"Tamam Ceren, dersim bitsin, gidicez. Bende seni seviyorum, güneşimm." Sonunda telefonu kapatıp üniversitenin bahçesine adımımı atabilmiştim. Kampüse doğru ilerlerken aslında aşırı gergindim. Bugün dersten hemen sonra Ahmet Hoca, beni staj için biri ile görüştürecek. Oradan sonra da İstanbul'daki tek sığınağım, güneşim Ceren'in yanına gidicektim. Üzerimi son kez kontrol ettim. Tam kampüse girerken, elindeki pastayla gülerek gelen çocukla çarpışmıştık. Şok içinde geri çekildiğimde, üstümdeki kocaman pasta lekesi ve hala gülen çocukla son noktaya hemen gelmiştim. Sinirle çocuğa bağırmaya başladığımda, gülmeyi bırakmıştı.
"Önüne baksana, hala bir de gülüyorsun!" dedim.
"Abartma, parası neyse veririm, olur biter."
Dediği şeyle sinirle saçımı geri itip üzerine yürüdüm.
"Abartma mı? Hem etrafta avel avel geziyorsun, sonra bir de aptal aptal gülüyorsun. Sonra abartma, öyle mi? Sana kimse özür dilemeyi öğretmedi mi be dağ öküzü!"
Bu sefer o sinirlenmiş, sürekli birbirimize bağırıyor, laf atıyorduk. En son sinirle itip kampüse girdim. "Dağ öküzü işte! Nolucak? Özür dilemekte yok, öküz." Tuvalete girer girmez aynada gördüğüm kocaman leke ile tekrar yıkıldım. "Neden tüm kötü şeyler seni buluyor Defne?" Kendi kendime konuşmayı bırakıp silmeyi denedim. Dersi kaçırmıştım ama çıkmamıştı. Tuvalete resmen dalan sarışın ile hızlıca oturduğum lavabodan atladım ve ağlamaklı sesle dudak büzdüm.
"Güneşimm..."
Uzatma der gibi getirdiği kıyafeti yüzüme yapıştırdığında, göz devirip hızlıca değiştirdim üstümü ve makyajımı düzelttim. Aynaya baktığımda sabahkinden bile daha iyi duruyordum. Ben kendime dalmışken, Ceren saçını geriye attı.
"Benim eserim tabii."
Gülüp hızlıca yanağını öpüp saate baktım.
"Aslansın kızım, sen işim bitsin, bugün kahveler benden."
Hızla lavabodan çıkıp dersin yapıldığı amfiye koştum. Sınıf dağılıyordu, en son Ahmet Hoca çıktı. Beni gördüğünde kaşlarını çattı.
"Sonunda be kızım! Senin için en iyi inşaat firmasının sahibini buraya getiriyorum, sen dersime bile gelmiyorsun!"
Tam kendimi açıklayacakken durdurdu.
"En iyi öğrencim olduğun için tolere gösteriyorum, Defne Hanım. Bir daha olmasın."
Gülümseyip başımı olumlu anlamda salladım ve adamla görüşmenin yapılacağı karşıdaki kafeyi söyledi. Ben oraya giderken, bir yarım saat içinde de Ahmet Hoca adamı karşılayıp beraber geleceklerdi. Heyecanla bir masaya oturup beklemeye başladım.
Adam gelmiş, önce biraz sohbet etmişler. Ahmet Hoca beni ara ara övmüş, sohbetlerinden kalan vakitlerde de ben kendimi anlatma fırsatı yakalamıştım. Buraya iş görüşmesinden çok, onların anılarını dinlemeye gelmiş gibiydim. En sonunda anlaşacak gibiydik. Tam bu konuda bir şey diyecekken, arkadan gelen sesle kesilmişti.
"Vay pederimde buradaymış!"
Arkamı döndüğümde denk geldiğim gece mavisi gözler ile ikimizin de kaşları çatılmıştı. Konuştuğum Mehmet Demirer, gelen çocuğa dönmüştü. Ufak bir sohbet sonrası, çocuk kibirli sesiyle babası olduğunu anladığım yeni patron adayına dönmüştü.
"Bu kim peder?" Kaşı ile beni işaret ettiğinde kaşlarım çatıldı. Gerçekten bu çocuğu dövmek istiyorum.
"Defne, yeni stajyerimiz."
Adamın dediği şeyle kalbim yerinden çıkacak gibiydi. Bana dönen çocuğa zafer bakışları attım, içimden "Gördün mü, öküz?" diyordum. O da anlıyordu bence.
Akşam olmuş, bir güzel Ceren'le kutlamamızı yapmış, eve gelmiştik. Yatakta o kendi telefonunda, ben de kendi telefonumda gezinirken Ceren bir anda doğruldu.
"DEFNE!" diye bağırdı.
Bir anda, "Ne oldu?" anlamında kafamı salladım ama panik yapmadım. Çünkü Ceren, bildiğin her şeye bağırabilirdi. Ama bu sefer farklıydı. Gösterdiği videoya bakınca ben de doğruldum ve istemsizce yutkundum.
Sabahki… dağ öküzüyle olan kavga videomuzdu bu. Ama sesimiz duyulmuyordu. Videonun açıklamasında ise şöyle yazıyordu:
"Aras Demirer’in okulda yeni sevgilisiyle kavgası, herkesin gözü önünde!"
İçimden resmen kaynar sular döküldü.
"Yalan habercilik bu!" diye çıkıştım sinirle.
Ceren telefonu indirip bana baktı, gözleri kocaman olmuştu.
"Defne, bir sürü magazin sayfası seni konuşuyor. Aşırı kötü bir şekilde ünlü oldun kızım!"
Gözlerimi devirdim. Abarttığını düşünüyordum, tam o sırada telefonum çaldı. Kardeşim Eylül arıyordu. Ceren’e dönüp bir şey söyleyecektim ama cümlem yarım kaldı.
"Efendim bücür? Çabuk söyle, işim var," diyerek daha konuşamadan uyarımı yaptım.
"Aras Demirer’le mi işin? O kadar yakışıklı çocuk sana niye baksın ablişşş?" dediği anda elim titredi.
Hiçbir şey demeden yüzüne telefonu kapadım.
Ceren’e döndüm, gözlerimi kısmıştım:
"Pasaportumu hazırla. Ülkeyi terk edeceğim."
Hızlıca ayağa kalkıp dolabımı açtım. Tam valiz çıkaracaktım ki, yastık kafama çarptı.
"Salak! Senin pasaportun mu var?" dedi Ceren, göz devire devire.
Fakirlik… bu kez de suratımın tam ortasına çarpmıştı.