İyi okumalar kelebeklerr 🦋
"Konuşmak ihtiyaç olabilir ama susmak bir sanattır."
-Goeth
SONER ÇELİK TEKİN
Şirkette işlerimin bitmesiyle Arafı da alıp konağa geçtik. Bakalım babam yine hangi işi üstümüze yıkacaktı bin tane adamı vardı ama yine de mafyacılık işlerini bize temizlettiriyordu. Konağın girişine doğru sürdüğümde kim olduğumu bildikleri için hemen kapıyı açtılar. "Daha geçen toplanmıştık yine ne istiyor olabilir" diye mırıldanan Arafa hiç bakmadan arabayı park ederek konuştum " Bilmiyorum belki şu Alpayların konusudur." Dedim kısılmış sesim ile , ona bulaşmasını istemiyordum o kirlenmemeliydi. "Kız konusunda bir şeyler bulabildin mi" diye sordu bana doğru.
"Hayır, basit bir kız işte yıllar önce evlatlık ama hiçbir şeyden haberi yok oldu ki çok masum ve saf zaten "
"Doğru istese de anlayamaz " dedi kibirli bir sesle.
"Ona bulaşmak istemiyorum Çelik " dedi hüzünlü bir sesiyle bende istemiyorum diyemedim sustum. Yine sustum.
Arabayı park ettikten sonra inip kaputa doğru yaslanıp bir sigara dalını Arafa uzatıp diğerini de kendime aldım. Çakmağımla ilk Arafınkini sonrada kendiminkini ateşliyip uzun bir nefes çektim. Bir gün gerçekleri öğrenince bu dumanlar gibi uçup gider miydi o da benden. Yoksa külleri gibi kalır mıydı? Ama küller iz bırakırı ve inanın o izleri temizlemek çok zordu. Ama şunu biliyordum onun izlerini bile temizlemezdim ben. Annemden kalan tek şey izlerdi, ne kadar temizlesemde çıkmayacaklarını biliyordum. Ama onunkileri temizlemeye yeltelenmezdim bile.Bu konakta küçüklüğümü hatırlıyordum. O zamanlar daha gösterişli gelirdi burası renkliydi çünkü renkler vardı sanki..
O gittikten sonra burasıda soldu, bizde solduk ya da solmadık çünkü biz zaten hiç açmamıştık.
Bahçenin bir köşesinde hep kırmızı güller olurdu mesela onun gülleriydi. O kadar çok ilgilenip severdi ki onları bir bitkiden bile kıskanır hâle gelmiştim. Belki ona bir gül götürsem benide sever diye düşünmüştüm, çocuk aklıydı işte.
12 Ağustosta 2006
Elleri cebinde bahçede ki çınar ağacına yaslanmış kara kara düşünüyordu küçük Tekin. Sabah yine erken uyanmış annesine sürpriz yapacaktı ama odasında yoktu. Sadece babası vardı o 'da hazırlanmış şirkete gidiyordu. Kapının aralık kısmından babasının siyah kravatını bağlamasını izliyordu. Ona gözükmemeliydi çünkü erken uyanmasına nasıl bir tepki vereceğini bilmiyor ve korkuyordu. Aynanın karşısında duran Alaca oğlunun onun izlediğini biliyor ama görmemiş gibi yapmayı tercih etmişti. Kravatını bağlayıp dolabın içindeki kasaya şifresini girdi ve altın rengi ağaç işlemeli yüzüğünü taktı. Bunu gören oğlu her defasında daha da heyecanlanıyordu çünkü herkes o yüzüğü takmazdı sadece Alacalar. Bu bir nevi örgüt gibi bir şeydi kademe kademe üçe ayrılıyordu. En yüksek rütbe Alacalar bir aşağısı Aresler ve en düşük kademe Alacalılar. O zaman daha bu terimlerin ne olduğu bile tam olarak bilmiyordu küçük Tekin. Onun daha da odaya doğru girdiğini gören babası şefkatle yanına çağırdı oğlunu. O 'da paytak adımlarla babasının yanına doğru gidip dizine oturdu ve yüzüğü incelemeye başladı. Babası kızmamıştı ona bakışlarından anlıyordu.
Altın rengi ağaç şeklindeki yüzük ışıl ışıl palırdıyor gözünü kamaştırıyordu. " Beğendin mi" diye sordu babası.
"Hı hı " diyerek hızlıca kafa salladı küçük Tekin. Sonrasında ise babasına doğru dönerek " Bende istiyorum baba bana da alalım" dedi heyecanlı bir şekilde. Gülerek cevap verdi oğluna Alaca " bu zaten senin evlat, zamanı geldiğinde bunların hepsi senin olacak"dedi büyük bir sakinlikle.
Bunu duyan Tekinin göz bebekleri büyüdü, parladı adeta "gerçekten mii" diye sordu heyecanla ellerini çırpıp.
Babası yanıt vermedi, kucağından indirip tam odadan çıkıyordu ki küçük oğlundan duyduğu soru ile durdu. " O zamanda Annem benimle ilgilenir mi baba , o hep çiçekleriyle ilgileniyor " dedi dudak büzerek. Babası ise hâlâ sırtı dönük bir şekilde onu dinliyordu. Bir anda aklına gelen bir planla babasına doğru koşup önüne geçti ve heyecanla konuşmaya başladı. " Buldum! Baba buldum! " Dedi ellerini çırpıp zıplayarak " Ona o güllerden birini verirsem belki benide sever " diyerek koşarak çıktı odadan. Babası ise sadece arkasından bakabildi. Çünkü biliyordu kelimeler yetmezdi teselli etmeye.
Küçük Tekin hızla bahçıvana doğru koşarak güllerden almak istediğini söyledi. O kadar mutluydu ki Annesi sarılırdı belki ona, bu düşünce onu daha da mutlu etmiş ve heycanlanmasına sebep olmuştu. En son ne zaman sarılmıştı..
Kokusunu bile bilmiyordu ama gül gibi koktuğuna emindi.
O gün o kırmızı güllerden çok güzel bir buket yaptı bahçıvan abisiyle. Akşama doğru kapının önündeki merdivene doğru oturup annesini bekledi Tekin. O kadar heyecanlıydı ki bekledi..bekledi ama Annesi hâlâ yoktu. Hava kararmış yağmur yağıyordu o kasvetli havayı hiç unutamadı küçük Tekin. En son hatırladığı şey merdivende elindeki buketle uyuya kaldığıydı ve babasının onu kucağına alıp odasına yatırması buketide camdan aşağı atmasıydı..
En kötüsü ise 12 Ağustos onun doğum günüydü ve Annesinin onu terk ettiği gün.
Günümüz
Daha fazla o çiçeklere katlanmamak için sigarasını yere atıp söndürdü Soner. Duruşunu dikleştirip içeri bir adım attı evi hâlâ bıraktığı gibiydi tek bir fark vardı , artık huzur vermiyordu. İçinin burukluğu ile tebessüm etti.
Yavaş adımlarla aşağı katta olan kütüphaneye indi babası toplantıları hep burada yapardı. Ona huzur verdiğini söylüyordu. Kütüphanenin dev ahşap kapısından açıp usulca içeri girdi. Daha kimsenin gelmemesiyle şaşırmıştı. Araf bile yoktu. Onlar gelene kadar kendi yerine oturdu. En baş tarafta ki koltuğun hemen sağ tarafı..Yeri bile yıllar önce belirlenmişti , o'da biliyordu gelecekte bütün güç onundu ama bu yük şimdiden ağır geliyordu.
İtiraz edemezdi. Oturduğu yerden yine o şöminenin üstündeki dev tabloya da gezdirdi gözlerini duvara montenmiş bir çınar ağacı tablosu en üstünde ise rengârenk kanatları olan bir anka kuşu, ağacın altında ise şöyle yazıyordu "Il y a une mort cachée sous chaque sourire."
Sadece o değildi babasının yani Alacanın oturacağı koltuğun tutma yerinde de ne çok belli ne de belirsiz bir anka kuşu vardı. Aynısının bir benzeri de kendi koltuğunda da vardı. E tabi ondan sonra o geçecekti başa. Babası bir Alaca olduğu için kendiside yüksek bir rütbedeydi yani o 'da Alacaydı. Araf , Mert ve akında Ares kısmındaydı. Diğerleri yani plana dahil olan Onur ve Turgut onlar en alt kademede yani Alacalılar kısmındaydı bunun nedeni Alacanın onlara hâlâ güvenmemesiydi üç yıldır bizimle çalışıyorlardı ama bu kısa bir süreydi Alaca olmak için en az altı yıl lazımdı ya da bir Alaca varisi olmalıydın.
Şansa bak varis olarak doğmuşum tüh ya!
Buna rağmen bu toplantıda bizimleydiler Alaca onlara ayrıcalık tanımıştı ve bunun nedeni aile dostumuz olan Selim sayesinde işe girmeleriydi.
Diğerlerininde kütüphaneye girmesiyle Alacayı beklemeye başladık. O içeri girdiğinde ise herkes ayağa kalkmıştı ayağa kalkmayan bir tek ben ve Araf vardı.
Saygı duymuyor değildik elbette sadece gerek yoktu.
Alaca yerine geçip oturduğunda yine bir sessizlik hâkimdi. Konuşabilen İlk kişi ben oldum elbette. "Bildiğim kadarıyla biz iki hafta üst üste bir toplantı yapmazdık , düzen bozuldu herhalde." Dedim ona doğru bakarak.
"Planda değişiklikler oldu" dedi Alaca yüksek sesiyle.
"Ahh yine ne oldu ama " diyip bıkkınlıkla bir nefes soludu Akın.
Alacaya doğru dönüp ne oluyor bakışı attım. "Şirketle ilgili olduğunu düşünmüyorum ki şirket bu işte alakası bile yok "
"Merak etme evlat orayı buraya karıştırmam " dedi şefkatli bir sesle . Küçük bir öksürükle herkesin ona bakmasını sağlayıp delici bakışlarıyla konuşmaya başladı Alaca." Biliyorsunuz konumuz Alpaylar.."
" Nolmuş Alpaylara" dedi Mert
"Anladığım kadarıyla biri bu konuyu araştırdığımızı ve kızın hâlâ yaşadığını öğrenmiş."
"Ne" diye ilk şaşkınlığını belirten Onurdu.
Diğerleri ise sessizliğini koruyordu.
" Bunu öğrenmeleri hiç iyi bir hâl değil. Kızı gizlice koruma altına alın. Ve işinizi hızlı tutun toplantı bitmiştir." Diyerek ayağa kalktı bana doğru dönüp" Odama bekliyorum " dedi başımla onayladım ve peşinden gitmeye başladım.
Arkasından girip kapıyı kapattım ve masasının önündeki koltuğa oturdum. O' da o sırada kendisine viski koyuyordu." Sana vereceğimi düşünüyorsan yanılıyorsun evlat , o zıkkımı bile içmene karşıyım"dedi yalandan kızmış gibi sesini çıkartmaya çalışırken.
"Farkındayım Alaca"
Viskisinden bir yudum alıp masasına oturarak ayaklarını masanın üstüne koydu ve söze başladı. "Aramızda bir hain var, kim olduğunu araştırmaya başladık ama hala bulamadık onlara çok güvenmesen iyi olur."
"Biliyorsun kızın görevini boşa sana vermedim Arafa 'da verebilirdim. Kızın çevresinden pek ayrılma en kısa sürede buraya getir hatta."
"Mahsenide gezdireyim istersen"
" Hmm yok kızı zar zor yakalamışken hiç gerek yok." Diyip sesli bir nefes verdi.
" Bakalım Alpayların kızı nasılmış.." diyip başıyla oğluna kapıyı gösterdi. Oğlu çıkıp gitmeden önce ise " dikkat et evlat kimseye yaslama sırtını , avcıyken av olma" dedi gülerek.
"Avcıyken av olma"
Kafasında binlerce kez tekrar etti bu söz. Avcı olduğunu biliyordu ama av olmak..bunu zaman gösterirdi.Daha fazla burada zaman harcamak istemedi ve Alin'in evine doğru yol aldı.
...
Arabayı hızlı sürdüğü için yol kısa sürmüştü. Fark edilmemek için arabayı diğer arabalarının yanına park etti ve etrafı izlemeye başladı. Madem takip ediliyordu,güvende olmalıydı. Arabayı park ettiği gibi Alini sokağın başında görmeyi beklemiyordu. Elinde telefonuyla konuşuyordu ve anladığım kadarıyla hiçte mutlu bir konuşma değildi. Gözüme yan binaya takılan yeni kameralar takıldı onlar dün yoktu. Belki de bugün takılmıştı.
Alinin eve girmesiyle rahat bir nefes alıp kendi evime doğru sürdüm arabayı.
ALİN ALPAY
"İnanamıyorum, Sanem az önce beraberdik ben yokken iki dakikada neler olmuş "
"Her neyse Alin bu konuyu bugün kapatmak istiyorum, daha bana detay falan sorma olur mu "
"Elbette, ayrıca kimden bahsediyorduk ki tanımıyorum."
Kıkırdayarak " Evet, iste aradığım cevap"
" Neyse şimdi kapatıyorum görüşürüz güzelim "
"Görüşürüz " diyerek aramayı sonlandırdım. Aslında bu konuyu çok merak ediyordum ama üstüne gitmek sadece arkadaşlığımızı zedelerdi o yüzden sustum. Umarım içinde bana anlatamadığı bütün savaşları kazanır.
Eve sonunda gelmiştim, zaten saatte altı olmuştu bile. Akşam yemeği yapmak yerine noddle yapmak daha çok işime geliyordu.
Noddle hazır olana kadar biraz internette takılmaya karar vermiştim. Instagrama girdiğimde @Sonerçt isimli bir hesabın bana istek attığını gördüm. Soner olduğu düşünerek isteğini kabul edip geri takip isteği atmıştım. Anında geri dönüş yapmıştı.
Vayy aktifiz demek ha!
Onayladığı gibi profiline girmiştim fakat hiç göndersi yoktu sadece öne çıkanları vardı. Onda da Milas ve arabadan çekilmiş storiler ve çocukluk fotoğrafları..
Bir fotoğrafında Soner üstüne mavi bir tulum giymiş elleri cebinde bir ağacın önünde çekilmişti, diğerinde ise yanında çok tanıdık bir yüz vardı. Soner siyah bir takım elbise giymiş yanında ki çocuk ise lacivert bir takım elbise giymiş ikiside büyük bir villa ya da konağın önünde poz vermişti. Biraz daha detaylı baktığımda üstünde "Tekinler konağı" yazdığını gördüm. Arkada bir sürü insan vardı ve masalarda duruyorlardı. Arkada gözüme çarpan tek şey küçük kıvırcık saçlı bir kızın pembe kabarık ama kısa olan bir elbiseyle elindeki lolipopa bakmasıydı. Ayağında beyaz rugan ayakkabılar vardı ve çok tatlı duruyordu. Yemeğimin olduğunu düşünerek daha fazla intarnette dolaşmadan uygulamadan çıktım. Gidip televizyondan herhangi bir şey açıp yemeğimi yerken izlemeye başladım.
Bir anda dışarıdan gelen tıkırtılarla biraz korkmuştum. Televizyonun sesini kısıp camlardan dışarı bakmaya çalıştım kendimi belli etmeyerek. Odamın camına geldiğimde direk yan bina gözüküyordu ve birilerinin yan binanın kamerasını değiştirdiğini gördüm. Siyah maskeli bir adam gri bir merdivene çıkmış kamerayla uğraşıyordu. Beni çokta ilgilendirmezdi ondan camı kapatıp perdeleri çektim ve giriş kapısını gidip kitledim. Tırsmadığımı söyleyemezdim.
Balkonuda kitlemeye gidiyordum ki karşı yolda bir ağaca yaslanmış bir şekilde sigarasını içen Soneri gördüm. Burada ne işi vardı gerçi evinin yakınlarda olduğunu söylemişti belki de gece yürüyüşüne çıkmıştı çünkü üstünde siyah Nike markalı bir eşofman takımı vardı.
Aslında onu arayıp burada ne işi olduğunu sormak isterdim yada sadece selam vermek isterdim ama hiçbir şey yapmadım. Görmezden gelicektim. Perdeyi açıp kapıyı usulca kitledim ve sonra gece perdesini de çekerek içeri geri geçtim.
Yarına bizimkilerle beraber yine şu proje hakkında konuşacaktık. Aslında bizim projede yaptığımız bir şey yoktu Akın ve Mert her şeyi hallediyordu zaten. Olmadı sunumu ben yapardım olur biterdi ama bu durumdan rahatsız olduklarını düşünmüyorum olsaydılar söylerlerdi çünkü Araftan anladığıma göre dürüst kişilerdi sonuçta. Yemeğimi yedikten sonra bulaşık makinesi koydum ve daha fazla uykuma dayanamayarak yatağa girdim.
SONER ÇELİK TEKİN
Eve gidip biraz kestirdikten sonra bizimkilere Alinin evinin önüne koruma koymasını söylemiştim. Hatta dayanamayarak onları kontrol etmeye gittim. Evi zaten yakındı sadece telefonumu ve sigaramı alarak evden çıktım. O sırada bizim korumalardan birkaçını kamerayı değiştirmelerini istemiştim. Onlar o kamerayla uğraşırken bende onun tam balkonunun karşısına bakan kaldırımda sigara mı içiyordum. Onu aramak geldi bir an içimden ama çoktan uyumuş olmalıydı. Hem ne diyecektim ki kapıdayım iki dakika insene falan mı olabilirdi aslında..
Neyse.
Adamlarımın işide bitince son kez balkonuna baktım o sırada gördüm onu perdeyi çekerken. Anlık beş dört saniye bile sürmüş olabilirdi hatta ama sonuç olarak görmüştüm. Belki o'da beni görmüştü büyük ihtimalle yürüyüşe çıktım sanmıştır diye düşündüm. Adamlara ayriyeten bir kaç tane binanın neredeyse çoğu yerinede kamera taktırmıştım ve telefonumdan izleyebiliyordum. Alacaya işi hallettiğime dair bir mesaj atıp evime doğru yol aldım o sırada onun odasınında ışığı bir saniyeliğine kapanıp açılmıştı. Uyuyacaktı bir ihtimal. Normal bir hızda yürürken siyah giyimli benim adamım olmayan bir korumaya rastladım. Hemen oradan Turgutu arayıp haber verdim kameraları incelesin diye ama her kimse sadece binanın etrafında bir tur atmış sonrada ortadan kaybolmuştu. Büyük ihtimalle nerelere taktığımıza bakıp gitti. Kim bilir belki de içimizde ki hainin adamıydı..
***
Oyyysss bu bölümde bitti çok şükür artık biraz daha olaylara girmeye başladık.
Ay küçük tekin diye bahsettiğim Soner anlamissinizdir diye düşünüyorum.
Ayrıca o fotoğraftaki kim sizce??
Bu arada soner 1998'li Alin ise
2001'li haberiniz olsun diye dedim.
Yaş farkı severizz.
Sonraki bölümde görüşmek üzere ✨🐿️🍂🦋🦆