Sterling ailesinin üzerine tuhaf bir his çökmüştü.
Bunu açıklamak ne kadar zorsa, his o kadar güçlü ve belirsizdi. Sanki kimsenin adını koyamadığı bir şey, malikânenin duvarlarının arasına sessizce yerleşmişti.
Seraphine kapının yanında duruyor, gözlerini babası Francis'in elindeki zarfa dikiyordu.
Genellikle ona zarf gelmezdi.
Hele ki böylesine gizli görünen bir zarfı hiç beklemiyordu.
Sterling ailesinde bazı şeyler açıkça konuşulmazdı. Bazı mektuplar okunmadan yakılır, bazı isimler sofrada anılmaz, bazı geceler ise sabah olduğunda hiç yaşanmamış gibi davranılırdı.
Ama bu zarf...
Sanki bütün bu kuralları hiçe sayıyordu.
Seraphine'in arkasından gelen sesli adımlar sessizliği böldü.
Kardeşi yanına geldi. Önce ablasına, ardından babasının elindeki zarfa baktı.
Gözleri merakla açılmıştı.
Francis'in konuşmasını bekliyordu.
Francis ise hâlâ zarfı inceliyordu.
Sonunda başını kaldırdı.
“Bunu kim getirdi?”
Seraphine kaşlarını hafifçe çattı.
Kimse cevap vermedi.
Francis'in parmakları zarfın üzerinde durdu.
Sonra mühür gözüne çarptı.
Siyah bir kelebek.
Seraphine'in yüzündeki ifade bir anda değişti.
Çünkü o mührü daha önce görmüştü.
Ama nerede gördüğünü hatırlayamıyordu.
Ve işin en tuhaf tarafı da buydu.