Matematik sınavı var yarın korkudan icime siciyorum suannn
tabi sen her gün bölüm at hayatının yarısını ficlerde gecir sonra neden matematik yapamıyorum
Bu arada ı kissed a mafia'nin ybsini attım. Mükemmel olduuuu gidip bakabilirsiniz. Cünkü bomba gibi geliyorr🥵🥵🥵
Off neyse Oy ve Yorum atmayı unutmayın💖💖
İyi okumalarrr
-
Jungkook
"Bir katile aşık olman"
İçimde tuhaf bir sızı oluştursa bile birinin sadece benimle taşşak geçtiğini bildiğimden, ona istediğini vermeme kararı aldım. Kimseyi eğlendirmeye niyetim yoktu.
Bu numarayı engellediniz.
Yatağımda, daha yeni yaşadığım saçmalığı düşünürken çok fazla umursadığımı fark ettim.
Hah, saçmalıktan başka bir şey değildi. Kim Taehyung katil, öyle mi? Bari taşşak geçecekse bile adam akıllı bir şey bulsaydı kendine. Tanrım... Buna kim inanırdı ki?
Taehyung ve hyungum gelmeden önce kafamdaki düşünceleri atmak amacıyla yataktan kalktım ve adımlarımı mutfağa ilerlettim. Taehyung oldukça sarhoştu. Başı ağrıyor, midesi bulanıyor olmalıydı.
Midesini rahatlatması için dolaptan muz ve yoğurt çıkarttım. Muzu çatalla iyice ezerek püre hâline getirip, kasenin içerisindeki öncesinde çırpmış olduğum yoğurdun içine boşalttım. İçine biraz da şeker attığımda aklıma gelen küçüklük anılarımla gayriihtiyari gülümsemiştim.
Tam da o sırada kulağıma dolan büyük bir patlama sesi ile yerimden sıçramış, patlamanın merkezi olan mutfak camından olabildiğince uzaklaşmıştım. Dışarıdan cama atıldığını düşündüğüm büyük taş parçası ise ayağımın ucuna düşmüştü.
Siktir! Ne olmuştu az önce?! Biri camımızı taşlamıştı resmen!!
Tam 'kim olduğunu belki görebilirim' umuduyla mutfak balkonuna çıkacağım sırada göz açıma ilişen taş parçasına sarılmış beyaz kağıdı görmemle duraksadım. Hızla ayak ucumdaki taşı elime alıp etrafındaki kağıdı ondan kurtardım. Kağıdı açtığımda ise gördüğüm yazıyla ağzım biraz aralanmış, taş elimden kayıvermişti.
Baban ne zaman öldü, Jeon?
Babam ne zaman mı öldü?
Siktir. Kimdi bunu atan?
Hızla balkona yönelip kim olduğuna bakayım derken adımımı attığım anda topuğumda hissettiğim büyük acıyla çığlıkla inledim. Ayağımı hızla kaldırıp kendime doğrulttum. Cam kırığı girmişti ve biraz derin de sayılabilirdi. Yere kanlar damlarken yüzüm acıyla buruşmuştu.
Bu gece ne boktandı böyle!
"Kook?"
Hyungumun sesini duymamla ona döndüm. Elimdeki avucuma kazıdığım kağıdı seri bir şekilde cebime sıkıştırırken yutkundum. Kesilen topuğumu ve yere damlayan kan damlalarını görünce yüzü kaskatı kesilmiş hızla bana yönelmişti.
"Hyung dikkat et-"
Neyseki beni kucağına alıp mutfaktan çıkarttığı süreç boyunca ayağına cam batmamıştı. Salona geldiğimizde Taehyung koltukta sızmış bir şekilde yatıyordu. Beni salonda Taehyung'un bırakıp, yaklaşık 2 dakika içerisinde elinde sağlık çantasıyla geri dönmüştü. Çantayı yanıma bırakıp önümde sizleri üzerine oturdu.
Ben mutfaktayken Taehyung'un anahtarıyla girmiş olmalılardı.
"Ne oldu mutfakta?"
Çantadan pansuman için malzemeleri çıkartırken, ben onu izliyor, ne diyebileceğimi düşünüyordum.
Ona söylemeli miydim?
"Cevap vermeyecek misin?"
Dudaklarımı birbirine bastırdım.
"Mahalledeki çocuklar..."
Bakışları bana yükseldiğinde yutkundum. Ona yalan söylemeyi hiç sevmiyordum. Ama şu an... Anlatmakla anlatmamak arasında kaldığımdan maalesef yalana başvuruyordum. Küçük bir mesele için onu bu konuya katmanın lüzumu yoktu.
"Çocuklar işte... cama taş attılar ben mutfaktayken. Onlara kızmak için balkona çıkacakken de ayağıma cam battı." dedim yarım kalan sözüme devam ederek. Umarım inandırıcı olmuşumdur.
Eline aldığı sargı beziyle kesiği iyice kapatıp kanı durururken, beyaz renkteki bantı dişleri yardımıyla kesip üzerine yapıştırdı. O sırada bana bakan bakışları içime gerginlik tohumları ekiyor, itinayla havalanan kaşını gördüğüm an kalp atışlarımın arttığını hissediyordum.
"Mahalledeki çocuklar...?"
Kafamı salladım hızla. "Eminsin yani?" gözleri kısılmıştı.
"Eminim hyung."
Tam tekrar konuşmaya atlayacağı sırada oturduğum koltukta bir hareketlenme hissettiğimden ayak ucuna oturduğum Taehyung'a döndüm. Gözleri en kısık hâlinde aralanmış, bana bakıyordu. Onu görünce -aklıma gelen mesajlaşırkenki tatlı halleriyle- ister istemez çok ufak bir gülümseme gösterdim. Onun ise yüzünde benimkinden bile buruk bir gülümseme oluşmuştu.
"Jungkook..." sesi sarhoş olduğundan dolayı son derece dingin ve sessiz çıkmıştı. Dudaklarımı birbirine bastırıp ne diyeceğini beklerken ellerini iki yana açtı. Ne istediğini bildiğimden yüzümde tekrar bir gülümseme belirmişti.
Acıyan ayağımı çok da oynatmamaya çalışarak yavaşça ona doğru ilerledim ve ellerimi boynundan geçirip, göğsüne uzandım. Onun ise elleri belimde kenetlenmişti.
Boynuma sokulduğunda birazcık huylanmıştım. Aynı geçen gece yaptığı gibi yine boynumda uzun bir vakit geçirerek, kokladı tenimi. Ardından ise uzun ama oldukça yumuşak ve nazik bir öpücük kondurup ayrıldı. Çenesini omzuma bıraktığında sırtımı okşamıştı parmakları.
"Ben gidiyorum... Dikkat edin kendinize."
Hyungumun sesini duyduğunda ona karşılık olarak -yüzüm koltuğa dönük olduğundan- boğuk bir tınıyla onaylayan bir şekilde homurdandım ve uzaklaşan her bir adım sesinde Taehyung'a biraz daha sokuldum. Yoongi hyung gitmeden önce ışıkları kapatmıştı. Sanırım burada uyuyacağımızı anlamıştı. Kapının kapanma sesini duyduğumda rahatlamış bir nefes verdim.
"Seni özledim Jungkook."
Bu sözleri ondan duymak öyle tuhaf hissettirmişti ki, bir an gerçekliğinden şüphe etmiştim. Bana yakın olmasına o kadar uzaktım ki, en küçük yakınlığına bile büyük tepkiler veriyordum içimde.
"Ben de seni özledim Taehyung." dedim kafamı kaldırıp bakışlarımızı birleştirerek. Bana aşağıdan bakan yüzüne pencereden ay ışığı vururken her bir yanına baktım. Zaten unutamazken daha da aklıma kazıyordum güzelliğini.
İçki vurmuş olmalı ki, gözlerinin altı çökmüştü. Ancak bakışlarında hiç bir değişim yoktu. Hava ka vuruyordu içimi her bir saniye. Kahvelerinde kendi yasnımamı görmek, kalbimin en derinine işliyordu.
"Bana böyle bakma."
Dalmış gitmiştim ona bakarken. Sözlerini duyduğumda kaşlarım anlamamış gibi azıcık havalanmış, dudaklarım aralanmıştı.
Burukça gülümsedi bu tepkim karşısında. Belimdeki ellerini çözerek, birini oradan ayırdı ve yüzüme doğru ilerletti. Önüme düşen uzun saç tutamlarımı kulağımın arkasına yerleştirirken parmakları da usul usul sürtünüyordu beyaz tenime.
"Böyle güzel bakma... Beni kendine bağlama."
Sarhoşluğunun eseri, kendini açmaya başlıyordu. İlk defa günden güne kendini açmaya başlayacağını hissederken içimde oluşan rahatsızlıkla kendimi buna hazır hissetmediğimi fark ettim.
Sevmiyorsa bile, söylemesin.
"Bakmam o zaman."
"Bakıyorsun ama." gülüyordu mayışmış hâliyle. Bu hâlini görünce, onun da tatlı olabileceğini fark etmiştim. Bilirdim, o sarhoşken hep nazlı olurdu ama çoğunlukla sarhoşluk anılarının sonunu yatakta bitiriyorduk.
Hep sonumuz yatakta bitmişti. Ötesi de olmamamıştı zaten.
Olmazdı.
"Ben senin için yatak arkadaşından ötesi değilim Taehyung, bunu biliyorum. Beni sevmediğini ve sevmeyeceğini de biliyorum. Ama sus olur mu?"
Sessizliğini koruyup beni izlerken dolmaya başlayan gözlerimle, kahvelerine bakıyordum çaresizce. Boğazıma yerleşen yumruyu fark edince yutkundum ve sözlerime devam ettim.
"Sevmiyorsan bile, seviyormuş gibi yapsan...olmaz mı?" sesim sonlara doğru son derece titremiş, güçsüz çıkmıştı.
Bunun hemen ardından ise üstünde yattığım adamın yüzü ciddileşmiş, buruk gülümsemesini bir kenara bırakmıştı. Ağladığımı, pürüzsüz esmer tenine düşen damla ile fark etmiştim. Boynundaki ellerimi çözüp, sağ baş parmağım ile ıslaklığı sildim.
"Rol yapamam..."
Rol bile yapamazsın Taehyung. Söylesene, beni sevmek senin için bu kadar mı zor? Rolünü bile yapamayacak kadar...
Dudaklarım titrediğinde bakışlarımı göğsüne indirdim. İçimde büyük bir utanç duygusu hakimdi şu anda. Bitik gibi, ondan arzuladığım şeyi düşündüm. Ah, ne rezilceydi.
Sevmiyorsan, bile rol yapmışmış... Rezil.
Yanağıma süzülen gözyaşlarımın önünü kesen parmağı hissettiğimde bakışlarımı ona yönlendirdim. Ciddi ifadesinin yerini tekrar buruk gülümsemesi aldığında büyük gözlerime bakıyordu. Baş parmağıyla gözlerimi silerken bir yandan da yanaklarımı kurutuyordu.
Sarhoş hâli gitgide kendini daha da belli eder gibi onu son derece mayıştırırken, gözlerini zar zor açık tuttuğunu fark ettim. Parmakları yüzümde gezinirken yavaşça, titreyen dudaklarıma kaydı. Baş parmağı alt dudağımı okşarken diğer parmakları çenemde usulca duruyor, orayı ısıtıyordu.
Bir anda yaklaşarak dudaklarıma ufak ve son derece nazik bir öpücük kondurduğunda nefesimin teklediğini hissetmiştim. Gözlerim büyürken karşımdaki adam öpücüğünün hemen ardından ellerini tekrar belime indirmiş, eski pozisyonumuza dönmemizi sağlamıştı. Tatlı bir sarılma faslına girdiğimizde kulağıma sürtünen sıcak nefesiyle fısıltısını duydum.
"Kokunu her daim içime çekmek istiyorum güzel lotusum. Gülümsemeni görmek, gülümsemenin sebebi olmak istiyorum. Rol yapamam... Çünkü seni sevmek istiyorum. Hem aşkın, hem aşığın olmak istiyorum güzelim."
Nabzım patlayacak gibi atarken gitgide kulaklarımda yankılanıyordu. Karnımda ağrılar kendini belli etmiş, kelebek etkisi yaratmıştı sözleri. Heyecanlı bir gülümseme yayılmıştı görünmeyen yüzüme.
Lotusum...
"Ama bu kötü adam seni hak etmiyor." dediğinde yüzümdeki gülümseme kendini gitgide yumuşatmıştı. Sarhoşken biraz saçmalama dönemine yavaş yavaş giriyorduk sanırım.
Uyusa iyi olacaktı.
Tam üstünden kalkıp onu yatağına götürmeye çalışacağım sırada belimdeki elleri buna izin vermemiş, hareket etmekle beraber kesik ayak topuğumdan bir acı hissettirmiştim.
Kulağıma dolan, titrek nefesiyle kaşlarım çatıldı. Kısık hıçkırık sesleri duymaya başladığımda yüzüm milimine dek kaskatı kesilmişti.
O... Ağlıyor muydu?
"Se-Seni hak etmiyorum Jungkook. Kirli ellerim sana her değdiğinde kendimden iğreniyorum..."
Kirli ellerim... mi?
.
.
.
Aklımda deli senaryolar var. Eminim ki hastası olacaksınız. Neyse Oy Ve Yorum atın lütfen💖💖
Öpüldünüzzzz🍓🍓


