İçeriğe geç

Sözde Deli

Bölüm 1 · 13 dk okuma

Sözde Deli

Bölüm 1

Tanıtım

Kimiz bu dünyada, vasfımız ne, vaziyetimiz ne, ben kimim. Hayatımda gördüğüm kişilerin azınlığı gerçek ismi mi biliyorlardı. Peki ya çoğunluğu ne biliyordu? Kara fırtına; benim ismim. Tirübinlerde bağrılan sesler, hepside bir ağızdan "bu fırtına asfaltı sökecek" diyordu. Kafamda her zaman kullandığım kaskım vardı üstünde kazılarak yazılan tek bir yazı "Kara Fırtına" her bir harf hırsla yazılmıştı, her bir harfin kıvrımları bir yıldırımı anımsatıyordu.

İyi hoş ama bunlar neye yarar. O gün gerçekten de asfaltı ağlatmıştım. Peki NEDEN? İşte bu soruyu atlayacağım her zaman yaptığım gibi cevabını bilmek istemediğim bir şeyden kaçacağım. Acizdim gerçekler konusunda ve hiçbir zamanda acizliğimden kurtulamayacaktım. Zaten pek kurtulmak istediğim bir şüpeydi. Kaç kaça bildiğin kadar yoksa seni bulur kesik.

Uykumu bölen alarmın sesi ile uyanırken karnıma saplanan acı ile nefesim kesildi. Sanırım yüz üstü yatmıştım ve yaram sızlıyordu. Beyaz çarşafın yüzeyi yer yer kan olmuştu ama akşam değiştiremeyecek kadar yorgundum. Beyazlar içerisinde yer edinen kırmızılıklara aldırmadan dirseklerimin üstüne kalktım. Yatağımın yanında olan ahşap komidinin üzerinde olan alarmı kapattım.

Yatakta oturuy pozisyon alarak odama baktım.

Karanlık bir sokakta oturduğum için odamın pencerisinden giremiyen gün ışığı ile zaman algım karışıyordu. Kafamda bir şişe kırılmış gibi sızlıyordu hoş gerçektende kırılmıştı. Kafama şişe atan kişiye bir kez daha söverek yataktan ayaklarımı sarkıttım.

Komidinle uyum içerisinde olan ahşap dolap ile karşılaştım. Dolabın hemen yanında beyaz kapı, kapının boyası yer yer soyulmuş, eski ve tamire ihtiyacı olduğu çok belliydi. Ayağa kalkarak kapıya doğru ilerledim. Kapı kolunu çevirirken kulak tırmalayıcı ses ille yüzü buruşturdum. Odamdan çıkmadan önce karanlık bir sokağa bakan pencereme baktım. Ne kadarda karanlıktı aynı benim gibi.

Odamdan çıkınca hemen karşımda olan banyo kapısı, bir üç adım ile ulaştım. Bu kapıda odamın kapısı gibiydi. Banyoya girdiğimde üzerimdeki kıyafetleri çıkardım. Üzerimde sadece siya sütyenim ve iç çamaşırım ile kaldığımda karnımda olan bıçak yarası ile karşılaştım. Yaraya yaptığım beyaz sargı artık beyaz değildi kırmızıydı. O taş zeminde, duvarlarda, kapıda ve hatta tavanda bile olduğu gibi.

Derin bir nefes alıp yaraya pansuman yapmak için gereken mazemelere baktım...

Su geçirmez bandaj ile yarayı sardığımda banyoya girmek için üzerimde kalan son şeyleride üzerimden attım. Duşa kabine girerken soğuk fayanslar bana bir bıçak gibi saplanıyordu. Suyu en soğuk dereceye getirdiğimde suyun altına girdim. Soğuk nefesini bir bıçak gibi keserken banyonun krem rengi mermerlerine baktım...

Üzerimde bana oldukça bol gelen bir tişört, altımda bilekleri lastikli bir eşofman vardı. Kahvaltı saatiydi lakin pek kahvaltı yapma alışkanlığım yoktu. Duştan çıktığımda bir havluya sarmış olduğum saçlarımı havlunun esaretinden kurtardım. Açık kahve rengi olan saçlarım ıslak olduğunu beli eden bir şekilde koyu kahverengi olmuştu.

Odamda yatağımın üzerinde oturuyordum. Duştan sonra değiştirdiğim kirli çarşafları bir poşede koydum. Hâlâ yatağın üzerinde oturduğum pozisyonda, saçalarımı taramaya başladım. Bileğime takmış olduğum siya lastik toka ile saçalarımı sıkı bir at kuyruğu yaptığımda telefonumdan saate baktım.

Saat dokuzdu, bu gün cuma olduğu için geç başlayan işime gitmek için iyi bir zamandı. Odamdan çıkıp salona çıkan koridordan geçtim. Salonla geldiğimde dış kapıya doğru yürüdüm. Demir kapıyı açıp dışarı çıktığımda ayağıma spor ayakkabımı giydim. Odamdan çıkdan önce aldığım siya sırt çantamı koluma taktım. Demir kapıyı kilitleyip anahtarı çantama koyduğumda işe gitmeye hazırdım.

Dört kat merdiven indiğimde apartmanın çıkışına gelmiştim. Ağır demir kapıyı büyük bir gürültü ile açarken kendimi şehrin kirli havasını solurken buldum. Ağır demir kapıyı kapatırken aprtmanın merdivenlerinde sızan adamlara baktım. Saat dokuz olmuştu ama onlar hâlâ ayılamamışlardı. Alkollün bende de bu kadar uzun etki göstermesini istiye bilirdim.

Beton merdiveni inerken ayak bileğime bir el sarıldı. Ayağımı bir kaç kez silkerek elden kurtuldum. Elin sahibine bakma gereksinimi bile duymadan merdiveni indim. Arkamdan,

"Niye bu kadar hızlısın yavrum alt tarafı eğlenecektik. Tabii bu hızı-"

Sözünü tamamlamasına izinvermeden arkamı döndüm. Benimle bu şekilde konuşması onun son konuşması olabilirdi. Arkamı döndüğümde konuşmayı kesen sarhoş gözlerini gözlerimden kaçırdı. Bilmiyordum nasıl baktığımı ama hiç iyi bakmadığım kesindi.

Ayaklarım işkence verici bir yavaşlıkla adama doğru ilerliyordu. Kaldırım taşları üzerinde tok bir ses çıkartan ayakabılar sayesinde sarhoş biraz daha geriliyordu. Bu yerde herkes benimle konuşulmayacağını iyi bilirdi. Sarhoş olsalar bile. Merdivenleri çıkarak adamın tam önünde durduğumda bakışları yerdeydi. Ayağımı elinin üzerine getirek konuştum.

"Yüzüme bak"

Elini ayağımın altından çekmeye çalıştığında, bütün ağırlığımı ayağıma verdim. Sarhoşun bir erkekten beklemediğin gibi çıkan sesi ıssız sokakta diğer sarhoşlarıda uyandırmıştı. Evet, her zaman olduğu gibi insan ne zaman acı çekeceği bir durumda olsa kendisinden beklenmeyeceği gibi davranırdı. Tıpkı güvendiğimiz kişilerin en zor anımızda bizi sırtımızdan hançerlemesi gibi. Bu durum hep bu olmak zorunda değildi bana olduğu gibi.

Sarhoşun gözlerimden yaş gelmeye başladığında ayağımı biraz daha bastırdım. Sarhoştan bir çığlık daha kopardığı da hâlâ yere bakıyordu. Otoriter sesim ıssız sokakta yankılandı.

"Yüzüme bak dedim!"

Kafasını teretüt ile yukarı kaldırırken o her teretüt etiğinde ayağımdaki gücü atırıyordum.

Sonunda yüzüme bakan sarhoşun elini serbes bırkatım. Sarhoş elini tutarak kucağına aldığında ona tepeden bakıyordum. Ayağımı bu sefer gösüne bastırıp sırtını merdiven basamaklarına dayadım. Sarhoşun ağzından çıkan ses bana hayal kırıklığını çok net bir şekilde gösteriyordu. Az önce kurtulmanın sevincini yaşayan ela gözler bu sefer korku ile parlıyordu.

"Ne yapacaksın net bir şekilde söyle"

Dudaklarım kıvrıldı sanırım bu gün oynayacağım ilk kişiyi bulmuştum. Sarhoş kekeliyerek konuşmaya çalıştı.

"Be-en bi-ir şey dem-edim"

Birazdaha bastırdım ayağımı. Sarhoş bağırdığında içimde fink atan düşünceler bu gün işe gitmemem gerektiğini söylüyordu. Nede olsa bu günün oyuncağını bulmuştuk. Cesedi ortamdan kaldırmak için bütün bir geceye sahip olacağız. Kafamdaki sesleri boş vererek konuştum.

"Dürüst bir kişi bekliyordum ama sende haklısın bu dünyada dürüst kişimi kaldı"

Sarhoşa doğru eğildim. Nefesinden aldığım ağır bira kokusu bana geceyi hatırlattı. Sorhoşun üstüne bastığım beyaz bir tişörtü, siyah kot pantolonu vardı. Pantolonun kemer yerinde bandana asılıydı. Lanet olsun çetelerden biriydi. Çetelerin insanlarını öldüremezdim. Öldürmem başıma çok büyül işler açabilirdi. Tek çalışmanın zararları diyelim.

"Bir daha asla ama asla o ağzını böyle imalar için kullanırsan"

Dişlerimi sıkarak söylüyordum, her bir kelimenin üzerinde ayrı bir vurgu yapıyordum. Ona biraz daha yaklaştım.

"O dilini keser kedilere yem ederim"

Ayağımı çektim, arkamı dönüp bir basamk indim. Arkamdan derin bir nefes sesi geldiğinde arkaya dönerek kafasına tekme attım. Issız sokakta yankılanan ses beni tatmin etmesede hadi bugün onunla daha fazla vakit kaybedemezdim. Arkamdan gelen ağlama seslerini görmezden gelerek bu lanet yerden çıkmaya adımladım. Lanet olası roma'da her şerefsiz beni bulurdu zaten.

Roma'da nostanjik mimarilerin arasında yürüyordum. Çalıştığım kafe Kolezyum'un yakınlarındaydı. Adınlarım taş zeminde hareket ederken yüzlerce insanda benimle beraber hareket ediyordu kalabalık, uğultular, nefret edilesi bağrışlar, kaos insanın yaşamak için ihtiyaç duyduğu ortam.

Adımlarım çalıştığım kafeye gelince durdu. Kafe küçük ve sevecen bir kafeydi İtalya'nın tarihi havasına uyumda sağlıyordu. Kahverengi ahşap pencereler, kapılar, kırmızı kepenk hayatda gördüğüm tatlı şeylerden biri daha en önemliside tatlı gözüküp acı olan şeylerden biri daha.

İçeri girdim, içeri girmemle kapının üst köşesinde asılı olan zil çaldı. Zilin küçük bir perinin sesine benzeyen yankısı kafeyi doldurduğunda sadece kasa kısmında kahve hazırlayan Nicola bana baktı. Siparişleri alan, masaları silen diğer görevliler bana bakmadı zaten isimlerini dahi bilmiyordum.

Kafenin içerisinde olan tezgahı geçip arkada kalan kapıdan içeri girdim. İçeri girdiğimde görevli soyunma odası beni karşıladı. Kendi metalden yapılma dolabıma gidip çalışma kıyafetlerimi giydim. Siyah kot pantolonu, arka kısmında kafenin logosu baskılı olan bir tişört ve son olarak ta kırmızı önlük. İşte işe hazırdım.

Soyunma odasından çıkıp kasada yerimi aldım. İnsanlar bana siparişlerinin paralarını verirken Nicola yanımda kefesini verdiği müşteriyle konuşuyordu. Diğer çalışanlar sanırım haberlerde yazan bir şeyi konuşuyordu. Kavga internete düşe bilirdi oradanda haberlere bunun olması gerçekten başımı belaya sokardı bu yüzden çalışanları dinlemeye başladım. Dedikleri

'deliler hastanesinden kaçmış. Bir düşünsenize koca hastaneyi yakmış gerçekten babasına acıyorum böyle bir evlada sahip diye.

Bende gerçekten ama oğlunu gördünüzmü ne kadarda tehlikeli onun gibi bir kişi dışarıda serbest dolaşmamalı

Basına yaptığı açıklamada yakalıyacağını söyledi gerçekten ona acıyorum kendi oğlunu yakalam zorunda'

Dedikleri beni ilgilendirmiyordu bu yüzden işime devam ettim. Kasadan ayrılıp kahve yapmaya başladığımda yanıma Nicola geldi. Kendisini tezga yaslamış bir şekilde bana bakıyordu. Bakışları, usanmışlık, gerçekten mi, hiç değişmeyeceksin der gibi bakıyordu.

Nicola güzel bir kadındı her ne kadar ismi erkek ismi olsada. 1.66 boyu ile ortalama bir kiloya sahipti, mavi gözleri, kalın kirpikleri, al yanakları, dolgun dudakları, yüzünde hafif küçük benlere sahip olan bir kadındı isterse Roma'da yaşayan her erkeği kendisine bağımlı yapa bilirdi.

"Gerçekten kavga başlatmaktan ne anlıyorsun"

Bir babanın oğlunu azarlaması gibi beni azarlaması alışa gelmiş bir durum oluyordu artık. Kavaga başlatmama gelirsek bu bana biraz daha vakit kazandırırdı.

"Bilmediğin işlere karışma Nicola ikimiz farklı insanlarız"

Yaşlandığı yerden kalkarak yanıma geldi. Elimdeki bardağı müşteriye verirken konuştu

"Sen ve lanet planların Laçin gerçekten hiç değişmeyeceksin"

Aklından ne geçirdiğini bilmiyordum ya da benim kim olama mı beklediğini hiç bilmiyordum.

"Değişmek istediğimi kim söyledi sana"

Tekrardan kahve yapmak için makinelerin yanına geldiğimde yüksek sesle ofladı. Bazen küçük bir çocuk gibi davranıyordu.

"Ne yapmak istiyorsan umarım yapa bilirsin ama bu yaptığının bedelini sana ödeteceklerdir emin ol"

Haklı olabilirdi bende o yüzden tetikte bekleyecektim. Her zaman olacağı ve öğrendiğim gibi.

Akşam olmuştu karanlık aydınlık ile verdiği bir savaşta hine galip gelmiş ışığı bizden esirgemişti. Bu gün işimin geç başlamasının sebebi olan kafeyi kapatma vazifemi yerine getiriyordum. Nicola ise orta yere sandalye çekmiş benim yerleri silmemi bitirmemi bekliyordu.

İşimi bitirdiğimde soyunma odasına gidip üzerimi değiştirdim. Rahat kıyafetlerim beni tekradan sardığında siya sırt çantamı aldım. Odadan çıktığımda Nicola hâlâ beni bekliyordu. Her zaman yaptığımız gibi benden bir soru ve yahut bir hamle beklemeden konuşmaya başladı. Beni tanıyan biriydi ne zaman konuşmasını istediğimi ne zaman susumasını istediğimi her zaman bilirdi korkutucuydu ama bir o kadarda hoştu.

"Kavga ile gelmelerini geciktireceksin ama elbet bir gün gelecekler ne yapacaksın o gün"

"Kimin geldiğini bile bilmeden hareket ediyoruz kimin geldiğini tam olarak öğrendiğimiz zaman ne yapacağımızada karar veririz"

Ayağa kaltı kolarını göğsünün altı da kavuşturmuştu tam şu anda bir çocuktan farkı olduğunu zannetmiyordum.

"Sorunda bu kör gibiyiz düşmanı anlıyamıyoruz ilk baş hareketlerimizi karar vermeliyiz rasgele hareket etmemeliyiz"

Dedikleri bir yerde doğruydu ama bu yer bu yer değildi.

"Kiminle karşılaşacağımızı bilmeden bir oyun oynayamayız. Oyun tahtası daha kuruldu biz keşfedene kadar kuraları öğrenemeyeceğiz"

Kabulyenir bir hal aldığına şükretim. Ona bu yerde böylesine bir oyunu anlatamazdım.

"Kavaga çıkarman işimi kolaylaştırdı. Adamı 0402'de bula bilirsin"

"Tamam"

Kafenin anahtarını ona atıp kapıya doğru yürüdüm.

"Onu nasıl konuşturmayı planlıyorsun"

Tam kapıyı açıp kendimi sokağa atacaken arkamdan konuştu. Ona dönmeden cevap verdim ve kendimi sokağa attım

"Orasını bana bırak"

Gece yarısını geçmesine rağmen insanla dolu olan caddeye çıktığımda roma'nın gürültüsü kulaklarıma doldu. Kafeye yakın bir yerde eylence mekanının yakınındaki yemek yerinin kuryelerin motorlarının bulunduğu yere gidiyordum.

Eylence mekanının önüne geldiğimde eylence mekınında dışının tarihe uygun bir şekilde dizayn edildiğini gördüm. Dışı farklı içi farklı aynı insanlar gibi. Taşlar mor, mavi ısıklar ile süslenmişti gündüzleri roma'nın tarihi havasına uyum sağlayacağı kesindi. Geceleri ise onu diğer yerden ayırt edeceği kesindi.

Adımlarım eylence mekanının yanında olan restorantın garaj yerine giderken 1.90 boylarında olan bir kişiye çarptım. Biraz sarsılsamda tekradan yürümeye başladım. Arkamdan

"Dikkat etsene biraz"

Diyen bir erkek sesi duduğumda kafamı arkaya çevirerek baktım. Ses tonu güzeldi tehlikeli bir güzeldi aynı gözleri gibi. Gecenin karanlığına uyum sağlamış ama kendisinde bir o kadar beli eden yeşil gözler bana tehlike sinyali ve bir o kadar tuhaf bir his veriyordu. Sadece gözlerine bakarak verdiği bu hissten hoşlanmadım. Tekraradan yoluma devam ederken buldum kendimi. Çok hızlı çok kısaydı bu vakit bana neden bunu yaptırmıştı kaçma isteğini eskisi gibi. Kafamda fazla kurcalamamaya karar vererek yoluma devam ettim.

Ivan'nın anlatımıyla

Telefonla konuşurken bana çarpan kız tekrardan hiçbir şey olmamış gibi yürüdüğünde ona seslendim.

"Dikkat etsene biraz"

Bana çevrilen yüz ile içimde tuhaf birşey oldu. Bal rengi gözler beni tanımış gibiydi. İçimi saran korku ile telefondan bana seslenen Salvo'ya cevap veremedim. Gözlerimle kesişen bal rengi gözler tuhaftı tehlike sinyali verdiriyordu bana ama bir şey daha vardı bal rengi gözlerinde. Hiçbir şey demeden tekrar önüne dönüp yürümeye başladığında o gözden kaybolana kadar onu izledim. Kaybulduktan sonra bile gördüğüm son noktaya bakarlen telefondan gelen ses ile ayıktım.

"Alo beni duyuyor musun sen"

"Evet ne diyorduk"

Telefondan usanmışlık adına çıkan bir kaç küfürü yok saydım.

"Ciddimisin hastaneyi yaktın baban her yerde seni arıyor ama beyefendi gece kulübünden gece kulübüne fink atıyor"

Sitem etmesi saçmaydı heleki kendisi için.

"Gece kulübünden gece kulübüne dolanan ben değil sensin ve seni bulmak adına şu anda gece kulübüne geldim içeri girince konuşuruz"

Cevap vermesini beklemeden telefonu yüzüne kapattım. İnsanlar beni tanıya bilirdi lakin bir deliyi karşılarına almak isterler miydi orası bir sırdı.

Gece kulübünün renkli ve kaos dolu dünyasına girmeden ona nazaran biraz daha sesiz olan bu caddede derin bir nefes aldım. Korumalar benden hiçbir şey istemediklerinden dolayı Salvo'nun benim geleceğimi önceden tahmin ettiğini anladım. Siyah tişörtüm altımda ise siyah kot pantolonu ile gece mekanında karışmada bir sıkıntı çekeceğimi zannetmiyordum.

Kulakları sağır edecek müzik ile içeri girdiğimde Salvo'nun VIP alanında, eski halinden hiçbir şey kaybetmeden oturduğunu gördüm. Adımlarım VIP alanının yolunu tuttu. Yaklaşık otuz adımlık yol bana işkence gibi gelmişti. Dans eden insanlar, bana çarpıyor, benide dans etirmeye çalışıyorlardı ve lanet olsı ışıklar gözlerimi kamaştırıyordu.

VIP alanına geldiğimde derin bir nefes aldım. Salvo ba sırıtarak bakıyordu. Onun bu havalı haline bir tane yumruk çakmak istedim ama bana nazaran daha iyi durduğundan bir şey yapmadım. Elinde bir viski, beyaz gömleğinin birkaç düğmesi açık ve bileğindeki yakaları katlı. Baya iyi durumdaydı tabi yüzündeiki patlak dudak ve morlukları saymasak. Yanına giderken konuştum.

"Anlatırmısın yoksa kendim mi öğreneyim"

Yanına oturduğumda elindeki viskiyi alıp kafama diktim. Bana bir kaç küfür savururken anlatmaya başladı.

"Gideceğimiz yere önceden gidiyim dedim"

"Korumaları göndere bilirdin"

Sözünü kesmem hoşuna gitmemiş olacaki bana yandan bir bakış attı.

"Kendi gözlerimle görmek istedim. Gitiğimyerde manyağın biri kavga başlatı. Kavgada zaten adamlarımdan biri öldü. Alan güvenceye alınmadıkça gidemeyiz"

Söylediklerini pür dikkat dinliyordum. Aklıma takılan ise, adamı öldü ise bu bir karışıklık demekti ama izinsizce gitiyse ve bu onlara giderse bu karışıklığı başlatma gücünü onlara verirdi.

"Güvenceyi boş ver gideceğimiz tarihte gideceğiz"

"Baban izin vermez"

Elimdeki bardağı masaya koyarak ayağa kalktım.

"Babam izin vermeyecek diye hastane yakmadım ben"

Başka bir cümle kurma gereksinimi duymadan bu lanet olsası yerden uzaklaştım...

Gece kulübünden çıkana kadar gına gelmişti o insanlar o yerde nasıl kala biliyordum, anlamıyordum. Geceyi sonlandırmak istemediğimden dolayı yandaki restorantın yanındaki bara gidecektim.

Bar roma'nın tarihi havasını yansıtıyordu. Bir yanı boydan boya cam olduğu için içerdie ne kadar insan olduğunu göre biliyordum. Barda her zaman olduğu gibi az insan vardı bu barın en sevdiğim tarafı her zaman bu olacaktı kaliteli viskilerinden sonra.

Bara girdiğimde kapının tepesinde olan zil çaldı. Barmen bana baktı ama sonra işine devam etti. Barmenin arkasında çalıştığı tezgahın önde olan ahşap taburelerden birine oturdum. Barmene sipariş verdim. O istediğini hazırlarken yanıma bir kız geldi.

Kızın mavi gözleri, yanlış hatırlamıyorsam ayakta duruyorken de 1.60'larda boyu olmalıydı. Barmen onunda siparişini aldığında kız bana döndü. Ona bakmıyordum ama bakışlarını hisssede biliyordum. Tanımış olama ihtimali vardı ama daha önce dediğim gibi dünyanın en tehlikeli deliklerinden birini karşısına almak istemezdi.

Barmen ikimizin siparlerini aynı anda verdiğinde yanımdaki kızın koktey içtiğini gördüm. Kolarımı tezgaha yasladım. Beklemediğim bir anda benimle konuşmaya başladığında

"Viski mi, sek içiyorsundur kesin. Her neyse seni buralara ne attı koca adam senin gibileri nadiren böyle yerlere gelir"

Onunla konuşmak istememem beni deli yapmıyordu aksine soğukta yapmıyordu aksine, beni sadece tedbirli yapıyordu. Kimse tanımadığı insanlarla konuşma zorunluluğuda yoktu.

"Sizi ilgilendiren bir durum görmedim"

Sahte bir üzülme sesi duyduğumda bu kız başımı ağrıtıcak gibi geldi.

"Oysa ben oyun arkadaşı istemiştim"

Oyun arkadaşı oyun arkadaşı. Aklımda yankı yapan sözcük ile kafama ağrı saplandı. Sürekli yankı yapan ses aklım ile oynuyordu. Tabureden kalkarak barın, ışığın az düştüğü yerde olan tuvalete gittim.

Leş dolu olan tuvalette elimi yüzümü yıkadım. Benim gitmemle bereber bir başka kişi daha girdiğinde yanımda oturan kızın beni burada da rahat bırakmayacağı kesinleşti. Aynadan gelen kıza bakmayı kesip gözlerime baktım. Gözlerim bir sözcük ile kan çanağıma döne biliyordu. Bundan hep nefret edecektim.

"Hadi ama sencede seninle bir gece geçirmek isteyen bir kişiyemi benziyorum"

Arkamdan gelen sese lanetler okuyarak arkamı döndüm.

"Ne istediğin beni ilgilendirmez"

Kız sinirlerimi boza bilecek bir şekilde kahkaha atığında kafadan kontak olduğum gereksenimi öne sürerek onu öldüre bilirdim ki kaçak olan bir deli için gayette makul bir teklifti.

"Seni babana ihbar edersem bile mi deli"

Dudağımın kıvrıldığını hissettim.

"Neden duruyorsun yapsana"

Ona yaklaştım, tam önde durdum ve başımı biraz eğdim.

"Bir deliyi gerçekten karşına almak ister misin bizlerin ne yapacağı belli olmazda"

Karnımda soğuk metali hissetiğimde karşımda duran kız konuşmaya başladı

"Bende pek akıllı kişilerle takılmıyorum zaten senin deliliğin koymaz"

Kafasını üzülürmüş gibi yana büktü sonra hemen normal haline döndürüp gülümsedi.

Kıkırdadı pis tuvalette yankılandığında konuştu,

"Ben sadece seninle bir oyun oynamak istiyorum. Buradan kim canlı çıkarsa o kazanır"

Cevap vermeme kalmadan, bıçağı bana saplamak için hamlede bulundu. Hamleden kaçarken ne yapacağımı

umarım beyenirsiniz ❤️ ☺️

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.