İçeriğe geç

starboy [taekook]

Bölüm 22 · 10 dk okuma

starboy [taekook]

Bölüm 22

22

Oldukça uzun bir bölüm olacak. Önceki bölümü okuyup gelebilirsiniz hatırlamazsanız. Belki de fic boyunca yazdığım en önemli bölüm.

Geçmeden okuyunuz. Oy ve yorum yapmayı da ihmal etmeyiniz🍓🍇

İyi okumalarrr

~

Taehyung

Jungkook dediği gibi arkadaşlarıylaydı. Ve beni yine uyku tutmamıştı. Çünkü aklım hâlâ o orospu çocuğunun yazdıklarındaydı. Resmen biliyordu yaşanan her şeyi. Üstelik beni tehdit ediyordu. Benim için önemli olan kesinlikle beni ihbar etmesi falan değildi. Ki zaten yüzümün bile gözükmediği videolarla hiç bir sikim kanıtlayamazdı, orası ayrı.

Önemli olan beni en değerlimle tehdit etmesiydi. İsterse yıllarca dört duvar arasında çürüyeyim umrumda bile değildi. Ama Jungkook'uma bir şey olmasına dayanamazdım.

Demek, gerçekten de topuğunun yarılması o sikik yüzündendi.

Nasıl yaşandığını bile bilmiyordum. Çünkü sikeyim ki -Jungkook ve Eunwoo'nun yattığını zannettiğimden- rahatlamak için zil zurna sarhoş olmuştum.

Keşke içmeseydim de, onun yanında olsaydım. Canı yanmasaydı...

Anlamadığım, Jungkook'un bana neden bundan hiç bahsetmediğiydi. Mahalledeki çocuklar cama taş attılar demişti. Ama öyle değildi. Yalan söylemişti.

Neden?

Düşünce silsilesinden kurtulmak için başımı iyice ovuşturdum ve uyumaya çalıştım. Çünkü oldukça ihtiyacım vardı.

-

Uykudan uyanmamın sebebi dudaklarımın üstünde hissettiğim minik buselerdi. Nerede koklasam tanıyacağım cennet kokusu gülümsememi sağlarken zar zor açtım gözlerimi.

Jungkook ellerini boynuma dolamış, yüzüme eğilmiş bir şekilde dudaklarıma ufak ufak öpücükler konduruyordu tatlı kıkırtıları eşliğinde.

Onun o güzel gülümsemesini görmek bile içimi ısıtırken ellerimi ince beline sarmalayıp onu üstüme çektim. O hamlemle kıkırdaması daha sesli duyulmuştu.

"Günaydın güzelim." dedim burnunun ucuna ufak bir öpücük kondurarak. Elim yanağına gitti ve tenine değen saç tutamını kulağının arkasına yerleştirdim.

"Günaydın sevgilim..."

Sevgilim mi dedi o? Tanrım! Ağzını burnunu yemek istiyorum senin!!

Yüzüme alıcı bir gülümseme yayılırken dudaklarımızı birleştirdim sertçe. Alt dudağını usulca ağzıma çekerek çok uzatmadan bıraktım. Belindeki ellerimden birini kalçasına götürüp şaplak attım.

"Sevgilin yesin seni."

Utanıp yüzünü boynuma gömdüğünde iç çeken bir nefes vermiştim istemeden. O boynuma sokulmuşken, ben mis kokulu saçlarını koklayıp kahvelerinde dinleniyordum.

Umarım hep böyle mutlu olurduk.

Mutluyduk ama huzur kendini şüpheye bırakıyordu. Birbirimizden sakladığımız, aslında daha çok, daha anlatmadığımız şeyler varken tam anlamıyla her şey yerli yerine oturmadığından o huzuru daha yakalayamamıştık. Ama anlatacaktık.

Bugün bu iş son bulacaktı.

Her şeyi anlatacaktım ona. Tüm çıplaklığıyla.

Göğsümde duran sağ elinin işaret parmağını çıplak gövdemde dolandırırken yüzünde tıpkı benimki gibi tuhaf bir burukluk vardı. Sanki benimle aynı şeyleri düşünüyor gibiydi.

Biz bir yola çıkıyorduk ve birbirimize karşı dürüst olmalıydık.

"Taehyung..."

"Efendim bebeğim?"

Parmağının ucuna hâlâ tenimde gezinirken iç çeken bir nefes verdi. "Sence de konuşmamız gerekmiyor mu artık?" dediğinde çok geçmeden kafa salladım usulca.

Her ne kadar konuşacağımızın garantisini versek de bir kaç dakika boyunca hiç konuşmamış, öylece dinlenmiştik birbirimizin kokusunda. Onu bilmiyordum ama ben, konuya nereden başlayacağımı bilmediğimden lafa giremiyordum.

Aklımdan o gece yaşanan her şey tüm netliğiyle canlanırken, gözlerimin yavaş yavaş dolduğunu bile fark edememiştim. Bakış kalitem azaldığı her saniye boğazıma acı dolu bir yumru oturdu.

Saçlarına içli bir öpücük kondurdum konuşmadan önce. Sanki son öpücüğümmüş gibi...

"Bilerek olmadı..."

-

Taehyung

-9 ay önce-

Cinayet gecesi

Jungkook'u kucağıma alarak araca bindirdim. İçimdeki sinir her saniye körüklenirmiş misali artarken bunu zaten ağlayan küçüğüme yansıtmamak için oldukça büyük bir uğraş veriyordum.

Aracı eve sürmek için çalıştıracakken Jungkook hıçkırarak kucağıma yerleşti. Kızarmış ve göz yaşlarıyla ıslanmış yüzünü boynuma gömerek bana sıkı sıkıya sarıldı.

"T-Taehyung sarıl bana." dedi ağlarken boğuk çıkan sesiyle. Lafını ikiletmeden beline ellerimi sarmaladım. Boynuna ufak bir buse kondurdum.

"Ama böyle süremem ki arabayı güzelim." dediğimde olabilirmiş gibi daha da şiddetlendi ağlaması. 'Al işte gördün mü yaptığını?!' diye bağıran iç sesimle içimi bir endişe kaplamıştı.

Ne yapacaktım şimdi?

"T-Taehyuuung-" hıçkırıkları kulağımda duyulurken benim de gözlerim dolmaya başlamıştı. Onu ağlarken görmeye dayanamıyordum.

"Ağlama bebeğim...lütfen"

Sırtını avuç içimle sıvazlarken biraz sakinlemeye başlamış, hıçkırıkları kesilmişti. Sakinleşmesiyle rahat bir nefes verdim havaya. Şükürler olsun...

Tam onu kaldıracağım sırada boynumdan kaldırdığım yüzünü görmemle duraksadım. Bebekti resmen. Göz göre göre boynumda uyuya kalmıştı.

Onu uyandırmamak için tekrar boynuma yüzünü gömdüm ve tatlı ağız şapırdatmaları eşliğinde aracı zar zor da olsa sürmeye başladım.

Dakikalar sonrasında eve çok da uzak olmadığımızdan hızlıca varmış, arabayı park etmiştim. Jungkook'u da yavaşça, uyandırmamaya dikkat ederek kucağıma alıp eve taşıdım. İçeriye girdiğimde onu yatağına bıraktım ve üstündekiler zaten rahatsız olmadığından çıkartmadan üstüne pikeyi çekip örttüm. Hâlâ uyanmamasından istifade minik dudaklarına eğilip iyi geceler öpücüğümü alıp saçlarını okşadım.

Odasından çıkıp odama ilerlediğimde telefonuma gelen mesaj sesiyle telefonumu deri ceketimin iç cebinden çıkartıp ana ekranına baktım.

Son gelen mesaja tıklayıp kilidi açtım. Ama gördüğüm manzara duraksamamı sağlamış, beni ekrana kilitlemişti.

-

Bilinmeyen numara

*video

Bilinmeyen numara

*video

Bilinmeyen numara

*video

-

Kimdi ki bu gece gece?

Anlamsızca baktığım telefon ekranımdaki video linklerine bakarken ilkine tıklayıp açılmasını bekledim.

Video yüklendiğinde ise karşıma çıkanla neye uğradığımı şaşırmıştım.

"Baba yardım et-"

Yüzüne yediği tokat yüzünden susmuştu genç çocuk. Yaşlı bir adam yatakta altına aldığı genç çocuğu bileklerinden sabitlerken boynuna ve beyaz tenine öpücükler konduruyordu. Ağlayan çocuk ise bağıra bağıra yardım istiyordu.

"Bı-Bırak beni lü-lütfen-"

Duyduğum tanıdık ses ile videoyu izlemeye daha fazla dayanamadan dehşet içinde kalmışken kapattım. O genç çocuğun sesini nerede duysam tanırdım.

Benim güzel bebeğimdi o.

İçimde büyük bir öfke büyürken titreyen elimi doğrultarak mesaj atan numaranın yazdığına geri döndüm.

-

Taehyung

Bu ne sikim lan?!

Bilinmeyen numara

Ne o?

Beğenmedin mi?

Yazıyor...

İzledikçe onu hatırlarsın Kim

Bir daha göremeyeceksin çünkü

Taehyung

Kimsin lan sen orospu çocuğu

Bilinmeyen numara

*konum

Yazıyor...

Bir saate bu konuma gel

126. odada seni bekliyor olacağım Kim

-

O video aklıma geldikçe, Jungkook'un yardım çığlıklarını duydukça, sonunun ne olabileceği düşüncesi aklımı ele geçirdikçe... Resmen öfke krizine girmemek için kendimi çok zor tutuyordum.

Yatağımın yanındaki komidine sinirle bir yumruk attığımda komidinin köşesi iki parmak boğumumun arasına girmişti ve kanatmıştı. Ama bu umrumda bile değildi.

Tek umrumda olan Jungkook ve ona bunu yaşatan orospu çocuğuydu.

Ona bunları yaşatan, en ufak bir göz yaşının bile akmasını sağlayan herkesi... Her Tanrı'nın kulunu gebertmek, cehenneme gömmek istiyordum. Öyle sinirliydim ki, sinirden dağı taşı sikesim vardı.

Elim kolum titremeye başlarken arabamın anahtarını alıp elimde döndürürken odamdan çıktım. Evden çıkmadan önce kendimi kötü hissedeceğimi bildiğimden son kez Jungkook'u kontrol etmeye gittim. Kapısını açıp baktığımda hâlâ mışıl mışıl uyuduğunu gördüm.

Ona nasıl yapabilmişti... Nasıl kıyabilmişti?

-

Son gaz gönderilen konuma sürdüğümde, bir otele geldim. Aracı park edip hızlı adımlarla resepsiyona ilerleyip 126. odanın yerini sordum. Cevabını aldıktan sonra asansöre ilerledim. Sanki şu sikik asansörde geçirdiğim saniyeler saat gibi geliyor, beni delirtiyordu!?

Sonunda vardığımda sert adımlarla 126. odayı bulmaya uğraştım. Bulduğum anda ise hiç beklemeden ileriye daldım.

Gördüğüm ilk manzara ise yaşlı bir adamın genç bir kıza ağız işi verdirirken çıkan mide bulandırıcı inlemeleriydi. Zaten sinirliyken gördüğüm manzara da midemi bulandırmaya başlamış, öfkemi katlamıştı.

"Ne sikim dönüyor lan burda?!"

Sesim odada yankılanacak şekilde bağırarak dikkatleri üstüne çektim. Kız hemen çıplak tenini örtmeye uğraş verirken gözlerimi oraya getirememeye çalıştım. Bugün neydi bu sikimsonik şeyler?!

Kız yüzünde saçma bir gülümseme ile odadan çıkarken bana göz kırptığında göz devirdim sakin olmaya çalışarak. Yaşlı adam ise bana alayla gülümsüyor, rahatını bozmadan ellerini deri koltuğa açmış yayılıyordu.

"Zaten bir daha görüşemeyeceksiniz diye Jungkook'la vakit geçirirsin zannetmiştim Kim. Ama sanırım yanılmışım..."

Yüzündeki sikik gülünsemeyle üstündeki transparanı düzelterek masadaki şarap kadehine uzanıp dudaklarına götürdü ve bir yudum aldı. Sözlerine devam etti.

"...Çoktan kirlenmiş bir bedene dokunmak istemiyorsan demek ki..."

Yok benim avuçlarım kaşınıyor...

Daha fazla dikilmeye dayanamayarak bir hışımla deri koltuktaki bedene doğru ilerledim. Elinde tuttuğu dolu kadehi çekip şarapı yüzüne çarptım.

"Sen ne yaptı-"

Bir hışımla transparan geceliğinin yakalarından tutup onu kaldırdığımda sözleri kesilmişti. Yüzüne doğru öfkeli nefeslerimi verirken onu tuttuğum yakalarından sürükleyerek hemen koltuğun yanındaki duvara çarpıp bir elimi boynuna sarmaladım. Ama o sikik sikik gülmeye devam ediyordu.

"Jungkook da sert mi seviyor?"

"O sikik çeneni kapat yoksa yemin ediyorum... Seni bu odaya gömerim orospu çocuğu." dedim yüzüne karşı boğuk bir tonla.

Boynundaki elimi sıkıp nefesini kesmeyi amaçlarken zar zor konuştu. "Öldürecek misin beni Kim?" dediğinde yüzüm ekşidi.

"Siktiğimin çenesini kapatmazsan, evet!"

Kıkırdadı yaşlı sesiyle.

"Benim minik Jeon'um, babasını öldürdüğünü öğrenirse ne yapar sence?"

Sözleri yutkunmamı sağlarken boğazındaki tutuşum gevşedi.

"Aynen öyle... Seni seveceğini mi zannettin gerçekten?"

Dişlerimi birbirine montelemek istercesine sıkarken öfkeyle soludum. Dizimle moruğun sikine bir tekme attım bir hışımla. O ellerini aletine götürüp acıyla inlerken bağırdım kaşlarımı çatarak.

"Sikik sikik konuşma asabımı bozma lan moruk!" diyip karın boşluğuna da bir tane diz geçirdim. Ağzını burnunu kırıp eline vermeden rahat etmeyecektim.

"Ulan sikik! Ne biçim babasın lan sen?!"

Tek elimi tekrar yakasına yapıştırıp tekrar doğrult tüm bedenini. Sırtını duvara sertçe çarptığımda acıyla inledi.

"Evveliyatını siktirtme bana da anlat orospu çocuğu! O videolar ne sikim?!"

Yüzünü buruşturarak inledi bir defa daha. "Ne gördüysen o işte!" dediğinde daha da sert vurdum sırtını duvara. Ama sanki bilerek yapıyormuş gibi öfkemi körüklemeye devam etti.

"Kendini özel zannetme Kim. Benim oğlum kaç kişinin altına yattı, sayamam. Senin de kendini siktirttiği o kişilerden bir farkın yok yani-"

"Lan?! Siktirtme belanı!! Çocuk tecavüze uğramış pezevenk! Senden yardım istiyor! Ama sen..." Sözüm arasında karnına tekmeler atarken devam ettik konuşmama. "... Bir orospu çocuğu olduğun için ancak videosunu çekip kaset yapıyorsun!!"

Dirseğiyle karın boşluğuma sertçe vurduğunda tökezledim öne doğru biraz. Hissettiğim ağrı ile hırlayarak doğrulduğumda o anın fırsatıyla uzaklaşıp aniden eline şarap kadehini alıp bana doğrultmuştu bile.

"Yaklaşma Kim."

Alayla güldüm elindeki kadehe karşı. Yavaş yavaş ona adımlarken sinirden kocaman açılmış, kırpmadığım gözlerimi gözlerine kenetledim.

"Onunla mı alt edeceksin beni moruk?"

Titrediğini görmek bana haz veriyordu. Tam bununla kıkırdadığım sırada kadehi cam sehpaya vurup kırdı ve ucu bıçak gibi keskin hâle gelen kadehi vana doğrulttu. Bununla beraber yüzüm kaskatı kesilirken bu sefer de o gülümsemişti.

"Oğlumun peşini bırakacaksın Kim. Yoksa seni tam da burada öldürürüm."

"Siktir lan ordan!"

Kadehi elinden almak için uzandığımda bir hışımla çekti ve elimi kesti. Parmağımdaki kesik tıslar gibi inlememi sağladığında sanki fırsat kolluyormuş gibi üstüme doğru yürümeye başladı. Bununla beraber ister istemez duvara çarpmıştım.

Kadehi boynuma yasladığında yüzümü havaya kaldırarak aşağıdaki yüzüne bakmak durumunda kalmıştım. Tam da o sırada havalanan kolları arasında trnasparanın uzun cebinden belli olan karartıya takılı kaldı bakışlarım.

Silah...

"Jungkook'tan vazgeçmiyorsun, hayatından vazgeçeceksin o zaman Kim. Çünkü bu kadehi boynuna saplayacağım. Hemde hiç düşünmeden..."

Aklıma gelen fikirle yerimde kıpırdandım. Sadece tek gereken... Biraz huyuna gitmekti.

"Siktir! Tamam!" Boynuna biraz bastırdığında bağırdım. Bu onda haz uyandırmış olmalı ki, salak salak gülmeye başladı. "Neye tamam?"

Elim ona fark ettirmemeye çalışıp transparanına kayarken alt dudağımı dişledim.

"Jungkook'tan vazgeçeceğim..."

Güldü zafer kazanmışçasına. "Aferin...uslu bir çocuk ol Kim." Boynundaki baskısı yavaş yavaş gevşemeye başlarken yutkundum. Tam da o sırada cebindeki silahı alıp, boynuna doğrulttuğu kadehi fırlattım. Kadeh yerde tamamen parçalanırken onun oraya düşen hayal kırıklığı dolu bakışlarını fırsat bilerek silahı kafasına doğrulttum.

Tabancanın sürgüsünü hallettikten sonra tekrar doğrulttum. Bakışlarımın ölümü çağrıştırdığını bilsem bile hiç istifimi bozmadım.

Amacım onu öldürmek değildi. Öldürmekten de beter hâle getirmekti.

"Demek ki yeterince uslu bir çocuk değilmişsin Kim..."

"Kes sesini."

"Jungkook'a da böyle sert davranıyor musun?"

"Onun adını ağzına alma ve kes sesini!"

Güldü ve bana doğru adımladı. Zaten ilk adımında alnına doğrulttuğum silahın namlusu tenine değerken ellerini silaha sararak daha da bastırdı tenine. Kaşları havalanmış, yüzünde sanki 'hadi bakalım' diyen bir ifade hakim olmuştu.

"Öldürmek mi istiyorsun... Hodri meydan Kim. Ama emin ol, Jungkook'un yüzüne bile bakamayacaksın."

Silahı alnından indirirken bu sefer de silahı çekerek kendi karnına doğrulttu. Elim tetikteyken sanki zorla, 'hadi yiyorsa öldür beni' diyordu.

"Ona her baktığında için parçalanacak. Ellerin kirlenmiş olacak. Ve her dokunduğunda onu da kirleteceksin. Onu da kirletmek mi istiyorsun?"

Kirli ellerim...

"Cevap versene! Jungkook'u da mı kirletmek istiyorsun?!"

"Kes sesini!"

Silahı karnına olabilirmiş gibi daha da bastırırken bağırdı yüzüme karşı.

"Vursana!"

"Vuramam mı sanıyorsun?!"

"Vur o zanan! Öldür beni!!"

Elini tetikteki parmağımın üstüne bastırdığında ben de ters baskı uyguluyordum.

"Benim kimseden korkum yok Kim. Tanrı'dan bile... Ben kendi oğlunu uyutup sikmiş adamım. Kötü bir adamım-"

"Ne diyorsun lan sen?!"

Güldü alayla.

"Doğru duydun. Jungkook'u siktim. Hem de saatlerce... Kendi oğlum diye demiyorum. O kadar seksi ki... Kızlarda olmayan vücut var. Dolgun kalçaları gel beni sik diye bağırıyordu resme-"

Parmağıma tetiği çekmem için baskı uygulayan parmağına karşı güç uygulamayı kestiğim an, silah patlamıştı.

Ve benim ellerim kirlenmişti.

.

.

.

Oy ve yorum atmayı ihmal etmeyin💗💖😉 umarım bölümü begenmişsinizdir. Çok uzun oldu ama sonunda her şeyi açıkladığım için mutluyum.

Yorumlara bakıyorum da... Umarım Taehyung nefretiniz bitmiştir artık. Ki aklınız hala karışık olabilir Jimin konusunda falan. Ama zaten sadece Taehyung'un Jungkook'u kendinden uzaklaştırmak için Jimin'le anlaşıp sahte sevgili olduğunu size bahsettim. Ama buna rağmen Taehyung sevilmiyor anlamıyorum.

Bana kalırsa en az Jungkook kadar masum o da. Ve eunwoo olayına gelirsek... Spoiler gibi olmasın ama o da masum biri değil. Bu hikayemde üyeler dışında masum birisi görmeniz zor arkadaşlar.

İlişkileri toksik geliyor olabilir çünkü hala birbirlerine anlatmadıkları -ama bizim okuduklarımız- şeyler var. Onları anlamaya çalışın.

Ve lütfen artık karakterlere sövmekten vazgeçin. Bunun sadece bir kurgu olduğunu unutmayın.

Seviliyorsunuz 💖💗

Bir sonraki bölümde görüşmek üzere XX

Öpüldünüzzz🍒🍒🍒

Bölüm sonu

3 yorum