İçeriğe geç

Sonsuz Olanak

Bölüm 3 · 4 dk okuma

Sonsuz Olanak

Bölüm 3

𝐊𝐚𝐧𝐥ı 𝐙𝐢𝐲𝐚𝐟𝐞𝐭

ʙᴀᴢᴇɴʟᴇʀɪ ᴏʟᴀɴ ᴏʟᴜʀ

𝓐𝓵𝓹'𝓽𝓮𝓷

__________________________________________________

Duru'yu eve bırakmak için arabayı olabildiğince hızlı sürüyordum. Buluştuğumuz yere varıp Duru'lara veda ettim. Hemen arabayı genelde anlaşma yapmak için kullandığımız eve sürdüm.

Evde sorun çıkmaması için acele ediyordum. Abim her an bir sorun çıkarabilirdi. Yada biri bizim bu işten çekildiğimizi düşünebilirdi.

Çünkü bu toplanmaya abim katılmıyordu.

Akşama Hayrettin dedem geliyordu. Aile arasında bir ziyafet verilecekti. Miras, şirket gibi ailenin ekonomik durumu tartışılacaktı.

Bu toplanmayı diğerlerinden farklı kılan bir yanı olacak. Zaten babamla Mustafa amcamın pek arası yoktu. Dedem bağlarımızla ilgili de konuşacak gibi duruyordu. Tamer amcamı babam bir şey demeden evden göndermişti. Hemen ona yakalanmadan bu eve geçiş yapacaktı. Amcam hiç iyi değildi. Babam duyup da üzülmesini istemiyordu. Zaten bu olaylar onu baya bir çökertmişti. Eşinin ihaneti hepimizi yıpratmıştı. Olayı zar zor kapatmıştık. Başka bir olaya gerek yoktu.

Abim Tuğçe'yi gördüğü gibi çıldıracaktı zaten. Çünkü Tamer amcama yapılan ihaneti haklı buluyordu. Evin bahçesine giriş yaptım. Hemen hemen herkes toplanmış gibi duruyordu. Vahçede birkaç plakasını hatırladığım araç vardı. Arabayı güvenliğe bırakıp evden içeri girdim. Herkes büyük salonda sessizce duruyordu. Demek ki ilk tehlikeyi atlatmıştık. Abim Tuğçe ile karşılaşmıştı. Lakin büyük olaya daha çok sinirlenecekti. Çünkü miras elimizden alınmıştı ve şimdi onu geri kazanmalıydık. Ama o, evlenmek istemediği için bu işlere yaklaşamıyordu. Bu kararı o vermemişti. Dedem kardeşlerinin sözüne boynu eğik kalmıştı sadece.

İçeri girdiğimde birkaç adım daha attım. Dedem, başını kaldırıp beni farkedince gülümsedi.

- Hoşgeldin Alp Yıkmaz.

- Hoş bulduk dede, ver elini öpeyim.

Dedemin yanına doğru ilerledim. Elini uzatınca öpüp geri çekildim. Bana karşı bu hitabı hoşuma gitmişti. Babamın yanına oturup son kez etrafı dikkatle inceledim. Tuğçe etrafta yoktu. Abim yüksek ihtimalle odasında aylardır aradığı kıza ulaşmaya çalışıyordu. Bu akşam yemeği en çok onun canını yakacaktı. Bunu Tamer amcama nasıl anlatacaktık bilmiyordum.

Babamla göz göze gelince içindeki ateşi anladım. Bu bir işaretti. Bu mirası asla kaybetmeyin işaretiydi. Onun için çok çalışmıştık. Uras dedem bu miras için kanını akıtmıştı. Şimdi bize onu kaybetmek yakışmazdı. Elimden geleni yapmalıydım. Hemen ayaklanıp konuşmaya başladım.

- Buyrun biz yavaştan yemek odasına geçelim. Herkes tam gibi nasıl olsa.

İlk hamleyi yapmıştım. Gelmeyenler de vardı ve ben ilk onları ezmiştim. Herkes ayaklanınca önden yemek odasına giriş yaptım. Bu yaptığım büyük saygısızlıktı ama diğerlerine göz dağı vermeliydim. Buda ikinci hamlemdi.

Omzumun üstünden geriye baktığımda dedem keyifli duruyordu. Demek ki yaptığımı yadırgamamıştı. O da isterdi işlerin başına bizim geçmemizi. Üvey dahi olsa Uras deden oğlu sayılırdı.

Hayrettin dedem saygın bir adamdır. Öz ve üvey olmak üzere bir çok çocuğu evlat edinip yetiştirmişti. Çocukları pek bir araya gelmezlerdi. Öyleki birbirlerinin yüzlerini unuttukları da oluyordu. Torun olarak eli iş tutan genel olarak biz vardık. Nede olsa bize de kolay gelmemişti. Herkes kendi soyuna bağlı olmalıydı. Bu yüzden bu işler bize kalmalıydı. Dedem ve kardeşleri buna karar verecekti.

Herkes masaya oturdu. Abim olmadığı için bizim aileyi temsil eden erkek bendim. Kadınlara bu iş eşlerinden kalırdı. Yani bir ailenin en büyük çocuğu eğer erkekse evlilik yoluna atılan bir adımı olmalıydı. Abimin de yoktu. Ona Tamer amcam boşanmadan önce kızı Tuğçe'yi düşünmüşlerdi. Genelde bu iş böyle olurdu. Mirasın başkasının eline geçmemesi için. Ama Selin yenge bize yaptı yapacağını. O yüzden bu işten vazgeçtiler. Evlenilecek kişinin akraba olmaması şart koşuldu. Kişiyi gerekirse köklerine kadar arıyorlardı. Abimin kafasında biri vardı evet. Lakin evlilik düşünecek kadar değildi. Ben ikinci kişi olduğum için bu kural benim için uygulanmıyordu. Uygulanırsa da akraba olabilirdi. Bu yüzden Duru'yu gösterirdim.

Masada herşey yerli yerindeydi. Çatallar, bıçaklar... Bıçaklar bir hançer kadar keskin miydi ki? Onu birini alt etmek için kullanır mıydım? Derin düşüncelere dalmıştım masada gerektiği kadar hamle yapmıştım. Bir kaç kişi şimdiden gerilmeye, geri çekilme adlı metinlerini okumaya başlamıştı bile.

Dikkatimi tekrar topladığımda önce herkesin yemek odasından çıkmasını beklemiştim. Son kişinin peşinden gidiyordum. Herkes toplanma yeri gibi olan ana salonda yerini alınca 21 yaşındaki kuzenim Leo'nun yanına oturdum. Leo iyi adamdı. Sadece miras meselelerinde biraz hırçın oluyordu.

Karar alınmaya başlamıştı. Her aile kendini savunuyor, iyi olacaklarını mirası başka kadınlara elletmeyeceklerini söylüyordu. Yüzümde muzip bir gülümseme oturmuştu. Bunlar değil miydi 'Tuğçe ile Arel evlesin!' diye ortalığı birbirine katıp, bide üstüne tehditler savurup saygısız tavırlarıyla beş toplanmadan da ihlal edilen.

Büyükler karar vermişti. Ve beklediğimiz gibi de oldu işler ortada kaldı. Abim erkenden birini bulmak zorundaydı. Yoksa miras açıkta kalırdı. Kimse bir daha kan dökülsün istemiyordu. Bu işi çok uzatmak hata olurdu. Yoksa kağıtla kura çekmeye kadar giderdi.

Herkes yavaş yavaş dağılırken yukarı abimin yanına çıktım. Bulunduğu odanın kapısının önüne geldiğimde tıklattım ve içeri girdim. Abim kendi karanlığında telefonuyla uğraşıyordu. Araştırmaya çalışıyordu gizemli kızı. Bu beni mutlu etmişti. Umarım her şey düzelirdi. Ona bilgileri aktardıktan sonra onu gizemli aşkıyla yalnız bıraktım. Duvara asılmış son kadın resmini arkamda bırakarak odayı karanlığa teslim ettim...

______________________________________

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.