İçeriğe geç

SORUNUM YOK BENİM HİÇBİRİYLE

Bölüm 1 · 4 dk okuma

SORUNUM YOK BENİM HİÇBİRİYLE

Bölüm 1

1. Bölüm: Gitmek

Hazel

Gözlerimi açtığımda güneş henüz doğmamıştı. Parmaklarım telefonumun ekranında dolaşıp alarmı kapatma tuşunu aradı. Şehinşah'ın Pluton şarkısı parmağımın hareketiyle sustu. Alarmı kapattıktan sonra ellerim vücut ısımla bütün gece ısınmış,bacaklarımı etrafına doladığım yastığı sıkıca kavradı. Onu can simidi gibi kavradı ve gözlerimdeki kısılma bırakmamak için yalvarıyordu.

Karalamalarım ile kaplı kapımın açılma sesini duyduğumda zayıf kollarımla kendimi yukarı iterek yatakta dik durmayı başardım. Stresten derilerini kopardığım için yaralı ve kuru kan ile kaplı dudaklarım aralandı ve sıcak nefesim dışarı çıktı.

Yataktan çıkmadan,yatağımın yanında duran okul üniformamı aldım. Uyurken giydiğim kıyafetin üzerine soğuk kumaşı geçirdim. Yüzümü yıkamak için lavaboya girdiğimde dudaklarımdaki deriyi koparırken parmaklarıma bulaşmış kan ılık suya karışarak aktı. Başımı zorlanarak kaldırdığımda yüzüme baktım. Şimdi yüzüme çarptığım su ile gözlerim biraz daha kolay açılıyordu. Dudaklarımdaki kan silinmiş, geriye yaralar kalmıştı. Koyu göz altı torbalarım beyaz cildimde daha çok belli oluyordu ve yanağımdaki sivilceler belirginleşmişti. Kendime bakarken dudaklarımı büzdüm ve suyu kapattım.

Musluğun kapanma sesi ve arabanın kapısının serçe kapanma sesi zihnimde birbirine karıştı. Kaldırımdaki her adımında kalp atışım biraz daha hızlanıyor,çantamdaki anahtarlığın rozetlere çarpma sesi kulaklığımı Bluetooth'a bağlanma sesi arasında kayboluyordu.

Hayloft 2'nun elektro gitar sesi zihnime dolduğunda attığım her adımda melodinin yankılandığını ve yeri titrettiğini hissettim. Belki de o his okula yaklaştıkça titreyen bacaklarıma aitti.

Bir sonraki adımımı atmamla başımın arkasına inen darbe bir oldu. Ağır darbenin ardından dizlerimin üstüne çöktüm. Kafamı yere bastırıp sonra da yanımdan geçip giden alaycı sesler beynimin içinde yankılandı,onu kemiren böcekler gibiydi. Kahkahalar arasında fermuar sesini duyduğumda şimdi kitaplarımı yerden toplamam gerektiğini anladım. Benden birşey istemiyorlardı,istedikleri tek şeyin onlara attığım onlarca olumsuz duygu içeren bakışlarımı oyun sanarak eğlenmek olduğuna inanıyordum çünkü zorbalığın akıl alır bir bahanesi yoktu gözümde.

Kitaplarımı tekrar çizimlerim kaplamış olduğum çantamın içine doldurdum. Ders kitaplarım umrumda değildi,üzerlerindeki çim lekeleri dahi beni rahatsız etmiyordu ama hikaye kitaplarım...yere düşen "broke and light' isimli kartın kapaklı kalın kitabı yerden alıp herhangi bir hasar alıp almadığına baktım. Kitabı hafifçe göğsüme badtırırken telefonumun ses tuşuna basıp kulaklığımdan kulaklarımın içine dolan "tag you're it!" Şarkısına karşı gözlerimi kapattım. Birkaç adım sonra boş duvarın yanında yürürken okulun görkemli silueti göründü. Dışı mermerlerle kaplı,tertemiz bahçeli,çimenlik alanı bol,büyük,krem rengi ile ilk başta bir okuldan çok devlet binasına benziyordu. İçerideki öğrenciler mutlu görünüyordu,bana göre ise bu kadar sevinmelerini gerektiren birşey yoktu. Hiçbirşey bilmiyorlar,ilgi alanları yok,yeteneklerine karşı kullanmaya yeltendikleri yok,zenginlik yok,inanç yok,gelecek için kurulmuş bir hayal yok;onlara acıyorum.

Robin

Boş tren istasyonunun koridorunda yürüyorum. Yanımdan geçen insanlar buruk bir gülümsemenin altında saklamış tüm gerçeklerini. Trenin geçerken çıkardığı sesi duyabiliyorum,duruyor ve kapılarını açıyor. Ayakkabı tabanlarının beton zeminde çıkardığı ses hızlanıyor. Merdivenlerden iniyorum,parmaklarım duvarlardaki soğuk fayanslarla birleştiğinde ellerimdeki kıl köklerinin karıncalandığını hissediyorum. Merdivenin sağ tarafındaki son adımı atmaya yaklaşırken gözlerim birden yükselen adım sesleriyle birlikte merdivenin sol tarafına dönüyor. Saçları haki yeşili ve örümcek ağı desenli beresinin altında gizlenmiş,zebra desenli kazak giyiyor,ayakkabıları kıyafetleri arasındaki uyuma bir başkaldırı gibi parlak turuncu,ortamdaki beyaz ışık siyah tenine yansıyor. Trene yetişecekmiş gibi aceleyle yanımdan geçiyor. Belki bütün o aklını kurcalayan düşünceler arasında hafızasında bir dakika bile kalmamış olsam da bu yazı ile bir şekilde kendime onu hatırlayacağım.

İstasyona giriş kartımı okuttuğumda arkamdan içeri dalıp benim ödememle trene binme şansı yakalayan genç adama hafifçe gülümsüyor ve kartı tekrardan kendim boyamış olduğum telefon kılıfıma sıkıştırıyorum. Telefonumu ise üzerimdeki beyaz polar ceketinin iç cebine atıyorum,böylece onu kimseye fark bile etmeden sadaka olarak vermem gerekmiyor. Hızlı adımlarla yürüyen insanların arasına karışım trene doğru koşuyorum. Yürüyen merdivenler sayesinde tekrar koşmaya gerek kalmıyor. Trendin gelmesini beklerken kablosuz,kulak içi kulaklıklarımı sani doğru yere konulmuş yapboz parçasıymış gibi kulağıma yerleştiriyorum. Sanki müzik listem beni tanıyormuş gibi "herşeyi yak" şarkısını çalmaya başlıyor. Dudağım hafifçe yukarı kıvrılıyor.

Tren'e adımımı atar atmaz bulduğum ilk boş koltuğa kendimi atıyorum. Anons sesleri kulaklığımdan içeri giremiyor ve tren hareket ederken grafiti kaplı duvarları hızlı hareket yüzünden inceleyemesem bile o soluk duvarlara hayat katan parlak renkler içimi aydınlatıyor.

"Sevran Livry" anonsu ile ayağa kalkıyorum,Tren durmadan önce sanki tereddüt eser gibi hafifçe yalpalıyor,ben ve ayaktaki insanlar da bu ufak sarsıntı ile uyumlu bir şekilde bir anlığına irkiliyoruz. İstasyondan ayrılır ayrılmaz karşımda okulumu görüyorum. Görüntüsü üniversiteler kadar görkemli değil ve "Ben burada okumalıyım!" Hissi yaratmıyor. Yine de orayı görünce içimde doğru kararı verdiğim hakkında kısa bir sinir ucu hareketlenmeye hissediyorum. Sürgülü kapı için yerde bulunan enine uzun boyuna kısa çıkıntının üzerinden herkes gibi kolayca geçip beyaz beton duvarlarla kaplı yapıya doğru adım atıyorum.

Ve buradaki insanlar mı? Tanıştığım herkes kaliteli birey kokuyor. Kendilerine yarattıkları aydınlık yol için onlar adına seviniyorum.

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.