bir dosyaydı. Genç bir kadın, ağır suçlamalarla karşı karşıyaydı. Kadının kocası “bu kadın benim annemi öldürdü vallahi,billah,yemin ederim” diyip duruyordu. Yargı sistemi, bazen yalnızca suçun ne olduğunu değil; suçun neden işlendiğini de görmek zorunda. Bu dava tam da öyleydi.Savcı iddianamesini okurken, ben notlarımı alıyordum. Sanığın gözlerindeki korku, suçluluk ve umut karışımı ifadeyi anlamaya çalıştım. Avukatlar ise maharetlerini sergiliyordu; savunma ve suçlama arasında ince bir denge vardı.Söz hakkım geldiğinde, sakin ama kararlı bir sesle duruşmayı yönetmeye başladım.“Sayın sanık, söz hakkınız var. Ne söylemek istersiniz?”Kadın derin bir nefes aldı, kelimeleri titrek ama samimiydi. Ben, her cümlesinin ardındaki gerçeği anlamaya çalışırken, mahkeme salonunda zaman yavaşlamış gibiydi. Sanığın savunması bitmiş, sıra tanık ifadelerine gelmişti. İlk tanık, olay yerinde bulunan görgü şahidiydi.Kelimeleri titrek, ama gerçeklere bağlıydı. Irmak olarak onun gözlerindeki korku ve samimiyeti değerlendirmek zorundaydım. Çünkü adalet sadece belgelerde değil, insanlarda gizliydi.Sonra savcı, önemli bir kanıtı sundu: Olay gecesi çekilmiş bir video kaydı. Salonda hafif bir fısıltı dolaştı. Bu video, davanın kaderini değiştirebilirdi.Ben soğukkanlılığımı koruyarak videoyu dikkatle izledim. Her karede, suçun ağırlığını hissetmeye çalıştım.Mahkeme salonu sessizliğe büründü. Karar vermek için yeterli delil vardı ama vicdanım hala sorularla doluydu.“Adalet sadece yasaların kitabında değil, insanın kalbinde de yazılıdır,” diye düşündüm. Duruşma bitmişi. Tahminimce bir yarım saat 1 saati vardı. En sonunda adamın yalan söylediği ortaya çıktı kendi annesini öldürmüştü. Bende ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası vermiştim. Duruşmadan sonra direkt eve gidip kendimi duşa atmıştım. Duştan sonra saçlarımı tarayıp siyah tutamları arkaya attım. Kendimi yatağa bırakıp hızlıca uykuya daldım…
Bölüm 1
1. Bölüm: Adalet
Bölüm sonu
0 yorum
Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.