Sandra, uçurumun merkezindeki kaleye götürüldü.
Orada annesiyle karşılaştı.
Leyra hâlâ yaşıyordu.
Fakat bir büyü tarafından zincirlenmişti.
"Anne..."
Leyra kızına sarıldı.
"Yıllardır seni bekliyordum."
Sandra ağladı.
"Alex nerede?"
Leyra sustu.
"Onu öldürecekler."
Sandra geri çekildi.
"Hayır."
"Onu kurtarmak için uçurumun kalbine inmelisin."
"Nasıl?"
"Uçurumun dibinde Kalp Taşı var."
"Onu bulursan?"
"İki dünya arasındaki sınır açılacak."
Sandra ayağa kalktı.
"Öyleyse gidiyorum."
Uçurumun dibine indi.
Orada gökyüzü yoktu.
Yıldızlar yoktu.
Sadece sonsuz bir karanlık vardı.
Ve karanlığın içinde Alex'i gördü.
Zincirlenmişti.
Sandra ona koştu.
Alex başını kaldırdı.
"Buraya neden geldin?"
"Seni almaya."
"Buradan kimse çıkamaz."
Sandra gülümsedi.
"Ben kimse değilim."
Kolyesini çıkardı.
"Ben senin yarınım."
Kolye parçalandı.
Uçurum sarsıldı.