İçeriğe geç

Sonları Sevdim

Bölüm 1 · 2 dk okuma

Sonları Sevdim

Bölüm 1

1. Bölüm

Prenses, o yüksek duvarların arasına doğmuştu; gökyüzünü bile ancak penceresinin dar çerçevesinden tanıyordu. Sarayın bahçesi vardı elbet, güller açar, kuşlar öterdi… ama hiçbir zaman gerçek bir rüzgâr değmezdi yüzüne. Çünkü o rüzgâr, şatonun dışına aitti.

Bu ülkede prenses olmak, kulağa anlatıldığı kadar masalsı değildi. Taç, ağırdı. Kurallar, görünmez zincirler gibiydi. Ve en katısı da şuydu: Bir prenses, evlenmeden şatonun kapısından dışarı adım atamazdı.

Prenses bunu küçük yaşta öğrenmişti. Önce anlamamış, sonra kabullenmiş, en sonunda da içten içe buna karşı bir özlem büyütmüştü. Geceleri uyumadan önce hayal kurardı. Çıplak ayakla çimenlere basmayı, saçlarını rüzgâra bırakmayı, kimsenin ona “prensesim” demediği bir yerde sadece kendisi olmayı…

Ve bir gün, o özlem dayanılmaz hale geldi.

Sabah güneşi odasına vururken, aynanın karşısında uzun uzun kendine baktı. Gözlerinde ilk defa kararlılık vardı. O gün, sadece bir prenses gibi değil, kendi hayatını isteyen biri gibi davranacaktı.

Kralın huzuruna çıktığında sesi titremedi.

“Babacım,” dedi, gözlerini onunkilerden kaçırmadan, “siz de uygun görürseniz… bir beyefendi bulup evlenmek isterim.”

Kral önce şaşırdı. Sonra bu sözlerin arkasındaki isteği fark etti. Bu sadece bir evlilik talebi değildi. Bu, özgürlük talebiydi.

O gün sarayda yeni bir hareket başladı. Elçiler gönderildi, haberler yayıldı. Uzak ülkelerden prensler, asilzadeler, varlıklı genç adamlar davet edildi. Hepsi prensesi görmek, onunla evlenmek için sıraya girdi.

Ama prensesin içinde bir fırtına kopuyordu.

Ya sevmezse?

Ya seçtiği adam, ona nazik davranmazsa?

Ya özgürlük sandığı şey, başka bir esaret olursa?

Geceleri uykuları kaçtı. Gündüzleri gülümsedi, ama içi hiç susmadı. Yine de geri adım atmadı. Çünkü hayali, korkusundan daha büyüktü.

Ve sonra… o gün geldi.

Sarayın büyük salonunda, kapılar ağır ağır açıldı. İçeri bir prens girdi. Diğerlerinden farklıydı. Üzerindeki kıyafetler gösterişliydi ama asıl dikkat çeken, yürüyüşündeki kendinden eminlikti. Sanki her şey zaten onunmuş gibi ilerliyordu.

Prenses, onu ilk gördüğü anda kalbinin hızlandığını hissetti.

Bir anlık bir şeydi belki… ama o an, onun için yeterliydi.

“Aşık oldum…” diye fısıldadı kendi kendine. Henüz adını bile bilmiyordu.

Henüz sesini duymamıştı.

Henüz nasıl biri olduğunu öğrenmemişti.

Ama kalbi, aklından önce karar vermişti bile.

İşte bu yüzden, prensesin içini bir huzur kaplamıştı. Aşık olmadığı bir adamla ömür geçirmektense aşık olduğu o ihtişamlı beyefendiyle bir ömür yaşamak çok daha iyi bir fikir gibi gelmişti kulağa.

Prensin gözlerindeki o kısa, soğuk parıltıyı fark etmemişti. Gülüşünün ardındaki sertliği, sözlerinin altındaki kibri… hiçbirini.

Düğün hazırlıkları hızla başladı. Saray ışıklarla donatıldı, sofralar kuruldu, müzikler çalındı. Her şey kusursuzdu. Herkes bu evliliğin ne kadar “mükemmel” olduğunu konuşuyordu.

Prenses de gülümsüyordu.

Çünkü sonunda, şatonun kapıları onun için açılacaktı.

Ve gerçekten de açıldı.

Ama bazı kapılar, açıldığında insanı özgürlüğe değil… bilmediği bir karanlığa götürür.

Prenses, bunu henüz bilmiyordu.

Henüz…

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.