İçeriğe geç

Sonsuza Kadar

Bölüm 9 · 2 dk okuma

Sonsuza Kadar

Bölüm 9

Kötü Kurt

- 2000 ilkbaharı -

Ama direnememişti. Çocukların gözünde her sıradan şey, fazla büyülüydü. Rüzgârda yaprakları uçuşan bir ağaç, aslında kendi dilinde fısıldıyordu. Havada asılı güneş, birinin gökyüzü ağacını süsleyen parlak ve ışıltılı bir toptu. Ormansa bir sürü güzel şeyi saklayan kocaman bir hazine sandığıydı. Gün içinde, hava aydınlıkken Hazal dünyayı işte böyle görürdü ama gece olup da karanlık çöktüğünde ağaçlar onu yakalamaya çalışan çarpık ellere bürünür, güneş pusuya yatan bir canavar olur ve orman da onu yutmak isteyen kötü kurda dönüşürdü.

Çiçek desenli kalın yorganı içinde iyice büzüştü. Odası ikinci kattaydı ve hemen yan odada annesiyle babası uyuyordu. Babasının horultusu gürültülüydü ama Hazal bu sesi duymayı severdi. Yalnız değilsin, diye fısıldardı yorganın içine doğru. Bak, baban hemen yan odada.

Ama kalbi sıkışıyordu, göğüs kafesiydi sıkışan ya da. İrice açılmış gözleri perdeleri yana çekilmiş buğulu pencere camına dikilmişti. Cam belki de az önce berraktı ama biri soğuk nefesini ona üflemiş ve buğulanmasına sebep olmuştu. Dışarıdaki şey belki de Hazal'ı izliyor ve belki de... Tak!

Çığlık atarak tortop oldu. Kalbindeki sıkışmayı çok derinden hissetmişti. Korku hissi çok yoğundu. Koridorda ayak sesleri belirdi, ışıklar yandı, sarı huzmeler kapının aralıklarından sızıp Hazal'ın karanlık odasına taştı. Hemen ardından annesi kapıda göründü, üstünde pamuklu, beyaz, yerlere kadar uzanan bir gecelik vardı ve saçını açık bıraktığı için siyah teller sırtına kadar dökülmüştü. Annesi bir hayalete benziyordu.

"Hazal, iyi misin?"

"Cam..." Hazal yutkundu. Artık camda buğu yoktu, dakikalar önce bu detayı kendi zihni uydurmuş olabilir miydi? Çocukların hayal gücü çok canlı olurdu, yetişkinler böyle söylerdi. "Bir şey çarptı."

Annesi olayı çözen bir dedektif edasında gülümsedi. "Ağaç dalıdır." Yatağa oturup kızının saçını okşadı. "Rüzgârlı bir gece."

"Rüzgâr aslında gökyüzünün şarkısı, öyle değil mi anne? Geceleri yalnız kaldığı için melodisi biraz daha hüzünlü oluyor sanırım." Hazal tedirgince yutkundu, kendisini teskin etmeye çalışıyordu.

"Bence kesinlikle öyle." Tuğba gülümseyerek Hazal'ın çenesine minik bir fiske attı.

"Ama bu hüzün beni neden korkutuyor?"

"Bu melodi sana yalnızlığı çağrıştırdı değil mi? Belki de korktuğun şey yalnızlıktır. Kay hadi." Tuğba kızının yanına sokulup onu bir güzel sarmaladı. Alnına öpücük koyup saç okşama işine kaldığı yerden devam etti.

"Ben hiç yalnız olmayacağım. İleride bir sürü çocuğum olacak, hiçbiri yalnız büyümek zorunda kalmayacak."

Tuğba şaşırmıştı. "Kardeş istediğini bilmiyordum."

Hazal tek omzunu yukarı kaldırdı. "Ben de bilmiyordum. Ama kardeşlerim olsa ormandaki kötü kurdu yenerdim." Sözcükler boğuk ve yavaş çıkmıştı dudaklarından, uyku yavaşça süzülüyordu bedenine. Göz kapakları da ağırlaşmıştı.

"Kötü kurt mu?"

"E o yüzden ormana girmemiz yasak ya zaten." Artık konuşması mırıltıya dönüşmüştü.

Tuğba tekrar gülümsedi. "Doğru, kötü kurt. Yine de Kumsal ve Dilara seninle."

Kumsal ve Dilara... Biri çok küçük diğeri de fazla mızmızdı ama nihayetinde en yakın arkadaşlarıydı. Kumsal... ve Dilara. Dilara ve Kum... Uyku sonunda Hazal'ı esir almıştı.

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.