İçeriğe geç

starboy [taekook]

Bölüm 11 · 6 dk okuma

starboy [taekook]

Bölüm 11

11(m)

Kitap taekook hashtaginde 5 numara olmus aq ne ara xlwodmwldkw

Oy ve yorumlarını mahrum bırakmadığınız için çok teşekkür ederim. Sizleri çok çok çooook seviyorum.

Bu arada final falan yok veda eder gibi konuşmuşum. Finali sanırım 30-40 arasında yaparım. Gidişata bağlı aslında

Neyse iyi okumalarrr💖💖

-

Jungkook

"Yaramaz seni."

Kalçama avcunun tam içiyle sert bir şaplak attığında acıyla inlemiştim. Boğuk ve kalın sesi bana itaat etmemi emrediyordu sanki. Kasıklarımı sızlatıyor, deliğimi ıslatıyordu. Ona ihtiyacım vardı. Hemde her şeyden çok...

"O hâlde..."

Hemen kasıklarımın altında seğiren penisinin sertliğini hissettiğimde kendimden geçmiş gibi sürtündüm ona. Açtım. Ona açtım.

"... Cezalandır beni."

Dediklerimi duymuyor gibiydim. Öyle bir çıkmaza girmiştim ki, sanki bedenimin kontrolü dışında hareket ediyordum.

Kim Taehyung beni resmen büyülüyordu. Hemde hayatıma girdiği ilk andan beridir.

Kalçamdaki eli yavaş yavaş yaramazlaşmaya başlarken, dilini dudakları üzerinde gezdiriyor, dikkatimi oraya vermemi sağlıyordu. Kısık arsız bakışları gözlerim ve dudaklarım arasında gezinirken, neredeyse tüm nefesimi çekmiş, geri vermeyi unutmuştum. Bu adam resmen bana nefes almayı unutturmuştu.

Elini kalçamdan sürte sürte çekip, tam olarak dudaklarımın üzerinde durdurdu.

"Yala, güzelim."

Davetkâr sesine itaat ederek dudaklarımı araladım ve kemikli büyük parmaklarını ağzıma çektim. Bakışlarımız ayrılmak bilmiyordu ve ben şu anki durumumda zerre kadar utanmıyordum.

Dilimi, ağzımın içindeki birleşik işaret ve orta parmağın arasındaki çizgide öyle gitgel yaparken Taehyung'un kaşlarının çatıldığını gördüm. Bu beni tetiklemiş gibi, parmaklarını tamamen ıslatmış onları emerken yanaklarımı içine çekmiştim. Zorlanan bakışları dudaklarıma kaymıştı.

Sanki sakso çeker gibi parmaklarına gitgeller yapıyorken ellerini en beklemediğim anda parmaklarını çekmiş, aniden dudaklarını ağzımın ortasına yapıştırmıştı. Kafam zaten yaşlı olduğum dış kapıya çarptığında ister istemez inledim. Ama bunu hiç sorun etmiyordum. Çünkü onun büyüsü altındayken hiç bir acı onunki kadar acıtmıyordu.

Alt dudağım zaten esiri altındayken dişleri arasına almış, kopartmak istercesine çekiştirmişti. Bununla beraber ağzıma metalik bir tat sızmıştı. Ona karşılık vererek üst dudağını çekiştirmeye başladım. Boynunda sarmaladığım kollarımı gevşeterek, ellerimi çenesi ve boynu arasına yerleştirdim. Yüzünü kendime çekiştiriyor, öpücüğümüzü daha da tutkulu bir hâle getiriyordum.

Aralık dudaklarımdan sızan dilini yakaladığım gibi emmeye üzerinde gelgitler yapmaya başlamıştım. O sırada Taehyung'un ıslattığım parmakları kalçalarıma ilerlemiş, boxerımdan içeriye sızmıştı.

Ben diline sakso çekerken, o parmaklarını deliğime ilerletiyordu. Zaten ıslanmış ve önceden hazırlanmış deliğimi bulduğunda parmaklarıyla deliğimde halkalar çizmeye başlıyor, beni çıldırtıyordu.

"Ahm ah..Taehyung~"

Orta parmağını aniden içime ittiğinde inledim. Uzun parmağı en derinime kadar yol almayı amaçlıyor gibi ilerliyor, son derece zevk veriyordu bana. Ama bu zevk yeterli değildi.

"Ahh!"

İşaret parmağını da işin içine kattığında genzimden bir feryat kopmuş, dolulukla inlemiştim. Sanki beni dakikalardır hazırlamış gibi hiç durmadan derinlerime ilerlerken kucağında kıvranıyor, daha fazlası için yalvarıyordum. Her saniye daha da zevke gelirken içimde hızlanan parmaklarını orta yolda karşılamaya başladım. Ağzım kapanmak bilmiyordu. Başım gerisin geriye düşerken bunu fırsat bilen Taehyung boynuma gömülmüş, hassas tenimi emmeye başlamıştı. Zaten önceden izini bıraktığı alanıma gittiğinde tekrar inledim.

Durduramıyordum kendimi. Ona öylesine teslim olmuştum ki, sadece onun için yaşıyor gibiydim. Bulunduğumuz bu anı düşündükçe her saniye biraz daha değerli hâle geliyor, zaten zevkten ıslanmaya başlayan gözlerimi tamamen ıslatıyordu. Öyle duygusaldım ki, tamamen solan umutlarımı tekrar yeşerten adama her baktığımda göz yaşlarımın talan etmesini bile engelleyemiyordum.

Seviyordum. Hatta sevgidende uzaktı bu. Aşıktım. Öyle aşıktım ki hemde, onun için gerekirse yüreğimi çıkartıp verirdim. Son derece bağlıydım ona. Diyorum ya, büyülemişti resmen beni. Bağlamıştı güzelliğine.

°

3 yıl önce

Jungkook 21 yaşında

Üniversitenin ilk günüydü. Psikoloji okuyordum. İlk sınıfıma yeni başlamıştım ve oldukça heyecanlıydım aslında. Lisedeyken hep bu günün hayalini kurar, kendi kendime düşüncelere dalardım.

Üniversite... Benim için bir çıkış kapısıydı. Sonunda o lanet evden uzaklaşmak için mükemmel bir kapı...

Annem 2 yıl önce kanserden ölmüştü ve ben o lanet evde işkolik babamla uğraşmak zorunda kalmıştım. Zaten o ve onun sikimsonik kurallarına göre yaşıyorken bir de her gün eve attığı o modellerin yılışıklıklarıyla uğraşıyordum. Küçük yaşımda, güzel yüzümden dolayı kaç kez tacize uğramıştım sayamıyordum bile. Ve o babam hiç birine dur dememişti. Bir çeşit fanteziydi onun için.

Ama sonunda kurtulmuştum. Busan'dan Seoul'e gelmiştim ve inanılmaz bir heyecan silsilesiyle kaplıydım. Yeni bir sayfa...Yeni bir hayat... Yenilikler bekliyordu beni.

"Yeni misin?"

Tuvalette ellerimi yıkarken düşüncelere öyle dalmış olmalıydım ki, arkamdan yaklaşan bedeni fark etmemiştim. Arkamda durmasına rağmen bana aynadan bakıyor, yansımamdaki tüm bedenimi süzüyordu. Bakışları aynadan çekilerek arka tarafıma kaydığında kalp atışlarımın artmaya başladığını fark etmiştim. İnanılmaz geriliyordum.

O bakışlarını kalçalarımdan hiç çekmezken, ben bir hışımla suyu kapatıp ellerimi üzerime sildim. Belki de sadece kafamda kuruyordum. Dünyadaki her yerde karşıma çıkamazdılar ya.

"Evet, yeniyim."

Bakışlarımı ondan olabildiğince uzak tutarken, sorusunu yanıtlayıp hızla tuvaletten çıkmaktı aslında amacım ama benden biraz uzun olan beyaz çocuk kolumu tutup beni bir hışımla kendine döndürmüştü. Bedenimi kapalı olan tuvalet kabinin kapısına çarptırdığında acıyla inledim.

Bakışları dudaklarımda geziniyor, bir eli sert kolumu sıkarken diğeri belime doğru ilerliyordu. Ve ben sikeyim ki hiç bir şey diyemiyordum. Ağzımı açıp tek bir kelime bile edemiyordum. Zira kalbim sanki patlayacakmış gibi attığından kalp krizi geçirdiğimi zannediyordum o saniyelerde.

"N-Ne yapıyors-"

Konuşmak için dudaklarımı zar zor araladığımda dudaklarını dudaklarıma kapatıp susturdu beni.

Tüm bedenimin titrediğini hissediyordum. Elektrik çarpmış gibi titriyordum. Dudaklarını dudaklarımdan çektiğinde dibimde nefeslerini verdi. İnanılmaz bir sigara kokusu vardı.

Kimse yok muydu? Beni kurtaracak... yardım eli uzatacak... hiç mi kimse yoktu bu dünyada?

"Yeni olduğun belli... Çünkü böyle bir güzelliği görseydim, unutmazdım."

Belimdeki eli her bir kelimesinde yavaşça alt bedenime doğru kayarken bir anda arkamdaki kabinin açılmasıyla geriye doğru sendeledim. Tam yere yapışacaktım ki arkamdaki her kimse beni tutup düşmemi engellemişti. Ona döndüm bir anda.

Esmerdi teni.

Bedenimi tutan elini çekip önümdekine doğru adımladı ve ellerini yakalarına yapıştırdığı gibi lavabo fayansına çarptırdı. Beyaz olanın bacakları da dahil olmak üzere lavaboya yaslanmışken kafasını sertçe aynaya çarpmış, bununla beraber ayna çatlamıştı.

Elim ağzıma kapanırken bir adım geriye sendeledim.

Esmer olan diğerinin yüzüne sert bir yumruk geçirdiğinde beyaz fayanslara ufak ufak kanlar fışkırmıştı. Beyazın elmacık kemiğinden süzülen kanlar midemi bulandırırken yüzümü ekşittim.

"Sizin gibiler ne zaman yok olacaklar?"

Bir yumruk daha geçirdi. Aynı zamanda da bacakları arasında bulunduğu bedenin erkekliğine sert bir tekme savurmuştu. Bununla beraber beyaz olan iki büklüm olup acıyla çığlık attı. Ben ise olduğum yerde şokla gözlerim kocaman olmuş bir şekilde, onları izliyordum.

"Ahh! Ah! Sikeyim! Özür D-Dilerim!"

Ellerini saçlarına doladı ve sertçe çekti. Beyazı saçlarından tutup önüme sizleri üstüne oturacak şekilde getirdiğinde tekrardan titremeye başladım. Bakışlarım ikisi arasında geziniyor, neler döndüğünü algılamaya çalışıyordum.

"Benden değil... Ondan özür dile."

Beyaz olanın elleri ayaklarımın iki yanına kapanmış, elmacık kemiklerinden akan kanlar ayakkabıma dökülürken ağlamaya başlamıştı.

"Ö-Özür dilerim. Affet..."

Esmer olan diğerinin saçlarını bırakmadan çekiştirdi ve tekrar ayağa kaldırdı. Yüz yüzeydiler.

Kaşları çatık, yüzü kaskatı kesilmişti.

"Bir daha karşıma çıkma. O sikini keser, ağzına tıkarım."

Saçlarına bırakıp onu ittirdi tuvalet kapısına doğru.

"Siktir git şimdi."

Beyaz olan koşar adımlarla uzaklaşırken ben şok içinde bakıyordum karşımdaki bedene. Titrediğimin bile farkında değildim artık.

İnceledikçe yeni bir özelliğini fark ediyordum sanki. Esmerindeki her bir rengi gözlerimi kamaştırıyor içimde bir kargaşa meydana getiriyordu.

Gözleri... Çok güzeldi.

Bana baktı sakin ama aynı zamanda endişe dolu gözlerle.

"İyi misin?"

Hayatımda ilk defa duymuştum bu soruyu. Aklımı kurcalamıştı. O günden bugüne içimde, her bir yanımda soruyordu bunu bana kalbim.

İyi miydim?

Kurtarıcımı bulduğum an, hiç olmadığım kadar iyi olmuştum.

.

.

.

Kolum çıktı laan

Bu bölümde asıkların nasıl tanıstıgını ögrenmiş olduk. Jungkookun Taehyunga neden bu kadar baglı oldugunu şimdi daha iyi anlamışsınızdır. Sonuçta babası bile ona bir yardım eli uzatmamışken hayatında ilk defa böyle bir şeyle karşılaştı.

Onu daha iyi anlıyorsunuzdur umarım. Arada geçmişe gideceğiz bu aradaaa

Oy ve Yorum atmayı ihmal etmeyin lütfen💖💖

Öpüldünüzzz🍒🍒🍒



Bölüm sonu

2 yorum