İçeriğe geç

Stray Kids // FanFiction

Bölüm 11 · 5 dk okuma

Stray Kids // FanFiction

Bölüm 11

📚11.Bölüm:"Karışma Bu İşe"📚

"Nasıldı bakalım bugün okul? Alışabildin mi Yeon Soo?"

Nasıl olsun vallahi? Oldukça psikopat olayların yaşandığı bol aksiyonlu, bol gerilimli, bol bakışmalı saçma bir gündü işte.

Diyemedim tabii ki. Sadece ağzıma daha fazla yemek doldurarak Seon Hwa anneme tebessüm ettim.

Akşama doğru Min Seok babamla okuldan çıktık. Onu bitirmesi gereken işleri olduğu için odasında bugünlük 1-2 saat bekledim. Ah,öncesinde de derslere girdim tabii. Hyunjin'in yanında arada bir birbirimize attığımız nefret dolu, garip bakışlar eşliğinde gün sonlanmış oldu.

Her neyse, babamla birlikte eve girer girmez bizi muhteşem bir sofra karşıladı. Seon Hwa anne döktürmüştü ve biz ellerimizi yıkar yıkamaz direkt sofraya oturduk. Şimdi de sorularını üst üste dizmeye devam ediyordu.

"Bir de sen dönemin ortasında başladın resmen. Derslerde zorluk çektin mi? Senin için hemen bir özel ders, bir hoca ayarlayabilirim."

Ağzımdakileri yutamadığım için ellerimi hayır anlamında salladım. Yutkununca da önümdeki su dolu bardaktan birkaç yudum su yudumladım. Ardından hazır olunca merakla konuşmamı bekleyen Seon Hwa anneme bir cevap verdim.

"Gerek yok gerçekten. İşlenilen dersleri biz daha önceden görmüştük zaten. Hatta şu an bana o kadar basit geliyorlar ki bu kadar basit olduklarından dolayı sıkılıyorum. Özel derse gerek yok."

Seon Hwa anne yanaklarındaki şirin gamzeleri çukurlaştırarak muhteşem bir şekilde güldü.

"Öyle mi? Çok sevindim gerçekten. Bak, herhangi bir ihtiyacın olursa hiç çekinmeden anında bize geliyorsun tamam mı? Çekinmek yok."

"Tamam, çekinmek yok," dedim ve yeniden enfes yemeklere gömüldüm. Hayatımda ilk defa bu kadar nefis yemekler yediğimi hatırlıyorum. Ev yemeklerini daha önce sadece evimizdeki aşçılardan tadardım. Ama çoğunlukla evde olmaz ve sürekli hazır yemekler yerdim.

Hemen karşımda, Seon Hwa annemin yanında oturan Min Seok babam tadını çıkara çıkara yemek yiyişimi fark etmiş olacak ki güldü ve sözü devraldı.

"Çekinmek mi? Hayatım kızımızın çekindiğini de nereden çıkardın? Baksana ne kadar da güzel yemek yiyor, çekinmeden."

Alayla söylediği sözlere karşılık anında karnına Seon Hwa annemden bir dirsek yedi.

Yine de gülmeye devam etti. Tabii ben de. Bizim gülüşümüze dayanamayan Seon Hwa annemin duvarlarının yıkılması da uzun sürmedi. O da gülmeye başladı. Evin içini üçümüzün kahkaları dolduruyordu.

📚

"İyi dersler Yeon Soo."

"Sana da kolay gelsin."

O giriş kattaki odasına giderken bana el sallıyor ben de aynı şekilde ona el sallayarak karşılık veriyordum.

Odasına girdiğinde ben de arkama dönerek merdivenlerden çıkmaya başladım. Gülen yüzüm yavaş yavaş yine solarak eski hâlini aldı.

Çok gülmeyen bir insanım. Yani aslında önceden oldukça neşeli bir insandım. Babamla, arkadaşlarımla, okulum, sınıfım, öğretmenlerim, müzik aletlerim ve daha birçok şeyle işte. Mutluydum. Ama hayat sanki o zamanki mutluluğumun acısını çıkarmak istermişçesine bugünlere getirmişti.

Babamın iflasından sonra bir sürü kötü şey yaşadım ve gülmeyi unuttum. Ama unutturdular. Bu olaydan sonra herkesin gerçek yüzünü de görmüş oldum.

Yanımda ne çok değer verdiğim, çok sevdiğim arkadaşlarım ne de beni hayata bağlayan; yüzümdeki mutluluğun sebepleri kaldı.

Şu an sadece resmî annem ve babam yanımdayken gerçekten mutlu olduğumu hissediyorum.

Merdivenleri çıkıp sınıfa doğru ilerledim. İçeri girdiğimde herkesin gözü beni buldu. Bakışlara aldırış etmeden en arkaya, Hyunjin'in yanına çantamı koydum.

Hyunjin, önünde oturan iki yakın arkadaşı, Han ve Seungmin ile beraber yazı yazdıkları sıraların üzerine oturmuş kahkahalarla bir şey konuşuyordu.

Beni görünce gülmeyi kestiler.

Ne yapmam gerektiğini kestiremedim bir an. Sınıfta pek fazla kişi yoktu. Dersin başlamasına henüz 5 dakika olduğu için her hâlde.

Hyunjin'in yanına oturmadan ayakta kalıp üzerimdeki paltonun düğmelerini açarken ne yapmam gerektiğini düşündüm.

Bu esnada Lee Know yanındaki 2 arkadaşıyla beraber sınıftan içeri girdi. Bangchan içeri girer girmez beni görünce şirin bir şekilde gülümseyerek, "Günaydın Yeon Soo!" diye bağırdı.

Ondan sonra diğerleri de beni fark edip onlar da tıpkı Bangchan gibi günaydınlarını ilettiler. Hiç değişmeyen ifademle de olsa ben de onlara karşılık verdim.

"Günaydın."

Paltomu sonunda üzerimden çıkarıp diğer tarafta kalan askılığa astım. Yerime geri dönerken oturmayı tercih edip sırama oturdum.

Hyunjin şimdi sırasına arkadaşlarıyla beraber oturan Lee Know'a doğru döndü.

"Felix'ten duydum. Dok Soo dün çetesini de alıp okula gelmiş. Bu kızı görünce intikam oklarının yönü değişmiş. O hâlde gerçekten doğru ha. Yani seni bu kızın Dok Soo'dan kurtardığı düşüncesi."

"Karışma bu işe Hyunjin."

Lee Know anında atağa geçerek Hyunjin'e cevap gönderdiğinde Hyunjin yeniden karşılık verdi.

"İşine karışmak isteyen kim? Ben sadece kendime eğlenmek için bir sebep arıyorum."

"Her zamanki gibi yanlış yerde arıyorsun."

Onlar arasında gidip gelen bakışlarıma bir son verip başımı sıranın üzerine koydum. Sağ yanağım sıradaydı ve açıkta kalan kısımla hâlâ onları görebiliyordum. Kulaklarım her ne kadar onları duysa da gözlerimi kapatarak aldırmadığımı belli ettim.

Gerilim giderek artıyordu ve her an birbirlerine girecekmiş gibi seslerini aşama aşama yükseltmişlerdi.

Neyse ki zilin çalmasıyla hoca gelene kadar sürdü bu durum. İşler daha fazla büyümeden yerini sadece kötü bakışlara bıraktı.

Ben de başımı sıradan kaldırdım. Ders tarihti ve hoca gelir gelmez hemen kitabını açtı.

"Evet çocuklar. Şimdi sizlere seçtiğim oldukça zor sorulardan sormaya başlayacağım. Soruları cevaplamayı başarabilen olursa her cevapladığı sorudan 10 puan kazanacak. Ve bu puanları direkt sınav kâğıtlarınıza ekleyeceğim. Anlaşıldı mı?"

Tüm sınıf heyecan yaparak sevinçten dolayı garip garip sesler çıkardı.

Kollarımı bağlayarak sırtımı yasladım. Sevmiştim bu işi. Tarihi severdim. Bakalım nasıl sorular soracak?

Hoca, "İlk cevap veren puanı alır. Başlıyorum," dedi ve sorusunu sordu.

Ben ise her sorduğu soruyu tamamlar tamamlamaz herkesten önce hıphızlı bir şekilde sorulara cevap vermeye başladım.

"Joseon Hanedanlığı hangi Generalin yönetimindeki ayaklanma sonucunda kurulmuştur?"

"General Yi Seong-gye."

"Hangi istila sonucunda?"

"Mongol."

İki soruya da bu denli cevap vermem hocanın dikkatini çekmiş olmalıydı. Onun hâricinde sınıftaki öğrencilerin garip ve bir o kadar şaşkın bakışları da beni bulmuştu.

Hoca sadece bana odaklandı. Özellikle bana odaklanarak sadece bana soruyormuşçasına sormaya devam etti. Ben de aynı şekilde, aynı hızla tak tak cevap verdim.

"Peki Joseon Hanedanlığı'nın başkenti neresi olmuştur?"

"Seoul."

"Kore tarihinin ne zaman kurulduğu varsayılır?"

"Destansı Gojoseon'un M.Ö.2333 yılında."

"Peki kim tarafından kurulduğunu varsayıyoruz?"

"Dangun."

"Çin ile yapılan savaşlar sonucunda hangi dönem başlamıştır?"

"Proto-Three Kingdoms of Korea. Yani 'Erken Üçlü Kore Hükümdarlığı Goguryeo-Silla-Baekjae'."

"Kimsin sen?"

"Lee Yeon Soo."

Ne dedi? Ne dedim?

Bölüm sonu

6 yorum