"Ne olursa olsun?! Yeni hedefim sensin Yeon Soo! Bundan asla kurtulamayacaksın! Seninle çok eğleneceğiz güzelim. Duydun mu beni?! Çok!"
Takmadım.
Daha doğrusu takmamaya çalışarak Jeongin ile beraber ilerlemeye devam ettim. Az önceki kalabalık biz ilerledikçe sağa- sola açılıp duvar kenarlarına doğru çekiliyor ve bize yol veriyordu. Onlar da şaşkındı. Tıpkı benim gibi.
Aslında ben de kendimden böyle bir hamle beklemezdim. Ancak o Hyunjin denen uyuz sabır taşımı çatlattı en sonunda.
Dayanamadım.
"Yeon Soo. Buna gerçekten müsaade edeme-"
Jeongin'e sertçe dönüp kıstığım gözlerimle sert bir bakış atarak sözü devraldım.
"Kapa çeneni Jeongin! Asıl ben sana yaptıklarına müsaade edemezdim. Hem sen merak etme. Ben öyle kolay lokma değilim."
"Belli. Az önce ne yaptın öyle ya? Hâlâ gözümün önünden gitmiyor o görüntüler."
Biz konuşurken gözüm Changbin ve Bangchan'ın ortasında,gözleri bende olan Lee Know'a takıldı. Bir süre sonra bana gözlerini devirerek başını çevirdi. Ben de bunun üzerine sessiz kalmaya devam ederek önüme baktım.
Sonuçta beni uyarmıştı. Şu an yaptığı harekette tamamen haklılık payı vardı.
📚
Jeongin ile beraber hareket ederek birlikte okuldan çıktık. Ama beraberliğimiz uzun sürmedi. O okulun yurdunda kalıyordu. Yurt binası ise okulun hemen yanındaydı. Yani okulun bahçesinin içinde ders aldığımız okul binası hâricinde kızların ve erkeklerin yurt binaları hemen yan yanaydı.
Jeongin erkek yurduna girdiği sırada ona el sallayarak gitmesini bekledim. O da bana sevecen bir şekilde el salladı. Hemen ardından gözden uzaklaşınca arkama döndüm ve artık şu okul sınırları içerisinden çıkabilmek için ilerlemeye başladım.
Karşıma kim çıktı dersiniz?
Tabii ki de o uyuz Hyunjin ve şu yakın arkadaşları olan Han ve Seungmin. Daha 10 dakika geçmedi yaşadığımız olayın üzerinden. Şimdi ben onlara,onlar da bana doğru yürüyor.
Köşeden karşıma çıktıklarında ,yalan söylemeyeceğim, korkudan bir an büyük bir şaşkınlık yaşayıp yolumu çevirmeyi bile düşündüm. Ama ters yöne gitseydim hem yurtlar dışında gidebileceğim başka bir yer kalmaz hem de korktuğumu anlardı. Korktuğumu anlarsa da şüphesiz daha çok üzerime gelirdi.
Bu yüzden hiçbir şey olmamış gibi yolumda ilerlemeye devam ettim. Beni görünce sırıtmaya başlamıştı o Hyunjin denen uyuz!
Giderek yaklaştık birbirimize. En sonunda bir iki adımlık mesafemiz kalınca onlara bakmayarak sağ taraftaki boşluktan geçmek istedim.
Ancak onlar rahat durur mu? Daha doğrusu o uyuz?
Durmadı.
Benim geçeceğim yere doğru kayarak önüme geçti. Az daha ona çarpacak, göğsüne yapışacaktım. Ellerimle hemen buna engel oldum.
Ellerimi onun göğsüne koyarak kendimi geriye doğru itmiş ve dengemi sağlamıştım.
"Ne yapıyorsun?!"
"Ne yapıyormuşum?"
"Kendini bile bilmiyor musun?"
Her zamanki gibi sadece gıcık bir şekilde sırıttı.
"Hâlâ bana diklenebiliyorsun. Gerçekten muhteşemsin."
Gözlerimi devirdim. İnsanda söyleyecek söz bırakmazdı bu. Ne söylersen söyle mutlaka üste çıkmak için bir şeyler bulurdu. Sinirlerimi bozmak istemiyorum.
"Çekil önümden."dedim ve yine boş olan sağ taraftan geçmek istedim. Bu sefer Han gelip önümde durdu.
"Nereye gidiyorsun Yeon Soo? Bugünün hesabını vermeyecek misin?"
Sesli bir şekilde derin bir nefes alıp geri verdim. Kollarımı birbirine bağladım.
"Neyin hesabını vermemi istiyorsun? İçeride olanların mı? Bence siz bunu çoktan hak etmiştiniz Han. Ayrıca hesap vermesi gereken bir kişi varsa o ben değilim. Bizzat sizlersiniz. Ben sadece Jeongin'i gördüm. Öncesini bilmiyorum. Ama hem Jeongin'in hem de öncekilerinin hesabını nasıl vereceğinizi doğrusu ben de merak ediyorum."
"Yah!"
Üzerime doğru gelince Seungmin onu kolundan tutarak engelledi. Bu sefer de o bakıyordu bana bir şey söyleyecekmiş gibi.
"Ne var? Ne söyleyeceksen söyle?"
"Bu cesaretin başına büyük bela açacak Yeon Soo."
"Başımda beladan başka bir şey yok zaten. Her neyse,geç kalıyorum. Çekilin artık önümden."
Hyunjin yeniden devreye girdi. Aynı sırıtışla elleri ceplerinde yüzüme bakıyordu.
"Bırakın da bugün biraz dinlensin Yeon Soo'cuğumuz. Yarın görüşeceğiz nasıl olsa? Değil mi Yeon Soo?"


