Sunucu:"2019 Olimpiyat Şampiyonasının en kritik yerindeyiz sayın seyirciler! Geçen seneki Havalı Tabanca Atıcılık dalında şampiyonluğu çok az bir farkla kaybeden Kang Jiho bu sene şampiyon olabilecek mi? Kang Jiho beklenen atışı yapabilecek mi? Altın madalya sahibi olabilecek mi?"
Gerçekten herkes pür dikkat onu izliyordu. Babası ve abisi gözünü bir saniye olsun ondan ayırmadan ona bakıyorlardı. Kang Jiho kafasını kaldırıp skor tablosuna baktı eğer son atışını istediği gibi atarsa madalya onundu. Kang Jiho tüm dikkatini topladı. Gözünü hedeften ayırmadan kutudan saçmayı aldı ve tabancaya taktı. Tabanca hazır olduğunda derin bir nefes aldı ve atışını yaptı.
O sırada çığlık koptu. Tüm salon ayaklandı adeta.
Jiho tam o anda 10.8 atışı yaptı ve bu seneki şampiyon oldu
Sunucu: "EVEEET! 10.8 ATTI! ALTIN MADALYAYI KAZANDI!!!"
Babası ve abisi koşarak Jiho'nun yanına gelip ona sarıldılar.
Babası " Gurur duyuyorum seninle. Kazandın biliyordum canım oğlum.!"
Jiho gözleri dolu şekilde gülümsedi. Babası bir an durup abisine baktı ve
"Kang Jisung kardeşini tebrik etsenee!" dedi hafif sitem ederek.
Jisung " Hala şoktayım bizim küçük madalya mı kazandı şimdi? Kocaman adam oldu bir an." dedi ve bir kere daha sarıldı kardeşine. Sonra " Şaka yapıyorum kardeşim tebrik ederim gurur duyuyorum seninle. Al bakalım." diye ekledi ve cebindeki hediyeyi çıkarıp Jiho'ya verdi.
Kutudan Kang Jiho'nun uzun zamandır istediği saat çıktı. Siyah, zarif, deri ve hafif bir satti.
Kang Jiho şaşkınca " Abii." diye kekeledi.
Abisi sorun değil dermiş gibi kafasını salladı ve "Aish bir şey değil bir şey değil. Güle güle kullan." dedi ve tekrar sarıldı.
Babası " Hadi gidip güzel bir ziyafet çekelim. Bira da içeriz ne dersiniz?" deyince abi kardeşin yüzü güldü ve aynı anda "Hadi gidelim!!" diye bağırdı.
Hep beraber salondan çıkacakken bir anda Kang Jiho'nun telefonu çaldı. Arayan annesiydi. Abisine seslendi ve sessiz bir yer bulup telefonu açtı.
"Anne?"
Annesi " Oğlum! Tebrik ederim. Gurur duyuyorum seninle." dedi en yumuşak ses tonuyla.
Kang Jiho şaşırmıştı. En son 2 yıl önce annesi ile konuşmuştu. En son konuşmalarında pek de yakın sayılmazlardı.
Annesi Canada' da yaşıyordu. Yıllar önce Jiho'nun babasından boşanıp Canada'da başka bir adamla evlenmişti. Ve oraya gidince çocuklarını yılda beş kere aramazdı. Jiho o yüzden bu kadar şaşırmıştı.
Kang Jiho gözleri dolu bir şekilde " Teşekkür ederim anne. Nasılsın? dedi sesi titreyerek. Annesini tahmininden çok özlemişti. Annesi de yarı mutlu şekilde ve kekeleyerek,
"İyiyim oğlum sağ ol. Sen nasılsın? Hastalanmıyorsun değil mi artık? Abin nasıl? diye sordu.
Jiho " İyiyim anne merak etme bir sorun yok. Abimde iyi kendi işini kurdu çalışıyor." dedi annesini rahatlatmak istedi biraz da olsa.
"Oh çok şükür. çok sevindim oğlum." dedi ve hemen arkasından "Benim şimdi kapatmam lazım oğlum seni seviyorum. Kendine dikkat et." dedi.
Jiho " Tamam anne bende seni seviyorum görüşürüz. Sende dikkat et." dedi ve telefon o anda kapandı.
Jiho kısacık kendini toparlayıp hemen koşarak abisi ve babasını yanına gitti. Abisi ve babası çoktan arabaya varmışlardı bile. Jiho arabaya binince abisi " Kimdi o konuştuğun? " diye sordu.
Jiho " Annemdi." ,
Jisung " Ne dedi yine?"
Jiho " Programı izlemiş. Tebrik etmek için aramış. Seni de sordu."
Abisi şaşırarak "Beni mi sordu?" dedi
Jiho kafasını sallayarak onayladı.
Abisi umursamaz ama aynı zamanda meraklı bir şekilde " Nasılmış? İyi miymiş?" diye sordu.
Jiho " Ne o merak etmiş gibisin."
Jisung "Öf tamam sormadım. İyidir kesin." dedi ve konuyu değiştirip "Ne yiyoruz baba?" dedi ve babasına döndü.
Babası " Ne isterseniz." dedi ve gülümsedi.
İki kardeş de aynı anda " Jajangmyeon!!" dediler ve kahkaha attılar. Aynı anda söylemeleri ikisine de komik gelmişti.
Babası " Okeyyy! Jajangmyeon. " dedi ve arabayı en sevdikleri restorana sürdü.
Restorana vardılar ve masaya oturup sipariş verdiler. Jihonun aklı annesindeydi. Abisi daldığını fark edip "Sorun ne Jiho?" diye kendine getirdi Jiho'yu.
Jiho kafasını salladı ve "Bir şey yok abi. Madalyamı düşünüyorum." dedi çokta inandırıcı olmayan şekilde.
Jisung "Haa anladım. O kadar düşünme madalyayı bence, gerek yok." dedi ima yaparak. Jiho'nun aklının annesinde olduğunu biliyordu. Jiho annesine abisi kadar kırgın değildi. Annesi ve babası boşandığında Jiho daha küçüktü çok hatırlamıyordu bile ama abisi öyle değildi. Abisi her şeyi hatırlıyordu. Her dakikayı, her kavgayı, annesinin babasını aldattığını, annesinin evden gidişini, kardeşi Jiho ile tek başına kalışını.
Jiho'nun bir anda gözleri doldu abisine bakakaldı. Babası tuvaletten dönünce Jiho kendini toparladı hemen ve " Evet ne yiyoruz? " dedi derin nefes eşliğinde.
Jisung" Bence iki porsiyon Jajangmyeon söyleyelim yanına tavuk ve bira. Doymazsak ramen de alırız. Ne dersiniz?"
Babası " Okeeey."
Jiho " Bence de uygun."
Yemekler geldi. Yemekleri yerken Jisung "Baba Bay Lee Chan nasıl?" diye sordu.
Lee Chan aile dostlarıydı. Babası ile aynı hukuk şirketinde çalışıyorlardı. Lee Chan savcı Kang Sehun avukattı. Yıllardır tanışıp sürekli görüşürlerdi.
Jiho yemekten kafasını kaldırıp dikkatini babasına verdi. Babası Sehun " Gayet iyi, çalışıyor. Aynı yani kısaca neden sordun?"
Jisung "Bilmem öyle aklıma geldi. Kızı nasıl oldu?"
*6 AY ÖNCE*
Lee Chan meraklı şekilde telefona koştu. Yaklaşık dört saattir kızından haber alamıyordu. Sesi titreyerek telefonu açtı.
"Alo? Kızım?"
Doktor "İyi geceler ben Soonchunhyang Hastanesinden arıyorum. Lee Sooyun en son sizinle konuşmuş." dedi.
"Evet ben babasıyım. Kızım iyi mi?"
"Lütfen sakin olun öncelikle. Lee Sooyun araba kazası geçirdi, şuan hastanede ve yoğun bakıma alındı."
Lee Chan'ın dizlerinin bağı çözüldü adeta. O an yere çöktü ve "Ne?!" diyebildi telefondaki kadına.
Doktor aceleci ses tonuyla " Bay Chan Sooyun'nun acil ameliyata girmesi gerekiyor. İç kanaması olabilir. Sizin onayınız lazım. Normalde kağıtta mutlaka imza gerekiyor ama Sooyun'u bekletemem. Telefonda onay vermeniz gerekiyor." dedi.
Chan "Aa tamam. Veriyorum onay . Lütfen kızımı kurtarın. Yalvarırım." dedi ağlayarak.
Doktor "Merak etmeyin elimden geleni yapacağım." dedi ve telefonu kapatmadan " Lee Sooyun'u hemen ameliyat haneye alın çabuk!!" diye bağırdı.
Chan telefonda o cümleyi duyunca koşarak ceketini giydi ve koşarak evden çıktı.
Chan hastaneye varana kadar bol bol dua etti. Hastaneye varınca koşarak danışmaya gitti ve "Lee Sooyun?" diyebildi sadece.
Danışmadaki adamın "İki alt kattaki ameliyathanede." demesiyle Chan koşarak aşağı indi.
Ameliyathanenin önüne gelince kenarda yere çöktü ve beklemeye başladı.
İki saat sonra doktor dışarı çıktı ve Chan'a bakarak " Lee Chan?" dedi.
Chan yerinden fırladı ve " Evet benim." dedi.
Doktor gülümsedi ve " İç kanaması vardı ama durdurduk. Beyine bir zarar vermeden çözdük çok şükür, şuan hayati tehlikesi yok." dedi rahatlayarak.
Lee Chan " Ohh. Çok teşekkür ederim Doktor hanım." dedi eğilerek.
Doktor " Ne demek ama tek bir sorunumuz var. Travmadan dolayı hafıza kaybı yaşayacak yüzde 70. Geçicide olabilir kalıcıda. Beyinde hasar olmasın tek istediğim bu." dedi babasını yine de rahatlatmaya çalışarak.
Lee Chan " Ne? Beni hatırlamayacak mı?"dedi şaşırarak.
Doktor " Merak etmeyin,uyanınca anlayacağız. Belki de olmayacak. Bekleyip görelim. Şuan beyinin yorulmaması için biraz uyutacağız." dedi.
Lee Chan " Anladım doktor hanım tek iyi olsun da. Çok teşekkür ederim tekrardan." dedi eğilerek.
Doktor " Rica ederim. Ben tekrar uğrayacağım merak etmeyin." dedi ve oradan ayrıldı.
Lee Sooyun ameliyathaneden çıktı ve odaya alındı. O odada bir süre müşahede de kalacaktı.
Bir hafta geçti Sooyun hâlâ uyutuluyordu. Babası endişeli şekilde uyanmasını bekliyordu. Doktor sorun olamadığını söylese de korkuyordu.
Lee Chan uykusundan çalan telefonla irkildi. Yarım yamalak uyduğu hastane koltuğundan kalkıp dışarı çıktı telefonla konuşmak için.
"Alo efendim Sehun?"
"Chan? Nasıl oldu Sooyun? Bugün akşam geleceğim yine bir ihtiyaç var mı?" dedi Sehun. Sooyun hastanede olduğu süreçte Sehun hep onların yanındaydı.
Chan " Hâlâ aynı uyanmadı. Yok yok merak etme. Cidden gelmene gerek yok yoruldun 1 haftadır." dedi teşekkür ederek.
Sehun "Saçmalama tabii ki geleceğim Sooyun benimde kızım. " dedi gülümseyerek.
Chan " Tamam tamam gel o zaman." dedi ve telefonu kapattı.
İçeri girip kapıyı kapattığında sesle irkildi.
"Baba?"
Chan kızının sesini duyunca koşarak yanına gitti. gözleri dolu şekilde " Kızım iyi misin babacım?" dedi.
Sooyun " İyiyim iyiyim de ne oldu baba? Neden buradayım? dedi. Sooyun hiç bir şey hatırlamıyordu. Babası dışında.
Chan kızını rahatlatmak için "Korkma kızım ufak bir kaza geçiridin." dedi ve o sırada doktor içeri girdi.
" Lee Sooyun?"
Doktor hemen kısa bir muayene yaptı ve " Evet Sooyun. Öncelikle merak etme iyisin ama minik bir sorunumuz var. Hafıza kaybı yaşıyorsun ama geçici olabilir. Onu zaman gösterecek. Eğer yarına kadar kan değerlerin düzelirse seni odaya alabiliriz."dedi.
Chan derin bir nefes aldı.
Sooyun kafasını sallayarak onayladı.
Doktor "Ben şimdi gideyim, birazdan seni odaya alacaklar. Çok geçmiş olsun." dedi ve odadan çıktı.
Lee Chan kızına sarıldı ve yanına oturdu.
2019
Sehun " İyi iyi sıkıntı yok. Düzenli kontrollere de gidiyormuş."
Jisung ve Jiho aynı anda kafalarını salladılar. İyi şeyler duyduklarına sevinmişlerdi.
Jisung " Çok şükür." dedi ve ramenini sonuna kadar bitirip" Woaw çok güzel bir yemekti. Teşekkür ederiz baba." dedi ve babasına sarıldı.
Jiho da " Evet baba bunu daha sık yapalım. Teşekkür ederiz." dedi. Babası ikisine de gülümseyip " Rica ederim. Afiyet bal şeker olsun." dedi.
Restorandan çıkıp yolda eğlenerek eve gittiler.
2023 Günümüz
Jiho " Babaa? Telefonun çalıyor." dedi ceketini giyerken. Arkadaşları ile gezmeye gidecekti.
Sehun "Tamam oğlum görüşürüz dikkat et." dedi ve el kısacık sarılıp oğlunu yolcu etti.
Sehun telefonu eline alınca ekrandaki ismi görünce yüzü düştü. 'Park Minjun.'
Kendini toparlayıp telefonu açtı.
"Alo?"
Park Minjun "Ooo sonunda telefonlarımı açtın Kang Sehun!!"
Sehun " Efendim Bay Minjun?" dedi kendinden emin olmaya çalışarak.
Park Minjun onun çalıştığı hukuk şirketinin sahibiydi. Aralarının iyi olduğu söylenemezdi. Minjun Sehun'a sürekli yasadışı davalar vermeye çalışıyordu. Sehun bundan çok sıkılmıştı.
Minjun " Saat dokuzda mutlaka sana atacağım adreste ol Bay Sehun." dedi ve telefonu kapattı Sehun korku ve endişe ile gelen mesaja baktı. Yer neredeyse 45 dakikalık uzaklıktaydı. Çekmeceden diğer telefonunu aldı. Bir hışımla evden çıktı. Artık daha fazla bunları yaşamak istemediği için istifa edecekti. Ne olursa olsun orada çalışmak istemiyordu. Büyük oğluna haber verip evden çıktı.
Arabayı her zamankinden hızlı sürüyordu. Bir an önce bu beladan kurtulmak istiyordu artık.
Bir anda bir gürültü koptu. Büyük bir kamyon Sehun'nun arabasına vurdu ve Sehun takla atarak uçurumdan boş bir araziye yuvarlandı. O sırada diğer arabalar hemen durdu biri ambulansı biri polisi aradı. Sehun'a çarpan kamyon bir an da görünmez oldu.
Ambulans geldi. Koşarak aşağı Sehun'nun arabasına indiler. Alelacele Sehun'u arabadan çıkardılar. Hemen hayat bulgularına baktılar. Kalbi çok yavaş atıyordu. Ama en azından hayattaydı. Hemen hastaneye götürdüler.
Kang Jisung kardeşini restorantan almaya gelmişti. Arabadan aşağı indi ve kardeşini aradı.
"Jihoo. Neredesin ben geldim."
Jiho " Geliyorum abi hemen." dedi ve restoranttan çıktı. Arabaya bindiler.
Jiho "Abi babam nerede? Dışarıdaysa buluşalım yemek yiyelim." dedi.
Jisung " En son biri ile buluşacaktı. Ara bakayım." dedi.
Jiho telefonunu alıp babasını aradı. Telefonu hemşire açtı.
"Alo? Kang Jiho?" dedi sorarak.
Jiho bir an şaşırıp "Evet benim. Siz kimsiniz? Babam nerede?" deyince Jisung arabayı hemen kenara çekti.
"Bay Kang öncelikle lütfen sakin olun. Ben Soonchunhyang Hastanesinden arıyorum. Babanız trafik kazası geçirdi şuan hastanede."
Jiho o an hayatının şokunu yaşamıştı. Jiho telefonun hopörlörini açıp abisinin de duymasını sağladı.
Hemşire " Durumu ağır. Hemen ameliyata alacağız." dedi aceleci şekilde.
Jisung " Tamam biz hemen geliyoruz." dedi sesi titreyerek ve son gaz arabayı hastaneye sürdü.
Hastaneye gelince koşarak danışmaya gittiler. Jisung " Kang Sehun?" diyebildi güçlükle.
Danışma " 3 kat aşağıdaki ameliyathaneye alınıyor şuan." deyince koşarak aşağı indiler.
Ameliyathanenin önüne gelince oradaki koltuklara oturup korkarak beklemeye başladılar.
Yaklaşık dört saat sonra babaları ameliyattan çıkmıştı. Oturdukları yerden fırlayıp babalarını yanına koştular.
Jiho ağlayarak "Baba?" diyebildi sadece. Jisung'un durumu da aynıydı.
Arkadan doktor çıktı Jiho ve Jisung ile konuşmak için yanlarına gitti.
" Merhaba siz Bay Sehun'nun oğulları olmalısınız. Ben Doktor Park Dani. Şimdi her şeyi açıkça anlatacağım size. Babanız zor bir ameliyat geçirdi. Kafa travmasına bağlı beyin kanaması vardı. Kanamayı durdurduk. Ama hâlâ hayati tehlikesi devam ediyor, kanama her an tekrar başlayabilir. Ve bir süre beyine oksijen gitmediği içinde bir çok organ hasar görmüş iç kanaması da olabilir. O yüzden bir süre uyutacağız. Beyinin bir saniye bile yorulmaması gerekiyor. Şuan yoğun bakıma alınıyor." dediğinde Jisung olduğu yere çöktü.
Jiho " Uyanacak ama değil mi? İyileşecek yani?" deyince doktor üzgün bir şekilde " Tabii ki o da bir ihtimal ama siz yine de her şeye hazırlıklı olun bedeni kaldırmaya da bilir. Bekleyip göreceğiz. Lütfen güçlü olun. "dedi üzüntüden yere çöken Jisung'a bakarak.
Jiho abisinin yanına gidip onu kaldırdı ve sandalyeye oturdu. Yanına oturup sesi titreyerek konuştu.
"İyi olacak. Olmak zorunda." abisini rahatlatmaya çalışıyordu.
O sırada hastane görevlisi iki oğulun yanınn gelip "Merhaba bunlar Bay Kang Sehun'nun eşyaları." dedi ve babasını kanlı olan eşyalarını bir torbanın içinde uzattı Jiho'ya.
Jiho teşekkür ederek torbayı aldı açıp içine bakarken babasının telefonu çaldı. Arayan Lee Chan'dı. Jiho telefonu açtı. Lee Chan Jiho'nun konuşmasına izin vermeden "Sehun ne yaptın görüştün mü pislikle? deyince Jiho bir an şaşırdı ve " Bay Lee Chan? Ben Jiho." dedi.
Lee Chan şaşırıp " Aa Jiho sen misin? Baban nerede oğlum kaç defa aradım?" dedi.
Jiho ağlamaklı ses tonuyla " Bay Lee Chan babam şuan hastanede yoğun bakımda trafik kazası geçirmiş" dedi .
Lee Chan oturduğu yerden bir anda kalkıp " NE?!" dedi şaşkınlıkla.
"Evet şimdi alındı yoğun bakıma. Hayati tehlikesi sürüyormuş. Abimle bekliyoruz."
Lee Chan duyduklarına inanamıyordu. Yıllardır dostu olan kişiydi Sehun. Lee Chan Jihonun sesini öyle duyunca kendini hemen toparladı ve " Tamam oğlum merak etme iyi olacak. Ben hemen geliyorum. Korkmayın tamam mı? Sehun güçlüdür nelere dayandı o." dedi kendinden emin şekilde. Ama içinde büyük bir korku vardı.
Jiho bu sözleri duyunca dayanamadı ve ağlamaya başladı. Korkudan ölecekti. Bunca yıl annesi yoktu babası ve abisi onun her şeyi idi.
Jiho ağlamasının arasında " Tamam. Bekliyoruz sizi Bay Chan."dedi ve telefonu kapattı. Gidip abisini yanına oturdu. Omuzunu sıvazlayıp Lee Chan'nın geleceğini söyledi.
Lee Chan yerinden fırladı ve kızına seslendi. "Sooyun!"
Sooyun koşarak odadan çıktı. " Ne oldu baba?" dedi.
"Kang Sehun kaza geçirmiş hastanedeymiş ben oraya gidiyorum. Sen sakın evden ayrılma kapıları güzelce kilitle. Ne zaman gelirim bilmiyorum.Tamam mı kızım?"
Kızını tembihledi ve koşarak evden çıktı.
Sooyun şaşkın şaşkın etrafa bakıyordu. Afallamıştı bir an. Salonda koltukta oturmaya başladı.
Sooyun'nun odasında Sooyunun köpeği gelip kucağına atladı. Sooyun onu sevip sakinleşmeye çalıştı.
Lee Chan arabayı deli gibi sürüyordu adeta. Yine de çok yavaş hissediyordu kendini. Hastaneye vardığında hemen Jiho'yu aradı gediğini söylemek için.
Çocukların yanına gidince ikisinde sarıldı ve teselli etmeye çalıştı. Nasıl yapacağını o da çok bilmiyordu ama elinden geleni yapıyordu.
Lee Chan'nın geldiği günün üstünden dört gün geçmişti bile. Kang Sehun hâlâ aynıydı.
Üçü beraber yoğun bakımın kapısının önünde beklerken doktor yoğun bakımdan çıktı. Üçü de aynı anda doktorun aynına koştu. "Şimdi ne zaman uyanacağını bilmiyoruz. O yüzden beklemenizin bir anlamı yok. Evinize gidin çocuklar, ben bir şey olursa size haber veririm. Perişan oldunuz burada. "deyince iki oğulda sorun yok dermiş gibi kafalarını salladılar.
Doktor " O zaman şöyle yapalım biriniz burada kalsın. Diğeri eve gidip biraz uyusun. Sonra diğeriniz gider uyur ha?" dedi doktor son derece yardımsever şekilde.
Abisi kardeşine bakıp "Hadi git o zaman sen duş al dinlen." dedi sırtını sıvazlayıp.
"Hayır önce sen git abi çok yoruldun."
"Git git iyiyim ben hem yarın gelirsin bende yarın giderim hadi git."
Jiho ikna olup "Tamam o zaman." dedi.
Lee Chan " Hatta seni bize götüreyim. Tek başına kalmana izin vermem. Siz de benim oğlumsunuz." dedi baba edasıyla.
Lee Chan Jiho'nun gerek yok diyeceğini bildiği için konuşmasına izin vermeden kolundan tutup arabaya sürükledi.
Arabaya bindiklerinde Jiho " Cidden gerek yoktu Bay Chan ben eve giderdim sizde yoruldunuz zaten." deyince Chan kızarak " Hayır tek bırakamam sizi. Sooyun hastanede yatarken baban her gün gelmişti. Asla izin verme tek olmanıza. "dedi ve arabayı çalıştırdı.
Yolda giderken Jiho'nun aklına Bay Chan'ı ilk aradığındaki Bay Chan'nın söylediği aklına geldi.
"Bay Chan?"
"Efendim Jiho?
" Hastanede ilk konuşmamızda bahsettiğiniz pislik kim? Babam kiminle görüşmeye gitti?"
Chan şaşırıp kekeleyerek hemen bir yalan uydurdu.
"Benim yanıma geliyordu ama ondan önce sevmediği bir müvekkili ile görüşecekti oğlum. Adamı bende sevmiyorum o yüzden pislik dedim. Merak etme bir şey yok." dedi Jiho'yu inandırmaya çalışarak.
Jiho birazda olsa ikna olmuştu.
"Anladım."
Lee Chan'nın evine varmışlardı.
Kapıdan içeri girince Lee Chan kızına seslendi "Sooyun? evde misin?"
Sooyun odadan çıkıp " Baba? Sonunda geld-" diyecekken Jiho'yu gördü.
"Aa hoş geldiniz."
"Hoş bulduk kızım bak bu Jiho Kang Sehun'nun oğlu bir süre bize gidip gelecek. " dedi Lee Chan manevi oğlunu omuzunu sıkarak.
Sooyun Jiho ile göz göze gelince "Aa memnun oldum hoşgeldin." dedi ve elini uzattı saygıyla.
Sooyun'a hiç yabancı gelmiyordu Jiho. Kesinlikle daha önce gördüğünü düşündü . O sırada düşüncelere dalıp gitti.
1. BÖLÜMÜN SONU