İçeriğe geç

Su Altı Krallığı

Bölüm 10 · 7 dk okuma

Su Altı Krallığı

Bölüm 10

Ruhlar Ağacı

İçeri girdiğinde sanki odanın bütün havası çekilmişti ve nefes almakta zorlanıyordum.Dağılmış kömür karası saçları,altları şişmiş soluk yeşili gözleri ve basit kıyafetleriyle çok yorgun görünüyordu.Onu asla böyle tahmin etmemiştim.Dik duruşlu,küstah ve bencil o adam nerdeydi?

Ağzını yaya yaya konuştu"Yeni gelen hanginiz?"Elimi kaldırdım."Hııhı beni takip edin"dedi ve kapıdan çıktı.Ne gevşek adam bu böyle,insan bir 'merhaba,tanıştığımıza memnun oldum,hoşgeldiniz' falan der dimi?Ama yok bunlardan ne beklenir ki.Bu davranışı karşısında iyice sinirlenmiştim.Sen şimdi görürsün gevşek.Sert adımlarla odanan çıkacarken Annabel arkamdan seslendi "Alberta,ben burda bekleyeceğim"arkamı dönüp kafa salladım.Telaşla ekledi"Beni merak etme"Daha o kadar yakın olduğumuzu sanmıyordum ama yine de"Tamam"dedim ve kısaca koridoru taradıktan sonra Arthur'un sol köşeden döndüğünü gördüm.Hızlı adımlarla yanına gittim ve omzuna bir yumruk attım.Yavaş vurmama rağmen düşecek gibi oldu.Tutmaya asla yeltenmedim."Hey!Sen ne kaba bir insansı böyle,gelmiş bir de emir veriyorsun"Aslında emir vermesi normaldi sonuçta yarın kral olacaktı fakat zaten onun hakkında düşüncelerim iyi değildi bir de damarıma basması yüzünden patlayıvermiştim.Dediklerime yüz vermeyince "Sana diyorum"diye bağırdım.Tam o sırada koridorda iki tane muhafız belirdi.Hızla üzerlerime doğru gelirlerken ne yaptığımı sorguluyordum.Attıkları her adımda kalbim daha çok çarpıyordu.Korkma kızım güçlü dur!Zaten çok bir şey yapmadım ki sadece sesimi yükselttim.Düşünmeden yapılan davranışların sonucu.Kahretsin!Arthur'la tanışma fırsatını riske atmamalıydım.

İki kolumdan sıkıca tuttuklarında debelenmedim.Eğer kaçmaya çalıştığımı düşünürlerse her şey daha kötü olabilirdi.Hafif sakallı ve sarı saçlı olan muhafız sordu

"Majesteleri,iyi değil gibi duruyorsunuz dilerseniz size eşlik edelim"

"Hayır,hayır kendim halledebilirim"

"Peki kızı ne yapalım?"

"Bırakın kalsın" Bunu duyduğumda içimdeki rahatlama tarif edilemezdi.Muhafızlar aynı anda "Nasıl emrederseniz" dediler ve baş selamı vererek gittiler.Sonunda serbest kaldığımda zarafetimi bozmadan Arthur'a doğru yürüdüm.Uslu ve çekici bir kız olmalısın hırçın değil! Ama bu gün her ne yapsam da Arthur'un keyfi olmadığından işe yarayacağını sanmıyordum.Sanırım ilk buluşma çöpe gitmişti bile.Yanına vardığımda burnuma ağır bir alkol kokusu doldu.Midemi bulandıran bu kokuyu solumamak için nefesimi tuttum.Hızla başımı aşşağı yukarı salladım ve gitmemizi işaret ettim.Biraz daha nefes alamazsam patlıyacaktım.Neyse ki denileni anlayacak kadar kendindeydi ya da ben öyle düşünüyordum,önümden sarsak adımlarla yürürken aklımdan bunun başıma bela açmayacağını ümit ediyordum.

Vardığımız yerde kristal camlardan oluşan kare pencerelerin ortasında su kadar temiz şeffaf bir kapı ve kapının ardından görünen bir ağaç vücudu vardı.Ağaç.Aklıma hemen Petra'nın verdiği şişe geldi.Bahsettiği ağaç bu olmalıydı.Sıvıyı Arthur'a görünmeden içebilirdim ama ya kamera varsa.İşte bunu hiç aklıma gelmemişti.

Ne yapabilirim diye deli gibi düşünürken aklıma bir fikir geldi.Yüzümü Arthur'un tersi yönüne çevirdim ve öksürür gibi yaptım,bu sırda diğer elimle içime koyduğum küçük şişeyi aldım ve iki elimde ağızımdayken kafaya diktim.Umarım bu saçma bir fikir değildir ve yakalanmamışımdır.Tekrar Arthur'a döndüğümde benimle hiç ilgilenmiyordu.Bütün ağırlığını kapıya vermiş duruyordu.Kolu tutan parmak boğumlarının beyazlaştığını görebiliyordum.Yardım için birilerini çağırmalı mıydım?Şimdi burada onu kolayca öldürebilirdim ama benden şüphelebilirlerdi.Şüpheyi bırak direkt kabak gibi ortaya çıkardım.Saçma.Her neyse artık buraya gelmiş bulunuyorum ve ne istiyorsa hemen yapıp çıkacağım.O zamana kadar bayılmayacağını düşünüyordum.Hem ters giden bir şeyler olursa yüksek ihtimalle kameralar çalışıyordur.Neyime güvenip böyle bir şey yapıyordum bilmiyorum tek istediğim bu yerden bir an önce çıkmak.

"Girelim mi?" dediğimde ne söylediğimi anlamamış gibi oldu fakat sonra dayandığı kapıdan uzaklaştıp yüzüme bakmadan geçmemi bekledi.Yanından geçerken gözlerinin doldu dolu olduğunu gördüğümü sandım.Bu her neyse gerçekten çok ilginç olmaya başlıyordu.Biri bana oyun falan mı oynuyordu?Bu asla beklediğim Arthur olamazdı.Ama ona acımayacaktım.Çünkü onlar bize acımamıştı.

İçerinin havası nemliydi.Toprak ve deniz esintisinin yanında hafif bir lavanta kokusu ciğerlerinize doluyordu.Her taraf camla kaplı olduğu için dibinizdeki manzara sizi sanki suyun içindeymişsiniz gibi hissettiriyordu.Büyük ağacın kökleri bütün odayı sarmıştı.Camın arasından giren esinti saf beyaz yaprakları zarifçe uçuruyordu.Şu an gerçekten stresli olmasam buranın rahtlatıcı olduğunu söyleyebilirdim.Ne yapmam gerektiğini söylemesi için Arthur'a döndüm.Eliyle cama asılmış kelimelerin olduğu metal tabelayı gösterdi.Bu neydi böyle?Her bir yere gittiğimde büyülü sözler söylemek zorunda mıydım?

"Elini ağaca koy ve kelimeleri söyle"ağır ağır gözlerini kırpıştırdı"Gerçekten inanarak"Ağacın gövdesine elimi yerleştirdim ve kelimeleri söylemeye başladım.

I tied myself to the tree of souls,

(Bağlandım ruhlar ağacına)

Parmak üçlarımda oluşan ışıltılı dallar adeta kök salar gibi kolumu sardı...

so that you could see inside me,

(İçimi gör diye)

Büyülü his yavaş yavaş bütün bendenime yayıldı...

If you sense a single mistake of mine,

(Tek bir hatamı hissedersen)

Sanki ağaçla bir bütün olmuştuk ve ben yerimden kıpırdayamıyordum...

my entire being belongs to you,

(Bütün benliğim sana aittir,)

Endişelenmeye başlamıştım...

imprison me inside.

(Hapset beni içine)

Düşme sesiyle irkildim.Kapıya baktığımda Arthur yerde duruyordu.Vicudu titriyordu.Telaşla elimi ağaçtan çekmeye çalıştım.Çık! Çıksana! Bir kaç kere daha direndikten sonra büyülü ipler kendiliğinden çekildi.Serbest kalır kalmaz hızla Arthur'un yanına çöktüm.Titremesi durmamıştı ve ağzından beyaz köpükler çıkıyordu.Elim ayağım birbirine girdi.Ne yapmam gerektiğini bilmediğim için"Yardım edin!"diye bağarmaya başladım.Bu sırda onu ellememeye çalıştım ,bilmediğim şeyleri yapmak durumun daha kötüye gitmesine yol açabilirdi.

Yardım çağırmaya devam ederken saray çalışanı bizi gördü.Elindeki tepsi yere düştüğünde tiz bir ses çıktı.Gözlerini korkuyla açtı ve elini ağzına götürdü."Hayır!Hayır! Lütfen yanlış anlamayın.Ben bir şey yapmadım.Sanırım nöbet geçiriyor lütfen yardım çağarın!" Kadın zar zor yutkundu,başını sallayıp hızla uzaklaştı.Al başına belayı.Şimdi ona benim bir şey yaptığımı sanacaklar.Hata yaptın Alberta onu böyle görünce uzaklaşıcaktın işte yanından.Ama ben nereden bilebilirdim ki böyle olacağını.Sadece fazla içmiş gibi görünüyordu ama şimdi önümde ne olduğunu bilmediğim bir şekilde nöbet geçiriyordu.

Kısa bir süre sonra aynı kadın yanında üç doktor ve muhafızlarla geri gelmişti.Doktorların işlerini yapması için Arthur'un yanından çekildim.İyice beti benzi atmış,alnında ter damlacıkları birikmişti.Erkek doktor hemen benim kalktığım yere çöktü ve Arthur'un başını destekleyerek vicudunu yan çevirdi.Bu sırada yardımcılarından biri ağzınadan çıkan sıvıyı örnek için topluyordu.Her ne kadar düşmanım olsa da onu bu halde görmek canımı yakmıştı.Endişeleniyor muydum?Evet ama onun için değil kendim için.Ya görevim daha başlamadan biterse.Kralı öldürme suçundan hapislerde çürüyecektim.Ya da beni ruhlar ağacının içine hapsederler.Yetmezse daha çok acı çekeyim diye eziyet ederler.Tanrım ben neler düsünüyordum."Nöbet ne zamandır devam ediyor?!"diye bir ses kulaklarımda çınladı.Yanağıma inen tokatla düşüncelerimin arasından sıyrıldım"Doktor sana diyor duymuyor musun!"

"Bi-bilmiyorum yedi sekiz dakika olmuştur" Bunu duyan doktorun yüzü dehşetle çarpıldı.Yüzünü elleriyle sıvazladı ve yanındaki kıza az önce alınan tükürük örneğinin sonucunu söylemesini istedi.Fısıltıyla konuştukları için hiç bir şey duyamıyordum.Adamın yüzü duyduklarıyla daha da kötü bir hal aldı.Her kes susmuş doktorun ne diyeceğini merak ediyordu.Nefeslerim sığılaşmaya,bacaklarım titremeye başladı.Bir elimle duvardan destek aldım.Adam ölüm gibi gelen saniyelerin ardından konuştu "Majesteleri zehirlemiş,hem de yüksek bir dozda" o an bütün bakışlar üzerime döndü...

Biri benimle oyun mu oynuyordu?

^^^^^^^^^^^^^^^^^^^^^^^^^^^^^^^^^^^^^^^^^^^^^^^^^

"Evet,zehirledim nolmuş!?"

"Düşünmeden hareket ediyorsun!Artık hangi tarafta duracağını seçmelisin onu gerçekten seviyor musun sevmiyor musun?"

"Seviyorum ama sevmiyorum da..."elini hızla masaya vurdu"Bilmiyorum diyorum anlamıyor musun! beni sıkıştırıp durma artık"

Adam kendine zarar vermesin diye kızı bileklerinden sıkıca tuttu "Birini bulmuşlar" tam bir pislik gibi sırıttı.

"Ne?"

"Arthur'u öldürmesi için birini bulmuşlar" Kahkahasına engel olamadı ve sesli bir şekilde gülmeye başladı "Bir düşünsene hiç bir şey yapmamıza gerek kalmayacak o kız bizim için şeyi helledecek"

"Kız mı? Bunu nasıl yapacak?" O kadar kelimenin arasında aklına takılan tek şey bu olmuştu.

"Tabii ki de güvenini kazanarak kızım sen aptal mısın?"

Onu omzundan dürttüğünde kız hiç de eğleniyor gibi durmuyordu.Gözleri buğlanmaya başlamıştı ama bakışlarında ölüm vardı.İçinde büyük bir fırtına kopuyordu.

Senelerdir sahip olmaya çalıştığım adamı öylesine bir kız gelip elimden alacaktı öyle mi?Arthur'u asla benim gibi gerçekten sevmeyecekti sadece bir çıkar uğruna ona ihanet edecekti.O buna layık değildi.Arthur benim olmalıydı o sürtüğün değil !

Yapacakları şeyler aklıma geldikçe midem bulanmaya başlamıştı kapıyı hızla çarparak odadan çıktım ve teçhizatlarımızı sakladığımız yere gittim.Sivri uçlu,sapı parlak zümrüt taşlarla süslenmiş,ete derin gireceğine emin olduğum bir hançer seçtim ve botuma sıkıştırdım. Arthur benim olmalıydı.Sadece benim.O kıza yer yoktu.Yapmazdı dimi?Arthur beni severdi.Benim yerime onu hayatına alamazdı.O kız her kimse artık son nefeslerini almalıydı çünkü onu öldürecektim.

♥'e tıklamayı ve yorum yapmayı unutma hee,sana diyorum!😘

İçeri girdiğinde sanki odanın bütün havası çekilmişti ve nefes almakta zorlanıyordum.Asla beklemediğim bir görünüşü vardı.Dağılmış saçları

İçeri girdiğinde sanki odanın bütün havası çekilmişti ve nefes almakta zorlanıyordum.Asla beklemediğim bir görünüşü vardı.Dağılmış saçları,soluk yeşili gözlerinin altındaki şişler ve basit

İçeri girdiğinde sanki odanın bütün havası çekilmişti ve nefes almakta zorlanıyordum.Asla beklemediğim bir görünüşü vardı.Dağılmış kömür karası saçları,soluk yeşili gözlerinin altındaki şişler ve basit kıyafetiyle çok yorgun görünüyordu.

İçeri girdiğinde sanki odanın bütün havası çekilmişti ve nefes almakta zorlanıyordum.Asla beklemediğim bir görünüşü vardı.Dağılmış kömür karası saçları,soluk yeşili gözlerinin altındaki şişler ve basit kıyafetiyle çok yorgun görünüyordu.

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.