sour 5
𓆩ꨄ︎𓆪
Elimdeki dondurmanın kornet kısmını ısırmakla meşguldüm. Bacaklarımı çimenlerin üzerine uzatmış sırtımı ise ağaca yaslamıştım. Boş boş etrafta koşuşturan küçük erkek çocuklarını izliyordum. Gaeun ise yanımda kulaklıklarını takmış müzik dinliyor, aynı şekilde etrafa bakınıyordu.
Küçük çocuklardan biri, gözlerimin önünde bir diğerine çelme taktı ve onu düşürdü. Yere kapaklanan çocuk acıyla dizini tutarken onu düşüren çocuk kendisiyle gurur duyarmış gibi onun başında dikilmeye başlamıştı.
"Bilerek beni düşürdün!"
"Kendin takıldın, hiç de bile."
"Yalan söyleme lan!"
"Ben yalan söylemem. Asıl sen yalan söyleme lan!"
Yere düşen çocuk ayaklanıp diğerinin üstüne yürürken sanki çok da lazımmış gibi ben de oturduğum ağaç dibinden ayaklandım ve onlara doğru koşar adımlarla yürüdüm. "Hop! Hop! Sakin olsanıza!"
Yere düşen çocuk sinirle işaret parmağını ötekine doğrulttu. "Abla beni düşürdü!"
Diğeri kontrolden çıkmışçasına, "Yalan ağzına yuva yapmış!" diye ona doğru bağırdı. Şaşkınca ikisine bakıyordum. Zamane çocukları ne de çok şey söylemeyi biliyordu.
"Ben her şeyi gördüm." dedim ortamı sakinleştirmek istercesine. "Sen, ona-" diye sözlerimi devam ettirdim. Bir yandan da elimle hangisinin hangisi olduğunu işaret ediyordum. "-çelme taktın ve düşürdün."
"Yalan ağzına yuva yapmış Kim Seoyun."
Farklı bir noktadan yükselen dördüncü sesle afallamıştım. Çünkü bu ses hiç de sekiz yaşındaki erkek çocuğu sesine benzemiyordu. Aksine daha önce duyduğum, gıcık birinin sesine benziyordu. Hyunjin... Ne tesadüf ama!
Hışımla arkama döndüğümde haksız olan çocuğu savunurcasına yanımıza gelmişti. Az önce gözlerimin önünde diğer çocuğa çelme takan çocuğun sırtını sıvazladı ve gülümseyerek ona baktı. "Ben senin suçsuz olduğunu biliyorum küçük adam. Kimseye kendini ispatlamak zorunda değilsin."
İnanamıyordum gerçekten! Küçük bir çocuğa, arkadaşına çelme taktığı için özür dilemesi gerektiğini söyleyecektim sadece. Hyunjin ise gelmiş çocuğun yaptığı kabahati resmen övüyordu. İşte bunun gibi insanlar yüzünden millet kendini üstün görüyordu. Kendisi de burnu havalarda olduğu için çelme takan çocuğun tarafında olmasına hiç şaşırmamıştım. Benim ve düşen çocuk gibi garibanlar da bunlar tarafından ezikleniyoruz işte.
Derin bir nefes verdim. "Arkadaşını düşürdü ve canını acıttı. Ondan en azından özür dilemesi lazım."
"Yapmadığı bir şey için özür dileyemez Seoyun."
"Hadi ya?" dedim iki elimi belime koyarak. "Kendi gözlerimle olan biteni gördüm diyorum. Çelme taktı ve bu çocuğu düşürdü." Tek elimle düşen çocuğu işaret ettim. "Ayrıca olaya sonradan dahil olan sen olduğun için konuşma hakkın yok."
Beni taklit ederek iki elini beline koydu. "Hadi ya?" Alayla sırıttı. "Ben de kendi gözlerimle gördüm; çocuk, sırf bu çocuğa-" Eliyle az önce sırtını sıvazladığı çocuğu gösterdi. "-iftira atmak için bilerek düştü."
"Kim neden birine iftira atmak için bilerek düşüp canını acıtsın ki?" dedim sinirle.
"Bilmem. Bu sorunun cevabını senin daha iyi bilmen gerekmez mi?" Gülümsedi. "Sonuçta birilerinin kucağına bilerek bayılan ben değilim."
Ağzım şaşkınca kocaman bir 'o' halini almıştı. Patavatsızlığı karşısında yorumsuz kalmıştım gerçekten. Zafer edasıyla gülümsedi ve çocuğun sırtını patpatladıktan sonra hiçbir şey olmamış gibi arkasını dönüp gitmeye başladı.
Şaşkınca gidişini izlerken çelme takan çocuk, "Abi lafı koydu." diyip tekrardan koşuşturmaya başlamıştı.
Yavaşça bakışımı yanımdaki düşen çocuğa kaydırdım. Haksızlık yüzünden gözleri dolmuş bir şekilde koşuşturan çocuğa bakıyordu. İçim cız etse de elimden bir şey gelmediği için sadece çocuğa, "Üzgünüm evlat. Seni koruyamadım." diyebilmiştim. Çocuk ise bana kısa bir bakış atıp hiçbir şey demeden tekrardan çocukların arasında koşuşturmaya devam etmişti.
Ne yani?
Bunun için mi savaşmıştım ben?
Sinirle oflayıp tekrardan oturduğum ağaç dibine yöneldim. O sırada Gaeun'un tek olmadığını, yanında Felix ve birkaç arkadaşının da olduğunu görmüştüm. Birkaç arkadaşa maalesef Hyunjin de dahildi.
Sanki az önce laf dalaşına giren ben değilmişim gibi yanlarına oturdum. Felix'in doğrudan bana baktığını hissetmemle heyecanlanmıştım. Umarım Hyunjin'in bilerek bayılmamla ilgili son dediği şeyi duymamıştır.
"Dondurman erimiş Seoyun," dedi Felix gülümseyerek. Bir yandan da hışımla ayağa kalkarken çimenlere fırlattığım korneti işaret ediyordu. "İstersen yenisini almaya gidelim."
"Ah..." diye mırıldandım bozuntuya vermemeye çalışarak. Felix'in baş başa dondurma almaya gitme teklifi o kadar sıcak gelmişti ki gülümsememe engel olamadan, "Aslında fena olmaz." deyiverdim. "Gidelim."
Önce Felix, sonra ben ayaklandık. Felix diğerlerine dönüp, "Neli istersiniz? Jeongin? Hyunjin? Gaeun?"
Gaeun başını olumsuz anlamda salladı. "Ben istemiyorum, teşekkürler."
Jeongin uzun bir süre düşündükten sonra dünyanın en sıradan cevabı olan kakaolu cevabını verdi. Gözlerim istemsizce Hyunjin'e kaydığında baştan aşağı beni ve Felix'i süzüyordu. Gözlerimi devirdim.
"Ben karar veremem." dedi omuzlarını silkerek. "Sizinle geleyim. Orada canım ne isterse ona göre seçerim."
Lütfen bizi yalnız bırak!
Felix başını salladı ve yavaşça yürümeye başladı. Ben de içimden küfürler ederek onun peşinden hızla yürümeye başladım. Hyunjin ise arkamızda yalvarırcasına, "Yavaş olsanıza." diye bağırıyordu. Galiba bu duruma sinir olan tek kişi ben değildim. Felix de Hyunjin'in gelmesine bozulmuş gibiydi.
Felix solumda, Hyunjin sağımda olacak şekilde cadde üzerindeki dondurmacıya doğru yola koyulduk.
"Burnun nasıl?"
Felix'den gelen soruyla istemsizce sırıttım. "Çok daha iyi sayılır. Dediğin gibi her gün buz yaptım. Artık acımıyor bile."
"Tüh, ben estetik olursun sanmıştım." dedi Hyunjin konunun dışında olmasına rağmen.
"Hyunjin." diye mırıldandı Felix onu uyarmak istercesine. Beyaz atlı prensim, kötü kalpli cadıya karşı beni koruyordu. Ne kadar da romantik. Lee Felix için dizeler dolusu şiirler yazabilirdim.
Dondurmacıya geldiğimizde Hyunjin, uzun bir süre sessizce aromalara baktı. Sanki beş yaşındaki çocuğun tercih etmesini bekliyorduk. Altı üstü tek bir şey söyleyecekti. Felix kendine kakaolu söylemiş, aynı şekilde Jeongin'e de bir tane yaptırtmıştı. Ben ise iki top yesem yanlarında fazla mı obur kaçarım diye düşünüyordum.
Sanki zihnimi okumuş gibi, "İki top mu yesem?" diye mırıldandı Hyunjin kendi kendine.
Ona kısa bir bakış attım ve "Sorgulama. Ye. Bol bol ye."diye söylendim sinir bozucu bir tonda. Ardından dondurmacıya dönüp "Ben tek top limonlu alabilir miyim?" dedim. Tek top derken sesimi iğneleyici çıkarmaya çalışmıştım.
"Ben de iki top limonlu alayım lütfen." dedi yanımdan yükselen ses. Ne hikmetse iki top derken kelimeleri bastırmıştı.
Çocuk muyduk da zıtlaşıp duruyorduk? Gerçekten anlam veremiyordum. Ama bildiğim tek bir şey varsa o da bunu başlatan ilk kişinin o olduğuydu.
Dondurmalarımızı alıp tekrardan parka dönerken Hyunjin'in şapırdatarak dondurmayı yeme sesinden dolayı kriz geçirecek gibi olmuştum. Sadece ben değil Felix de kendini tutmakta zorlanıyordu. Bu yüzden masumca, "İstersen soluma geç." demiş ve ortada kendisi kalacak şekilde yer değiştirmiştik.
Felix'in ufak şeylerle beni önemsemesini seviyordum. Yaptığı küçük hareketler ondan daha çok hoşlanmama neden oluyordu. Gülümseyerek çekingen bir şekilde Felix'e baktım. Dondurmasını yemekle meşgulken uzakları seyrediyordu. Ardından gözüm istemsizce onun yanındaki Hyunjin'e kaydı.
Göz göze geldik. O da bana bakıyordu zaten. Ama neden?
Hızla gözlerimi kaçırıp önüme döndüm. İlk defa üçümüzden de hiçbir çıt çıkmadan yürümeyi başarmıştık. Böylece Gaeun ve Jeongin'in yanına vardık.
𓆩ꨄ︎𓆪
Bölüm Sonu !¡
0:57 ————|——— -2:10
🏀
Bol bol yorum atıp beğenmeyi unutmayın. Sizler yorum attıkça ben daha şehvetle yazıyorum. 🤭