İçeriğe geç

Sonsuz Zaman

Bölüm 3 · 2 dk okuma

Sonsuz Zaman

Bölüm 3

Kıyamet

Efsaneye göre Çiçeklerin tanrıçası Layla'nın gözyaşları akarsa, felaket olur.

Bu yüzden bütün tanrılar ve tanrıçalar hep Layla'yı mutlu etmek için uğraşırmış.

Düzeni doğanın sağladığı bu diyarda, davetsiz bir misafir, gizli saklı yaşamaya başlamış.

Hiçliğin tanrısı Akyus'a evrenlerde yer yokmuş.

Doğanın karşıtı olan tanrı yaşamak için bu boyutu uygun bulmuş.

Hiçlik yoksa, güçte yok.

Güç varsa, sonsuz yalnızlığa mahkum bir tanrı olmak zorunda.

Dışlandı ve yalnız kaldı.

Yine de Akyus yaşamın olmasını diledi. Yalnızlığın kaderi olduğuna inandı.

Onun gücü ele almasının tek yolu, tanrıça Layla'nın yaratacağı yıkımdı.

Bu kıyametin olmaması için sabah akşam dua ederdi.

-Nona'nın bakış açısından-

Banane ya başlarım böyle işe kardeşim!

Herif suda öldü mü ölmedi mi? Belli bile degil.

Alt tarafı biraz macera yaşayalım dedik be!

Ne ormanmış arkadaş!

Az önce pelerinli bir geri zekalı kıyamet dediği efsaneyi anlattı.

Ne kadar da saçma!

Galiba kadın beni kesmediği için şükretmeliyim. Fena güçlü lan!

İşim gücüm yok dokunaçlı serserilerle, büyücü kılıklı manyaklarla mı uğraşacağım ben ya?

Pelerinli kadın elinde ışık saçan bir kutu tutuyordu. Görünüşte ütüye benziyordu. Buna “Tanrı benim ışığımdır” anlamına gelen Eleanor ismi verilmişti.

Aslında evrenler arası iletişim için kullanılırdı. Ama bazen bunun Tanrı ile konuşmak için olduğunu söyleyip küçükleri keklerlerdi.

“Benden ne yapmamı istiyorsun?” diye fısıldadı kadın kutuya doğru.

Söylene söylene ağaçların içinde ilerleyen Nona'ya tiksintiyle baktı.

Kutunun içinden “Efsaneye inanması gerek.” dedi, sanki kısılmış gibi çıkan bir ses.

“İnanmıyor ama! En son güçlerimle bir ağacı yerinden çıkardığımda bana pis cadı deyip uzaklaştı!”

“Sende bir yolunu bul o zaman!” dedi ses, o anda ışık söndü.

Sophie'nin ellerinden kırmızı kıvılcımlar çıkmıştı.

Öfkeyle Eleanor'a baktı.

Nona'yı takip etmeye devam etti.

Oh be en azından Sebastian hala burada.

“AAAAHHĞĞĞ PİS CADI!”

Orada durmuş bana bakıyor manyak!

Ona orta parmak çekip Sebastian'a bindim.

Lan gidiyorum gidiyorum kadın illa bir yerden çıkıp bana selam veriyor lan!

“Büyüye inandıysan, efsaneye de inanmalısın.” diye fısıldadı bir ses kulağıma.

“Hadi oradan! Büyü diye bir şey olabilir. Ama gözyaşları yüzünden her şeyi yok edecek bir karı olamaz!”

Cadı birden önüme çıkınca ani fren yapmıştım.

“Ne var lan!”

“Efsane gerçek!”

“Değil lan değil! Diyelim ki öyle banane lan bundan!”

“Hiçliğe karışacaklar arasında sende varsın.”

“Yani?”

“Yani mi?”

“Evet, yani?”

“Lütfen! Efsane gerçek! İnan artık!”

“Yahu ben kabul edince ne olacak?”

“Ne bileyim ben be! Seninle birlikte öğreneceğim artık.”

“Fevri davranıyorsun cadı. Olmaz böyle yıpranırsın.”

“Efsane cidden gerçek! Ne yaparsam inanırsın?”

“Bak böyle bir şey yaşansın, anca o zaman he!”

“Yok artık ama ya!”

“Yalnız cadı, benim gibi konuşmaya başladın.” dedim iki parmağımı sallayarak. “Artık gözümde Kraliçesin”

Başını ellerinin arasına alıp “Neden ben?” diye haykırdı. Sonra da yere çöktü.

“Tatlım kendine karşı daha şefkatli olmalısın.” dedim bende Sebastian'ın camını iyice açıp kafamı çıkarırken. “Atla arabaya dostum. Benim de canım sıkkın zaten! İçmeye gidelim, iyi gelir.”

Bölüm sonu

4 yorum