İçeriğe geç

Soyutlanmak

Bölüm 7 · 2 dk okuma

Soyutlanmak

Bölüm 7

Sessizlik

O gece odamda ağlayarak geçirdim saatleri. Ne kadar zaman geçti bilmiyorum. Gözyaşlarım kuruduğunda, vücudum öyle bir yorgunluk çöktü ki, yatağa doğru sürüklendim. Uyku değil, bayılma gibi bir şeydi bu. Gözlerimi kapattığımda karanlık beni yuttu.

Sabah uyandığımda, odamın içi loştu. Perdeleri kapatmamıştım ama dışarısı kapalı, gri bir gökyüzü vardı. Saat sabahın 10'unu gösteriyordu. Kimse beni uyandırmamıştı yine.

Vücudum ağır, sanki her bir uzvum ayrı ağırlıktaydı. Kalkmak istemedim ama kalkmak zorundaydım. Bir rutin vardı, hayatta kalmak için yapılması gerekenler. Ama o rutinin ne anlamı kalmıştı ki?

Telefonuma baktım. Bildirim yoktu. Ne annemden, ne babamdan, ne gruptan. Sessizlik. O çok sevdiğim, ama şimdi nefret ettiğim sessizlik.

Yatağımdan kalktım. Aynaya baktım. Sabahkiyle aynıydım. Belki daha beter. Gözlerim şişmiş, kıpkırmızıydı. Makyaj yaparak kapatabilirdim, ama bu sefer umurumda bile değildi. Zaten kimse bakmıyordu.

Odanın kapısını araladım. Koridor boştu. Aşağıdan gelen sesler yine o kahkahalar, o neşe. Ama bu sefer içimde bir şey değişmişti. O mesajları okuduktan sonra sanki bir duvar daha örmüştüm. Hem de onlara değil, kendime karşı. Artık umursamıyordum. Ne düşünürlerse düşünsünler. Zaten ne yapsam boştu.

Merdivenlerden indim. Salona girdiğimde herkes oradaydı. Chan hyung kanepede oturmuş bir şeyler okuyor, Jeongin ve Seungmin yerde oyun oynuyor, Changbin mutfakta yemek hazırlıyor, Minho ve Hyunjin telefonda bir şeylere gülüyordu. Felix ise koltuğun ucunda oturmuş, elinde telefon, ama gözleri bende.

Göz göze geldik. Hemen başını çevirdi. Dün geceki gibi. O kırgın, o sessiz Felix. Sanki bana bir şey söylemek istiyor ama söyleyemiyor gibiydi. Ya da söylemekten vazgeçmişti.

Kimse selam vermedi. Kimse "Günaydın" demedi. Ben de demedim. Mutfağa yürüdüm, bir bardak su aldım. Changbin yanımdan geçerken omzuna çarptı.

Changbin: Pardon.

Sadece pardon. Ne "Nasılsın?" ne "İyi misin?". Pardon. Ona da şaşırdım aslında, çünkü normalde bana selam bile vermezdi.

Başımı salladım, masaya oturdum. Suyu yudumlarken hiçbir şey hissetmiyordum. Sadece boşluk. Herkesin arasında yalnız olmanın o garip hissi.

Sessizlik yine çöktü. Suyu içtim, bardağı masaya bıraktım. Kimse bana bakmıyordu. Ben de kimseye bakmadım. Kalktım, odama geri döndüm. Kapıyı kapatırken dışarıdan gelen kahkahalar bir kez daha odanın içine sızdı. Artık acımıyordu. Sadece donuk bir his vardı.

O gün prova yoktu. Program yoktu. Sadece boş bir gün. Ve ben o boş günü odamda geçirdim. Yatağımda uzandım, tavana baktım, saatlerce. Ne yemek yedim, ne su içtim. Sadece var oldum. Bir cansız beden gibi.

Gözlerimi kapattığımda karanlık yine geldi. Ama bu sefer korkutucu değildi. Aksine, tanıdıktı. Sanki beni çağırıyordu. "Gel," diyordu, "burada daha az acı var."

Ama kalkamadım. Yatağa zincirlenmiş gibiydim. Ellerim yanımda duruyordu, hareket etmiyorlardı. Göz kapaklarım ağırlaştı. Uykuya dalmak üzereyken, bir ses duydum. Ama bu sefer birinin seslenmesi değildi.

Bölüm sonu

1 yorum