Şu an Belarus'un otogarına gelmiş otobüsün bizi almasını bekliyorduk.
Az önce büyük bir anksiyeteyle yanımda oturmuş olan yabancıyla münakaşalık edip Rus hostese çay istediğimi söylemiştim.Hem de yaklaşık beş saat boyunca.
O saatlerde sürekli ama sürekli kötü bir şey yaşamak istemiyorum diye umuyordum fakat istemediğim şey yaşanıyordu ve bu durum benim canımı çok sıkıyordu.
Uçaktayken yanımdaki Rus adan beni dürtüp durarak konuşmaya çalışıyordu.Ben ise onu umursamıyormuş gibi yapmama rağmen içimdeki hâlim umursamaya devam ediyordu.
"Beş saat hemen geçsin.Hemen,"deyivermiştim o zaman.Zira böyle yerlerde sosyal anksiyetem sanki bir ortama ayak uydurabilmek için yaptığı neşe patlaması gibi ortaya çıkıyordu.
Nihayetinde başka bir yabancı onu uyandığında adam yerinde durdu ve özür bakislari atıp önüne doğru dönünce rahatça iç cekmistim.Ta ki o hadise yaşanana kadar.
Ben keyfimi çıkarırken Rus hostes içecekleriyle yanımıza geldiğini zaman sosyal anksiyetem devreye girmişti.Bu durumda enerji pilim düşmüştü.
Hay aksi!Sırası mıydi şimdi?
Rus hostes bana tebessüm ederek Rusça diliyle,"Çay mı yoksa kahve mi?"diye sorunca kekeleyerek cevap vermeye çalışırım ama olmayınca düşünmek için zihnimi yormaya başladım.
Ah!Keşke ailem arkada olmak yerine yanımda olabilseydi ona rahatlıkla cevap verebilirdim.
Biz uçağa bindiğimiz vakit hangi koltuğa ait olduğumuzu bulmak için koltuklara bakarken babam birden koltuklarımızı bulunca ofladim çünkü onların koltukları çok yakındı.Benimkiyse öndü ve ıraktı.
Lakin aileme belli etmeden koltuguma oturuvermiştim ve nedense o adam sanki benimle konuşmak ister gibi rahatsız etmeye başlamıştı...
Yaklaşık birkaç dakika geçince içimden,"Haydi Arda,başarabilrsin;"demiştim ve büyük bir nefes verip ona bakarak,"Çay,"dedim tekdüze bir sesle."Çay olsun lütfen."
Kadın tebessümünü devam etti,birkaç saniye boyunca isteğimi yapmaya çalıştı.Yapınca çayı elime vererek,"Teşekkürler,"deyince sıradakine geçti
İşte şimdi artık etekleri zil çalmış bir şekilde çayımı içebilmiştim.Artık sonraki görev sadece ailecek uçaktan içmekti.
Bunun üzerine keyiflice cayimdan bir yudum alıp iç çektim ve zamanın hemen geçmesini diledim.
Eğer neden Belarus'a gittiğimi söyleyeceksem biraz kötü bir durumdu benim için çünkü oraya ailemle taşınıyordum.Peki,bu ne demekti?Bu bir süre sosyal anksiyetemin zirvede olacağı demekti.Her şeyin berbat olacağı demekti...
Derdimi o kadar çok düşünüyordum ki sırf psikolojik rahatsızlığım geçsin diye bir sürü kitap okumuştum,terapi videoları izlemiştim fakat bir etkisi olmamıştı.Sanırım en iyisi bilerek hata yapmaktı ama bunu yapabilir miydim?Bilmiyordum.
Oraya varınca ve oraya yerleşince nasıl Rus arkadaşı edineceğimi düşünmekten kendimi alıkoyamıyordum.Acaba benimle konuşup anlaşacaklar mıydı?Yoksa yabancı olduğum için mesafeli mi olacaklardı?Umarım ikinci seçenek olmazdı.Şayet o seçenek olsaydı küplere binmekten başka bir şey yapmayacaktım.
Of!Of!Anskiyete neden varsın ve neden insanların mutsuz olmasını sağlıyorsun anlamıyorum.Ne güzel sensiz hayat yaşayacaktık...
Her neyse.Şimdilik bu berbat durumumu düşünmek istemiyordum...
Aradan yarım saat geçti.O yarım saate öylece pencereyi izliyordum.Sedef bulutlarıyla dolu semayı.
Uçakta yapabilecek en iyi şey elbette sedef bulutlarını izlemek olurdu.Eğer beni duyan varsa bu önerimi yapsınlar...Gerçekten çok iyi bir aktivite.Sanki bütün dertlerini unutuyormuşsun gibi...
Gelgelelim aradan yine biraz zaman geçince birisinin beni dürtüğünü hissettim.Gözlerimi açtım ve yan tarafa döndüğümde net olmayan bir şekilde babamı görünce yavaşça,"Noldu?"diye sordum.Anlaşılan dakikalarca uyumuştum.
"Oğlum şu an Belarus'tayız ve senin inmeni bekliyoruz."Durdu.
Babamın söylediklerini işitince doğruldum."Sahiden mi?"
Başıyla evetledi.
"Peki,diğerleri nerde?"
Babam omuz silkti."Çıktılar ve seni bekliyorlar."Duraksadı.Sonra konuşmasına devam etti."Hadi çabuk olmalısın."
"Tamam,tamam,"diye cevap verdim uykulu bir sesle ve dinçli olabilmek için uçağın cebini karıştırarak,"Fakat bitter çikolata yemem lazım dinç olmam için."
Babam bunu duyunca ofladı çünkü oyalanıyordum.
Yaklaşık birkaç saniye sonra nihayet bulduğumda çikolatanın paketini açıp birkaç tane çikolatayı ağzıma atıp kendime gelmeye çalışarak,"Tamam,"dedim."Gidebilirizm"
"Sonunda."
"Evet baba.Sonunda."
Çikolata paketini cebime koydum.Çantalarımı almak için ayağa kalkıp üst bölüme ulaşmaya çalıştım ve başardım.Alabilmiştim.
Ellerimdeki çantalarla birlikte yavaş yavaş çıkarken görevli bana bakarak,"Hoşça kalın,"deyince başımla vedalaştım.Daha sonra o soğuk havayla buluştum.
Kahretsin!Şimdi bu soğukla mı uğraşacaktım.Eğer öyleyse durum fazlasıyla berbattı.
Dışarı çıkıp o kötü soğuk havayla buluştuğumda canlı cenaze gibi görünmemek sebebiyet verdiğinden ötürü hızlıca ilermeye çalıştım fakat bu plan başarısız oldu.Zira bu soğuk öyle bot soğuktu ki soğuk ısırığı olma ihtimalim yüksekti.
Umarim hasta olmazdım...
Annemle kardeşimin yanına gittik ve annem bizi gördü ve yaklaştı."Sonunda gelebildiniz."
Babam konuşmaya karşılık verdi.Kesinlikle beni suçlayacaktı ve ben de hak verecektim."Gelebildik lakin oğlun yüzünden uzun sürdü işimiz,"dedi yakınarak.
"Evet,"diye hak verdim dediğim gibi."Özür dilerim.Bütün bunlar benim yüzümden oldu."Bunu boğuk bir sesle söyledim soğuk hava yüzünden.
Keşke böyle biri olmasaydın.Keşke farkli bir şey diyebilseydim.O ama konu aile olunca istemsizce yapmak zorunda kalıyorduk.
Bu hayatta farklı konuşulanlar kazanırdı.Her şeye aynı cevap verenler ise kazananların kurbanı olurdu.
Ben de herhalde onların kurbanı olacaktım...
"Her neyse,"dedi annem."Haydi gidelim.Yakında otobüs gelecek."Annemin sesiyle dikkatimi ondan alıp buraya verdim.
Babam ilerlemeye başladı.Daha sonra kardeşime baktı ve sual sordu."Kızım hadi gidiyoruz."
Kardeşim cevap vermedi.
"Kızım..."Babamın sesi bu sefer yüksek çıktı.
Kardeşim yine cevap vermedi ancak babam onun bir şey yaptığını anlayınca ona,"Sen ne yapıyorsun?"diye sordu ve onun yanına gidip ne yaptığına baktı ve gözlerini irice açtı.
"Noldu?"diye sorduk annemle aynı anda.
Babam kardeşime bakmayı tercih etti.Acaba onun elinde ne vardı?"Kızım elindeki hayvanı bırak!"
Kız kardeşim başıyla hayır yaptı."Hayır,onu bırakamam."
Babam kardeşimin bu itirazına dayanamayıp iç çekti."Kızım lütfen.Şu yavru sincabı bırak."
Ne?Sincap mı?Hem de yavrulu hâlde?...
"Hayır,"dedi kız kardeşim.
Sanırım pes etmeyecekti.
Tam o esnada annem girdi."Kızım lütfen bizi dinle."
Kardeşim anneme bakıp,"Olmaz,"diye yanıtladı."Bu da bizimle gelecek.Ancak o zaman sizinle gelebilirim."
Bunu duyunca sinirden guldum çünkü bu hiç iyi bir şey değildi."Saçmalama!Sincap beslemek uygun değil."
"Size göre değilse bir şey yapamam;"dedi ve onu sevmeye devam etti.
Böylece biraz böyle durmak zorunda kaldık.
Şu an saat on iki bucuktu ve iki dakikadır onu ikna etmeye çalışmamıza rağmen işe yapamıyordu.O inadı inat bir sübyandı.Dediğim dedikti ve inatçıydı.Aynı zamanda bencildi.Hep kendini düşünüyordu.Hatta şu an yaşadığımız olay onun bencilliği yüzündendi.
Bu Dünyada yaşayan bencil insanlar hemen bir şekilde gitmeliydi.O da dahil.
Eğer böyle bir seçenek olsaydı seve seve kullanırdım.
Ben onu düşünürken babamın aklına bir şey gelmiş gibi yüzü aydınlandı.Acaba ona karşı ne gibi bir planı vardı.
Babam kardeşime ve onu annesi olarak görmüş sincaba bakarak elleriyle öyle bir ses çıkardı ki hayvan korkup koşmak için kaçınca kardeşim küplere bindi.İşte şimdi başlıyorduk.
Kız kardeşim,"Niye bunu yapıyorsun?"diye sordu öfkeyle.
"Mecburdum maalesef,"diye yanıtladı babam.
Haklıydı.Hak etmişti.Yavru bir sincabı rahat bırakması gerekiyordu.
"Ama..."dedi ve devamını getirmeye çalışıp,"Ama biz birbirimizi sevmiştik."Gözleri doldu birden.Galiba söylediği şey doğruydu.Birbirini sevmiş olmalılardı.
"Kızım ama şimdilik onu sevemezsin,"dedi annem.O da haklıydı.Acelemiz varken herhangi bir hayvanla ilgilenemezdi."Hem ayrıca sincap beslemek yerine başka şeyler yapabilirsin.Sincap tabiata ait sevgili kızım."
Elbette...
Benden yaşça küçük olan kardeşim sesini bastırdı."Onu özleyeceğim,"dedi hasretle.
Ben onun yerine olsaydım özgür olduğu için sevinirdim ama işte o benim gibi değildi ne yazık ki.
Babam dizlerini çökmüş bir şekilde ona doğru söylerek,"Sincap girdiğine göre sana süpriz yapacağımı söylesem ne dersin?"
Kardeşimin sürpriz kelimesini sevdiği için neşeyle,"Gerçekten mi?"diye sordu merakla.
"Gerçekten."
"Peki,ne gibi bir sürpriz?"
"Onu söylemem."
"Neden?"
Babam iç çekti."Çünkü adı üstünde sürpriz.Onu öğrenmek için bir süre beklemen lazım."
Kardeşim bütün bunlara rağmen itiraz etti."Ama ben beklemeyi sevmeyen bir çocuğum."
Maalesef öyleydi.
"O zaman başka şeylerle ilgilenirsin,"diye öneride bulundu."Öyle yaparsan süpriz hemen gelir."
Kardeşim biraz bekledi.Anlaşılan karar vermek üzereydi.
"Hmm,"diye düşündü bunun üzerine."Kararımı vermek istiyorum."
"O zaman acele et,"diye söylendim."Acelemiz var."
Bunu deyince kardeşimin öfkesi geri geldi.Onu kızdırmayacaktım.
Babam bana döndü sinirlendiğini görünce."Oğlum hemen acele etme.Kızım karar versin öyle gideceğiz."
Babam konuşmasını bitirdi.Elimdekileri gösterdim."Ama..."
"Arda!"dedi ve dediğini yapıp sustum.
Of!Kahretsin!
Şu an soğuktan ölebilirdim.Tek suçlusuda bizi beklrten kardeşimdi.Ne var ki hızlı karar verecek bir konuda vakit kaybetmesi çok saçmaydı.
Tam o vakitte otobüsün yaklaştığını gördüm.Sadece ben ve ailem değil,diğer yolcularda görüp hazırlanmaya başlamıştı.Biz ise hâlen onu bekliyorduk.
Niyetinde,"Tamam,tamam,"deyince öfkem hafifledi."Süprizi seçiyordum.
"O zaman sıkı sutun çünkü asıl uçuşun şimdi başlıyor."
"Ne?"
Babam kardeşimi yakalayıp onu havaya doğru yükseltti ve otobüse doğru ilerlemeye başladılar.Biz de onların peşinden ilermekten başka bir şey yapmadık.
İşte hayat böyle olunca güzeldi.Neşeli ve mütevazi bir hayatsa...
Bazen insan az da olsa neşeli olmalıydı.Bunu söylememin sebebi uzun ömürün sırrı mutluluktu.Lakin onu bulmak oldukça zordu çünkü şu koca Dünyada her şeye sahip olabilirdik.Peki,mutluluğu?Ona sahip olabilirdi miydik?Onu zaman gösterirdi.Zaman her şeyin geleceğiydi.Tıpkı biraz sonra yaşayacaklarımızı önceden bildiği gibi...
Ailecek otobüse bindiğimizde bayağı kişi bizim bulunduğumuz otobüse bindi.Herhalde toplamda yirmi kişi falandık.
Ardından herhangi bir gelişme olmayınca kapılar kapandı ve ilerlemeye başladık.
Kardeşim ve babam normale dönmüş bir hâldeydiler.Annem ise etrafa bakınıyordu.Diğer insanlar ise soğukkanlıkla öylece duruyorlardı.
Duyduğuma göre doğu ülkelerde yaşayan insanlar daha soğuk olabiliyorlardı ve bu bilgi doğruydu.Gerçekten ama gerçekten soğuk hava gibi soğuklardı.Yabancı olmamıza rağmen sanki yerel halkmışız gibi davranıyorlardı.Daha doğrusu ben öyle düşünüyordum.
Birkaç sene önce Meksika tatiline gittiğimizde insanları öyle bir sıcakkanlılardı ki onları bir aile gibi görmüştüm lakin bunları aile gibi göremeyeceğimden oldukça emindim.
Umarim hep soğuk davranan insanlarla karşılaşmadım.Acaba akranlarım da mı öyleydi?.. Bu sual tekrar zihnime geldi.
Yaklaşık beş dakika geçtikten sonra şoför bizi havalimanına bıraktığında kapı yavaşça açıldı ve yolcular kaynak yapmadan araçtan çıktılar.Rus insanlarının otobüste bile böyle davranmasını şu andan itibaren sevmiştim.Ayrıca diğer konularda da böyle oldukları içinde sevinmiştim.En azından iyilerdi.Öyle kötü insanlar değillerdi.
Burada her şey düzgün olması lazımdı.Örneğin ülkeyi ve insanları kötü etkileyecek şeyler yapmamak,ortamı temiz tutmak...Bunlar bu ülkede oldukça önemliydi ve biz de bir yabancı olarak bu kuralları uymak zorundaydık.
Otobüs biraz azaldı.Biz de onlar gibi dışarı çıkıp havalimanına girdik birkaç dakika boyunca.
Havalimanı İstanbulda'ki gibi muazzam değildi.Sıradan ve normaldi.Eminim ki burayı abartmadan yapmışlardı.
Havalimanında ilerlemeye devam ettiğimizde kardeşimin uykusunun geldiğini hissederek ona baktım ve haklı çıktım.Gözlerinden uyku akıyordu.
Bunu gören annem babama,"Bence onu banka koymalisin,"deyince babam ona hak verip onu banka oturdu ve annemse onun yanına oturup başını onun başına dayattı.En sonundaysa ona verdiğim çantaları yere bıraktı.
Ben de o sırada arkadaşımdan gelen bildirime bakıyordum.
Bana şunu yazmıştı:DURUMUN NE?
En yakın arkadaşım olan Berat beni sürekli düşünen bir arkadaştı.Hem okulda,hem evde.Kısacası her yerde bana destek çıkıyordu ve asla ama asla bana olan ihanetini bulamamıştım.Bu onun iyi biri olduğunu gösteriyordu.
İyi ki hayatımda o vardı.Onsuz hayatımi yaşayamazdım.
Onun sualini yanıtlamak için klavyeyle yazmaya başladım.
Ben:SIRADAN VE NORMAL.
Berat:EMİN MİSİN?
Omuz silktim ve kısa süreliğine aileme baktım.Her şey yerli yerinde olunca cevap yazmaya başladım.
Ben:Evet.Hem de oldukça.
Arkadaşım bir şeyler yazarken kapşonumu taktım soğuk havadan dolayı.Burası kapalı bir alan olmasına rağmen soğuk bir hava kaplıydı.
Nihayetinde bilirdim aniden geldi.
Berat:PEKİ,UÇAK NASILDI?ANKSİYETEN GELDİ Mİ?
O yaşananları hatırladım ve ofladım.
Ben:NE YAZIK Kİ EVET.
Berat:KESİNLİKLE Mİ?
Ben:KESİNLİKLE!
Bunu yazdığımda zaman onu çok özlediğimi ve özleyeceğimi anladım.Bazen bir insan bir insanı canından özleyebilirdi.Eğer canı gibi görüyorsa.İşte ben de onu canım gibi görüyordum.
Canım,kardeşim,dostum...Vel hasıl her şeyim..
Bunun üzerine ona bununla ilgili bir mesaj yazmaya karar verdim.
Ben:KEŞKE SEN DE OLSAN BURADA.
Ondan gelen cevap ancak birkaç saniye sonra gelebildi.
Berat:KEŞKE AMA ELBET BİR GÜN TEKRARDAN BULUŞACAĞIZ.
Ondan gelen mesajı okuyunca gülümsemeden edemedim.
Ben:KESİNLİKLE Mİ?
Bu sefer ben ona sormuştum.
Berat:KESİNLİKLE!
Böylece onunla böyle tatlı bir anı yaşamış olduk.
Aradan on dakika ya da ondan az dakika geçti.Onunla vedalaşıp ailemin yanına dönmüştüm ve babamın işini halletmesini bekliyorduk.
Zamanın hızlı geçmesini umarak kardeşime baktım.Hâla uyuyordu düş görürcesine.Şu an onu uyandırmak isterdim ama annemin yanındayken gerçekleşmezdi.Fakat elbet bir gün öyle bir şey yapacağımdan adım gibi emindim.
Neticede babam yanımıza geldiğinde oflayarak,"Ne yazık ki İngilizce bilmiyorlar,"dedi ve sustu.
"Nasıl yani?"Kaşlarımı çattım.Ne demek evrenin dilini bilmiyorlardı?
Bunlar gerçekten ilginçti.
Babam açıklama yapmak için konuşmaya başladı:"İngilizce konuşamamalarının sebebi Rusça da büyük bir dil olduğu için ihtiyaç duymadıklarını düşünüyorum."
"Bence de,"diye onayladı annem etrafa bakınmış bir hâlde.
Gelgelelim babam ayağa kalıp bizi çağırınca annemle ben kardeşimi zar zor uyandırmaya çalışınca babam onu kucağına aldı ve ilerlemeye başladık.
Pasaport kontrolü bölümüne geldik.Üstelik oldukça koruma bulunan bir bölüme.
Babam kardeşimi indirip pasaportlarimizi çıkarıp sıraya girdik.
Önümüzde birkaç kişi vardı ve bu işlemin kısa süreceğini düşünüyordum.
Umarım bizi saatlerce bekletmezlerdi.
Her şey yavaş yavaş oluyordu.Her kişi dakikada altı dakika boyunca sıradan ayrılıyordu ve bu durum beni sıkılmamı sebep olmuştu.
Keşke zaman hızlandırıcı olsa da rahatlıkla kullanabilsem...
Ya da her şeyi hemen bitiren bir araç ta olabilirdi.
Şu an önümde iki kişi vardi ve ayaklarım uzun süre durmaktan heykel gibi duruyordu.
Eğer bir anda düşeyazsaydım işte o zaman her şey altüst olabilirdi.Kimse yabancıların ortasında düşmek istemezdi.
Şükür ki önümdeki kişiyle aram açılınca tam ilerleyecektim ki birisi bana dokununca irkildim.Bu yabancının eliydi.
Yoksa değil miydi?Bence yabancının eliydi.Zira ailemin ellerini kesinlikle ama kesinlikle tanırdım.
Hay aksi!Anksiyetem tekrardan ortaya çıktı.Bir kerede olmadan duramaz mısın sahiden?...
Ne yazık ki hayır.
Lakin öylece durmak ta rezil bir davranış olduğu için istemsizce kafamı arka tarafa çevirdiğimde bakakaldım.
Karşımdaki kişi benimle aynı yaşta ve boyda fakat saçları benimkinden farklıydı.Ayrıca kumral saçları dışında endamlı biriydi.Kavisli bir burnu vardı.Son olarak şık bir kombini vardı.
Böyle birinin yanında sönük kalmak çok berbattı.Hatta ondan da öteydi.
Sırf daha da berbat durumda olmamak için tek nefeste,"Ne var?"dedim.
Karşımdaki akranım gözlerimi yere çevirip Rusça diliyle gülerek,"Pasaportun yerde,"deyince telaşla alıp ona teşekkür ederek önümde döndüm.
İşte bu kadardı.Bitmişti.Toy bir yabancıyla konuşmam kısa sürmüştü.Aynı zamanda anksiyetem de gitmişti.
Yani her sey yoluna girmişti...
Ailecek uzun süreli işimizi bitirdiğimiz zaman tekrar o öldürücü soğukla karşılaştım.
Babam taksiciye konuşurken diğer aile üyeleriyse öylece durmuşlardı.Kardeşimin uykusu hâlen devam ediyordu.
"Ne zaman eve varacağız?"dedim içimden.
"Şimdi gidiyoruz."
Babamın bu cümleyi deyişini duyduktan sonra ona baktım şaşkınlık içerisinde.Acaba içimdeki sesi mi duymuştu?Yoksa tesadüf eseri miydi?
Ben elimdeki çantaları tekrar aldım ve esneyerek ilerlemeye başladım.Peşimden diğerleri de geliyordu.
Taksi bizim ülkemizin taksisinden farklıydı.Onlarınlisi siyah-sarıydı.
Kel adam sigarasını içip babamla beraber bagajı açtı ve içine çantaları ve valizleri yerleştirdi.Ardından hepimizi araca binip yola koyulduk.
Havalimanı bölgesinden çıktığımızda ormanlık alanda doğru ilerlemeye devam ettik.Fakat şöyle bir gariplik vardı ki bu ağaçlar ülkemin ağaçlarından da farklıydı.Bunlar cadılar bayramı ormanı gibiydi.
Onun dışında pek gözüme çarpan tek şey sürekli reklam panolarinin olmasaydı.Evet,ülkemde de vardı ama burada daha çok vardı.Ayrıca reklam panolarının çoğu ilginçti.Fazlasıyla...
Çok uzun bir süreyi atlattık.Geriye sadece az zaman vardı.Minsk'e son on dakika.
O dakika boyunca adamla babam bu ülke hakkında konuşmalar yapıyordu.Babam her bilgi öğrenişinde başını sallıyordu.Adamın aksanı da oldukça ilginçti.
Arka planda ise hiç dinlemediğim bir türde kısık seste müzik çalıyordu.
Vel hasıl ilk kez böyle bir ortamda farklı şey hissediyordum.
Veya belki de her şeyin gerçekleştiği noktaydaydım ya da olacaktım...
Gözlerimi ışık yüzünden açtığımda babamla adamın olmadığını anladım.Araçta sadece annem ben ve o vardık.
Babamı merak ettiğimden ötürü arkaya da baktığımda ikisininde bir şeylerle uğraştığını görünce yanındakileri uyandırmaya çalıştım.Sanırım gelmiştik.
Anneme dokudum."Anne geldik."
Annem tamı tamına üç kez dürtüldükten sonra uyku sersemi bir hâliyle,"Sahiden mi?"deyince onayladım.
Sonra da ortamı daha iyi görebilmek için pencereyi açtım ve oraya baktım ve harika buldum.
Galiba gerçekten de şu an her şeyin gerçekleştiği noktayadım.Bundan oldukça emindim.