Sokak boş değildi. Gecenin karanlığına rağmen. Gerçi karanlık denemezdi bu geceye. Kırmızı, mavi ışıklar etrafı aydınlatıyordu. Sokak sakinleri evlerinde değil sokağın en köşesindeki evin önünde, siren sesleriyle birlikte bekliyorlardı. Ne olduğu bilinmiyordu. Yaklaşık yarım saat önce polis arabaları sokağın bu en ucundaki eve gelmiş ve bütün ilgiyi toplamışlardı. Yarım saattir de ne biri çıkmış ne olduğunu anlatmış ne de içerde neler döndüğü belli olmuştu.
Çok geçmeden sokağa ambulans ekipleri de katıldı. O köşedeki eve geldi ve durdu. İçinden iki kişi indi. Ellerinde çantalar vardı. Meraklı sokak sakinlerini yarıp eve doğru hızla yürüdüler. Bütün bakışlar ambulanstan eve dönmüştü tekrar. Evin, apartmandan farkı yoktu. Üç katlı, eski, boyası sökülmeye yüz tutmuş, etrafındaki otlar aylardır kesilmemişti. Ağır çöp kokusu hakimdi. Apartman sakinleri bundan rahatsız olmuyor olsa gerek ki kapının hemen solunda bulunan çöp kutusu ağzına kadar dolmuştu.
O gece meşhur olan o apartmanda iki aile, bir emekli öğretmen, ev sahibi ve yirmilerinde bir kadın yaşıyordu. Altı dairenin biri boştu. Şimdiyse iki daire boştu. Ev sahibinin kapı komşusu sedye ile dışarı çıkarılmıştı. Bir ceset torbasının içinde.
O gece köşedeki apartmanın sakinlerinden biri ölmüştü. Nasıl öldüğü ertesi gün sabah gazetelerine manşet olacaktı. Ama neden öldüğü yazmayacaktı. Bilinmeyecekti. Belki kimse öğrenmeye çalışmayacaktı. Otopsi raporu intihar olduğunu söyleyecekti. Peki gerçekten intihar mıydı?
Cevap: hayır.
Hayır, intihar değildi. O gece, o ceset torbasının içinde yatan bendim. Wolderlood apartmanında o gece ölen kişi bendim.
Peki neden öldüm? Daha doğrusu neden öldürüldüm?
Neden öldüğümün hikayesi bu küçük, yıkık apartmandaki tek odalı dairemde başlıyor. Ve tüm hikayemi o dairede anlattım. Yapılması gereken tek şey gözlerin açılıp hikayemi okuması.
Ben Stephanie Ryan. Ölüm hikayeme hoş geldiniz.