Dilara – Günümüz –
Hazal'ın uzaklaşan arabasının arkasından bakakalıyorum. Yol boyunca kibirli gözleri üzerimdeydi. Araçtan indiğimde ise yoldaki alelade bir otmuşum gibi beni görmezden gelmişti.
Küstah.
Her zaman böyleydi. Her şeyi o başlatırdı ama nihayetinde kusursuz ve günahsız bir azize gibi olaylardan sıyrılırdı. Komik aslında, çünkü kendisi de buna inanıyor.
Önümden hızla geçen bir araçla karanlık düşüncelerimden sıyrılıyorum. Sendeleyerek kaldırıma çıkıyorum. Dengemi kaybederken bir tabela direğine güç bela tutunuyorum. Şişko havuç yeri boyluyor. Çevremdeki insanların kalkık kaşlarının altındaki gözleri tam da bu cümle ve türevlerini yansıtıyor. Anlık bir dikkatle kendimi inceliyorum. Uyumsuz giysilerimi... ve kalınlaşmış vücudumdaki iri her bölgeyi. Tiftiklenmiş kazağım yediğim yemeğin sosuyla lekelenmiş, gece boyunca bunu fark etmemişim bile. En yakın iki arkadaşım bunu belirtme zahmetine bile girmemiş.
Yakın? Gerçekten öyle miyiz acaba? Birini hayatını asalak gibi geçiren bir zavallı olarak görürken diğerini her bir hücremle kıskanıyorum. Onları gerçekten seviyor muyum onu bile bilmiyorum. Sanırım sadece katlanıyorum, çünkü bir zamanlar var olan parlak Dilara'yı sadece onların yanındayken hatırlıyorum. O kolye beni işte bu yüzden öyle çok etkiledi. Dört çocuğun yüküyle dağılmışken küçücük bir kolyenin beni bir zamanlar bambaşka biri haline getirdiğini hatırlamıştım. Sonrasında duygularımı pervasızca dışa vurma gafletinde bulundum ve Kumsal'la Hazal beni yargılamayı kendilerine hak gördüler.
Öfkem tam da buna işte ama onu yenmeliyim. Çocuklarımın karşısına böyle çıkamam.
Tabelanın soğuk ve paslanmaya yüz tutan demirini bırakıp çantamı vücuduma sıkıca yapıştırıyorum. Şehrin merkezi caddelerinden birine taşındığımızda geliştirdiğim bir alışkanlık bu. Ben şehrin kasabadan hallice zamanlarında büyüdüm. Kırsal bir kesimde yaşıyorduk ve en büyük korkumuz ormanla içindekilerdi. Sonra Cem hayatıma girdi ve o kırsaldan nefret ederdi. Çatı katındaki dubleks bir daireye taşınmak onun fikriydi, işlek bir cadde de yine onun seçimiydi. Yaşayacağımız yere ben karar verecek olsaydım seçimim kesinlikle bu ev olmazdı. Çünkü bu denli kalabalık bir yerdeki en büyük korkum bir anda hırsızlık oluvermişti.
Tanımadığım pek çok insanla bir arada yaşamaya çalışmak... Tüylerimi ürpertiyor ama şehir merkezinin esaslı tanımı tam da bu.
Derken dolunayın keskin ışığı yüzüme vuruyor. Koyu renk bulutlar gökyüzünde süzülerek kayarken caddeye yoğun bir sessizlik çöküyor. İnsanlar bir anda kaybolmuş gibi. Yayaların geçişini işaret eden trafik lambası kırmızı renkle yanıp sönüyor. Sarı ışıklar asfalta vuruyor ve orada tuhaf gölgelerin oynaşmasına sebep oluyor. Garip yüzlerin... Yutkunuyorum. Çantama adeta yapışarak kaldırımda ilerliyorum. Bahçe kapısına ulaştığımda bulutlar tekrar birleşip dolunayı gizliyor. Artan karanlığa rağmen rahatladığımı hissediyorum. İnsanlar tek tük caddede görünmeye başlıyor. Trafik yoğunluk kazanıyor ve ben hiç zaman kaybetmeden apartmandan içeri süzülüyorum.