- 2004 Sonbaharı -
Hazal kolyeleri küçücük dükkânı olan bir kadından satın almıştı. Kadın buruşuk tenli, kambur ve yüzü siğillerle dolu biriydi. Aslında bir cadıya benziyordu ama Hazal'ın odasından bile küçük olan dükkânın içinde herhangi bir iksir kazanı yoktu. Buharlı tütsüler havayı doldurmamıştı ve duvardaki tahta raflar, kavanozlarda sergilenen eklem bacaklı parçalarından yoksundu. Bu bilgileri dikkatli bir gözlem sonucunda elde etmişti.
Masalları büyülü buluyordu hala ve evet hala onların karanlık havasından korkuyordu ama artık on iki yaşındaydı, neredeyse bir genç kız sayılırdı ve çocuksu korkuları bir kenara atmasının vakti gelmişti. Yine de bazı tetikleyici anlarda, bu masal korkuları ortaya çıkıyordu işte. Yaşlı kadının kamburu ve siğilleri de kesinlikle tetikleyici birer unsurdu.
Yutkunarak ve başını dik tutarak içeri girmişti. Saatlerce taradığı saçı bir şelale gibi sırtından aşağı dökülüyordu. Beyaz örgü kazağı ona uhrevi bir hava katıyor, böylece yaşının getirdiği masumiyeti katlanarak artıyordu. Yaşlı kadın üç kolye için yüksek bir meblağ istediğinde iri gözlerini kırpıştırarak iç çekmiş ve omuzlarını daraltarak "Öyleyse iki tanesi olsun." demişti. Yavru bir kediye benzemeye en yaklaştığı andı bu. "Üçüne birden param yetmez. Küçük Kumsal buna çok üzülecek."
"Küçük Kumsal?" diyerek fısıldamıştı kadın. Aslında ses telleri o kadar yıpranmıştı ki normal tonu bu olagelmişti. Birkaç cümle daha sarf edildikten sonra fark etmişti bunu Hazal.
"En küçüğümüz. Biz üç çok yakın arkadaşız da." Yeni bir omuz silkiş. "Bunu simgelesin istemiştim o kolyeler ama fiyatları cidden çok... Uçukmuş." Gözlerini kaçırarak parmaklarıyla oynamıştı Hazal. Yaşlı kadının merhametli bir kalbi olması için de dua etmişti.
"Öyleyse bir anlaşma yapalım seninle. Bana Kumsal'ı anlat ve ben de sana onun adına bir kolye vereyim. Eski usul."
Hazal kaşlarını hafifçe çatmıştı. Eski usulü dersten hatırlıyordu. "Takası kastediyorsunuz."
Kadın başını salladı, sarkık gıdısı da peşi sıra sallandı. Şimdi de bir kurbağayı andırmıştı. "Takas da alışverişi tamamlamaya yardımcı olur. Üstelik ben hikayeleri çok severim, hele ki o hikâye bir çocuğa aitse balla tatlandırılmış süt gibi olur." Cümle o kadar uzundu ki kadın en sonunda öksürük nöbetine tutulmuştu.
Hazal tiksinerek geri çekilmişti ama yaşlı kadın bakışlarını sabit hale getirdiğinde masum yüz hatlarına geri dönüvermişti. Süt dökmüş bir kediyim, diye düşünmüştü o an. Kadın sütü dediği kadar seviyorsa eğer onu zayi etmemek adına benim bu halime dur diyecektir. Süt bir metafordu, Kumsal'ın simgelediği küçük çocukların metaforu. Zekasıyla ve bilgisiyle gurur duymuştu o an Hazal.
"Anlatacak mısın?" Yaşlı kadın beklentiyle ellerini uzatmıştı. Üç tane kolyenin zinciri avuçlarından sarkıyordu. Eklemleri şişmiş parmaklar öyle şekilsizdi ki bir an için kolyeler bile çok çirkin göründü Hazal'ın gözüne. Takastan vazgeçme noktasına geldi. Hikâye para değildi ki. Kadın bunu niye kabul edecekti? Belki de Kumsal'ın sırları yaşlı kadın için paradan bile değerliydi. On yaşındaki küçük bir kızın sırları mı? diye burun kıvırdı iç sesi. Sahi... Kumsal'ın nasıl bir sırrı ya da hikayesi olacaktı ki. Yaşlı kadının kötü biri olduğuna dair anlık bir hisse kapıldı. Yine de kabul etti ve başladı anlatmaya. Konuştukça konuştu ve sustuğunda fark etti ki en çok Semih'ten bahsetmişti.
Yaşlı kadının parlayan gözlerini gördüğündeyse içindeki habis korku büyüyerek kuvvetlendi. Semih Kumsal'ın abisiydi evet ama aslında Hazal'ın sırrıydı ve Hazal farkına bile varmadan en büyük sırrını bir paket halinde, cadıya benzeyen yaşlı bir kadına satmıştı. O andan sonra kalpli kolyeye her baktığında sadece tiksinti hissetti ve onu hayatı boyunca takmayacağına dair amansız bir yemin etti.
**