Arabadan indiğim an karşılaştığım sıcak havayla hızla şirkete ilerledim. Sert adımlarımla etrafımdaki insanlar bana dönerken gördükleri an gülüşlerini saklayarak kaçacak yer arıyorlardı. Benim etrafımda niye doğru düzgün bir insan bulunmuyordu ki? Bu şirketi devraldığım ilk gün batırmam gerektiğini biliyordum.
Sıcaktan bunalarak tişörtümün yakasını çekiştirirken benim geldiğimi gören Kenan, hızla yanıma yaklaştı ve arkamdan gelerek her zamanki gibi beni takip etmeye başladı. Ona bakarak sinirle gözlerimi devirdiğimde utanmazca sırıtmıştı. Onun bu küstahlığına inanamazcasına baktığımda telefonumun sesiyle onu boşvererek arayan kişiye baktım. Ekrandaki isim ile gülümsedim ve beklemeden aramaya kabul ederek kulağıma götürdüm.
"Beyin adlı kişi gruptan ayrıldı." Arkamdan Kenan'ın sözlerini umursamadan asansörün düğmesine bastım.
"Biray şirkete vardın mı?" Onun sesi yıllardır her gün olduğu gibi kalbimi hızlandırırken görmeyeceğini bile bile başımı salladım.
"Şirketteyim. Kötü bir şey olmadı değil mi?" Dediğimde rahat bir nefes aldığını işittim. Cevabını beklerken kapılar açıldı ve asansörden içeri girdim. Ardımdan birkaç kişi daha binerken köşeye giderek uzaklaşmaya çalıştım. Tabi Kenan yine dibimde bitmişti.
"Kötü bir şey olmadı. Niye olsun ki?" Dediğinde sesi tedirgin geliyordu. Kaşlarımı çattım. "Bak ne diyeceğim. Sen hemen şirketten çık, buluşalım. Bugün beraber vakit geçirmek istiyorum." Aceleci sesi şüpheye düşmeme neden olmuştu.
"Sen hayırdır Yunus? Niye garip davranıyorsun?" Asansörün kapıları açıldı ve birkaç kişi indi.
"Garip davranmıyorum Biray. Sen yanlış anlamışsın." Telaşlı sesiyle gözlerimi kısarak arkama yaslandım.
"Eee o zaman buluşuyoruz değil mi?"
"Önemli işlerim var. Halledip geliyorum." Dediğimde duruşumu gören Kenan merakla bana baktı.
"Şirketin işleriyle Biyolojikler ilgilenmiyor mu? Sen niye şirkete gidiyorsun ki?" Dediğinde garip davranışlarından sıkılarak derin bir nefes aldım. Neler olduğunu er ya da geç öğrenecektim.
"Benim imzalarım gerekiyormuş. Halledip geliyorum. Görüşürüz." Dedim ve cevabını beklemeden telefonu suratına kapatıp cebime koydum.
"Hayırdır?" Kapılar bir kez daha açıldığında Kenan'ı beklemeden yürümeye başladım.
"Ne bileyim? Bir garip davranıyor." Dediğimde her şeyi anlamış gibi gülmeye başladı. Yürümeyi keserek yüzüne baktım. Herkes benden çekinirken bu adamın bu kadar rahat olması sinir bozucuydu.
"Sen niye gülüyorsun öyle?" Beni duymamış gibi gülmeye devam ederken koridordan geçen birkaç kişi beni görünce eliyle ağızlarını kapattı ve hızla yanımızdan uzaklaştı. Sonunda dayanamayarak öfkeyle Kenan'ın yakasına yapıştım. Ani hareketimle gülmeyi kesip yalandan öksürerek ceketinin önünü ilikledi.
"Neler oluyor Kenan?" Geri çekilerek benden kurtulmaya çalıştığında yakasını daha sıkı tuttum.
Zorla gülümsedi. "Herkes pavyon maceranızı konuşuyor." Dediğinde gözlerimi büyüterek yakasını bıraktım ve hızla yürümeye başladım. Arkamdan koşarak beni takip eden Kenan ise gülmesini zar zor tutuyordu.
"Kovuldun Kenan!" Öfkeli bağırışımı duyan çalışanlar korkuyla kaçarken Kenan yüzsüzce arkamdan gelmeye devam etti. Sert adımlarla odamın kapısına geldiğimde gülme sesleriyle elim kapının kolunda durdu.
"Şuna bakın! İlk defa Biray hanıma patronluk taslayan birilerini görüyorum." Geldiğimi fark etmeyerek bilgisayar ekranına bakan Esma, yanındaki birkaç kişiye benimle ilgili bir şeyler söyleyerek kahkaha atıyordu. Sakin bir şekilde arkamı döndüm ve yavaş adımlarla Esma'nın masasına yaklaştım. Kenan ise olacaklardan korkarak arkasını dönmüş kaçıyordu. Korkak herif!
"Şuna bakın. Gerçekten çok yetenekli." Yanındaki Gökhan'ın iltifatına gülümseyerek masanın başında durdum. Hâlâ dönüp bana bakmamışlardı.
"Sanırım kovulmak istiyorsunuz." Hepsinin yüzleri donup kalırken ekrandan müzik sesleri geliyordu. Masanın önünde durmayı bırakıp yavaşça Esma'nın yanında durdum. Gözlerimi onlardan alarak ekrana çevirdim. Gördüğüm şeyle dehşete düşerken bozulan yüz ifademi zorlukla sabit tutmaya çalışıyordum.
Ekranda, bir pavyonda kızlarla küçük bir sahnede şarkı söylüyorduk. Hepimizin yüzündeki ağlamaklı ifade ise o kadar gülünçtü ki yerin dibine girmek istedim. Biz türkü söylemeye devam ederken normalde olsa Simge'nin yüzündeki ifade ile kahkahalara boğulurdum ama yüzümün kızarmasından başka bir şey yapamadım. Sahnenin köşesinde ise bize emir yağdıran adam başka bir türkü söylememizi istiyordu. Ona yaptıklarım için inatla beni en öne oturtmuş, türküyü bana söyletiyordu. Daha fazla dayanamayarak öfkeyle bilgisayarı kapattım.
"HEPİNİZ kovuldunuz!"
🎡🎡🎡