İlk önce selamm. Notlarımda yazdığım Sonic karakterlerinin one shotslarını yayınlıyorum burada o yüzden herşey çıkabilir, şimdiden haberiniz olsun. Açıkçası ilk bölümü silvazeli yapmak ne kadar mantıklı bilmiyorum ama umarım beğenirsiniz!
~~~~
Beyaz kirpi gergindi. Mor kedinin yanındaki o köpek, mor kedi ile fazla uzun konuşmuştu. Fazla uzun. Silver, köpek ve mor kedinin konuştuğu masaya gergince bir bakış attı. Sol ayağa istemsizce stersli bir ritimle yere vuruyordu. Bardağından bir yudum alırken omzunda bir el hissetmesi ile elin sahibini görmesi bir oldu. Mavi kirpiydi. Ama Sonic'te bir değişiklik vardı. Silver bunun Sonic'in normal hali olduğunu düşünmek istedi ama mavi kirpinin hafif sendelemesi, kızarmış yanakları -tamam, belki bunun sebebi başka bir şeyde olabilir- ve içki kokusu bunun hiçde normal bir hal olmadığının göstergesiydi. "Hey, dostum neden eğlenceye katılmıyorsun?" Sonic bir an Silver'ın yarım saattir gergince baktığı o noktaya baktı. Bir bakışta olayı anlamının verdiği güven ile mavi kirpi, beyaz kirpiye bakıp sırıttı. Islık çaldı. "Birileri kıskandı, ha?" Silver öksürdü. "Ne?"Sonic dahada sırıttı ve Silver'ın dibine girdi. "Bak dostum, eğer bir kızı etkilemek istiyorsan burada böyle duba gibi durmak yerine onunla biraz flört etmen gerekir. Ona, hoşuna gittiğini belirt. Böylece günü balonun sonunda bir köşede tutkulu bir şekilde öpüşürken bitirirsiniz." Silver, Sonic'in son sözü ile yanaklarının kızardığını hissedince kaşlarını çattı. "Sonic, sen ne içtin?" Açıkçası mavi kirpinin hafif içki kokusu, kızarmış yanakları ve aşırı rahat konuşması onun ne içtğini belli ediyordu. En azından o kadar çeşit arasından hangisini içtiğini bilirse belki birşey yapabilirdi. Belki, bir umut. "Hmm... Shadow, bana çok güzel bir vişne suyu vermişti." Mavi kirpinin yanakları dahada kızarırken arsızca sırıttı. Sanırım aklına başka şeyler gelmişti. Silver konuyu değiştirmeye çalıştı."Shadow nerede?" "Ah, sanırım şu an lavobada kendine gelmeye çalışıyor. Şeyden sonra....-Eh, sarhoşken yapabilceğim şeylerin sınırı yok sanırım. "Silver, Sonic'in neler ima edebileceğini düşündü- ve düşünmesi ile aklından silmeye çalışması bir oldu. Sonunda Sonic Silver'ı rahat bırakmaya karar vermiş olcakki onun omzunu sıktı. "Eh, ben kaçar. Mavi bulanık için gece daha yeni başladı."Sonic tam arkasına dönüp adım atıcakken hemen Silver'a döndü. "Ve unutma ona, hoşuna gittiğini belirt. Biraz sahiplenici ol, dostum." Silver yine yanaklarının kızardığını hissetti. "Beni rahat bırak, Sonic."Sonic kıkırdadı. "Sen bilirsin. Ama benden söylemesi eğer birşey yapmazsan kız elden gider." Arkasına dönmeden Blaze ve köpeğin konuştuğu yere imalı bir şekilde baktı ve Silver'a el sallayıp dans eden kalabalığın arasında kayboldu. Silver yine masada tek kalmıştı. İç çekti ve suyundan bir yudum alırken Blaze'in olduğu yere baktı. Mor kedi üstüne giydiği kırmızı yırtmaçlı elbise ile çok güzel gözüküyordu. Her zaman topladığı saçlarını açmıştı ve uzun dalgalı saçlarını omuzlarından aşağa dökülüyordu. Tanrıça gibi gözüküyordu. Ateş tanrıçası gibi. Gülüyordu. O lanet olası köpek ile gülüyordu. Silver artık birşeyler yapması gerektiğine inanıyordu. Peki ne yapmalıydı? Belki Sonic'in dediği şeyleri yapabilirdi. Bunu düşününce başını kendi kendine hayır diye salladı. Sarhoş birinin önerisi yapacağı son şey olmalıydı. Hatta yapacaklar listesinden olmamalıydı. Ama Sonic bir şekilde kızları etkilemeyi beceriyordu. Sonic her şekilde bunu beceriyordu. Ama o, Sonic değildi. Onun yaptıklarını yapamazdı. Gergin bir şekilde yüzünü ellerinin arasına aldı ve Blaze ve köpeğin konuştuğu yere sırtını dönüp dirseklerini masaya dayadı. Belki Blaze'in yanına gelmesini beklemeliydi. O ikisinin konuşmasını bölerse Blaze sinirlenebilirdi. Hatta onun kıskanç biri olduğunu düşünebilirdi. Kıskanç bir arkadaş. Kaos, neden bu kadar buna takmıştı ki? Cidden altı üstü sıradan bir konuşma. "Silver?" Sesle irkildi, başını kaldırdı. Blaze karşısında duruyordu, gözlerinde hafif bir endişe vardı.“İyi misin?”Silver, kendine gelmeye çalıştı. “İyiyim. Sadece biraz bunaldım. Fazla insan, fazla gürültü, bilirsin işte.” Elini dikenlerine götürürken yanakları hafif kızardı, gülümsemeye çalıştı.Blaze fazla sorgulamadı, masaya oturdu. Dirseklerini dayayıp dans eden çiftleri izlemeye başladı. Silver, onun köpekle ne konuştuğunu merak etse de… şu an yanında olması yeterliydi. “Dans etmek ister misin?” Silver’ın bu sözleri planlı değildi, ağzından kendiliğinden çıkıvermişti. Hemen ardından kızararak Blaze’e baktı. Ya reddederse? Ama Blaze’in yüzünde hafif, mutlu bir gülümseme belirdi. “Elbette.” Beyaz kirpinin yerinde kıpırdamadığını görünce kolundan tutup dans pistine çekti. “Hadi Silver, bunu sen teklif ettin. Şimdi istemiyormuşsun gibi davranma.” Aslında hayatında hiç dans etmemişti. Blaze, Silver hafifçe gerildiğini görünce sakinleştirici şekilde gülümsedi."Bak, böyle."Silver'ın elini nazikçe tuttu ve kendi beline yerleştirdi. Kendi elini onun omzuna koydu ve ikisininde boşta kalan ellerini tutup öne uzattı. "Beni izlemen yeterli. "Mor kedi sakince beyaz kirpiyi dansın ritmine göre dans etmesi için yönlendirmeye başladı.Silver bu yakınlıktan dolayı hafifçe kızardı. Utanmıştı. Ama kesinlikle rahatsız olmamıştı. Hatta itiraf etmeye utansada hoşuna bile gitmişti.İkiside şarkının ritmene göre dans ederken Silver, Blaze'e baktı. Blaze'de başını çevirip ona baktı. Göz göze geldiler. Silver’ın kalbi göğsünde hızla çarpıyordu. Dans eden kalabalığın gürültüsü, müziğin ritmi, etraflarındaki parlak ışıklar… Hepsi bir anda silikleşmişti. Geriye sadece Blaze’in bakışları kalmıştı. Silver kaçmak istedi ama bakışlarını kaçırmadı. Kaçıramadı. Mor kedinin altın gibi parlayan gözleri, Silver’ın gözlerine kilitlenmişti. Silver yutkundu, sanki kelimeler boğazında düğümlenmişti. Blaze ise gülümsemeye devam ediyordu, ama bu sefer o gülüşün içinde bir sıcaklık vardı. İçten, yumuşak… “Silver…” Blaze’in sesi müziğin içinden ince bir tını gibi süzüldü. “Evet?” Silver’ın sesi biraz titrek çıkmıştı.Blaze, başını yana eğerek ona baktı. “Beni dansa kaldırman… çok hoşuma gitti.” Silver’ın yanakları daha da kızardı. O an, bütün gerginliği eriyip gitmişti. Elinde hâlâ Blaze’in sıcak tenini hissediyordu ve bunu bırakmak istemiyordu.Şarkı yavaş yavaş sona ererken ikisi de hâlâ hareketlerini bırakmadı. Müziğin yerini kalabalığın alkışları aldı ama Silver ve Blaze, oldukları yerde kaldı.Silver, cesaretini toplayarak fısıldadı: “Blaze… seninle olduğumda… her şey biraz daha... Eh... büyüleyici oluyor..." Blaze’in gözleri hafifçe büyüdü, sonra dudaklarında nazik bir tebessüm belirdi. O anda, bir adım daha yaklaşmıştı. İkisinin de nefesleri birbirine karışıyordu. Silver aklından bu yakınlığın getirebilceği sonuçları düşünürken yanakları kızardı. Karşısındaki mor kedininde ondan bir farkı yoktu. Bir adım daha atsalar, belki birşey olabilirdi. Belki mi? Ah, hayır kesinlikle birşey olurdu. Ama o an bir ses araya girdi. “Hey! Silver! Blaze!” İkisinin de başı aynı anda döndü. Dans pistinin kenarında sallanarak duran Sonic, onlara el sallıyordu. Hâlâ sırıtarak kadehini havaya kaldırmıştı.Onların bu yakınlığını görüp “İşte bu! Nihayet! Aferin, Silver!” diye bağırdı, yüzündeki hayırsız bir vatan gülüşü vardı. Silver kocaman açılmış gözleri ile Sonic'e bakarken Sonic kıkırdadı ve ardından sendeleyip kalabalığın içine karıştı.Blaze gülmekten kendini alamadı. Silver ise başını iki yana salladı. Elbette içinden küfür etmeden edemedi. “Kaos, şu kirpi…” diye mırıldandı ama Blaze’in gülüşü, içindeki tüm sıkıntıyı dağıtmıştı.Müzik yeniden başladığında Blaze eğildi, alaycı ama tatlı bir şekilde fısıldadı. “Devam edelim mi, dans partnerim?”Silver bu defa tereddüt etmedi. “Evet.”