İçeriğe geç

Sonbahar Rüzgarı

Bölüm 1 · 4 dk okuma

Sonbahar Rüzgarı

Bölüm 1

Yalnızlık Rüzgarı

Başlayanlar başlangıç tarihlerini ve saatlerini yazıp "🍁" bu emojiden bırakabilir mi lütfen?

Bu bölümde size eşlik edecek o şarkı

Lana Del Rey -- Summertime Sadness

---------------

Ekimin en güzel günlerinden biriydi. Yine neşeli olmak için çabaladığım günlerden biriydi. Her zamanki gibi beni yaşatan yere doğru ilerliyordu adımlarım.

Kütüphaneye

Minik çakıl taşlarının ayağımın altında ezilirken çıkardığı sesler kulağıma doldukça, zihnimin bir köşesine savurduğum sorular yeniden ortaya çıkıyordu. Burada mı terk etmişti beni?

Kütüphaneden içeri girdiğimde adımlarım tüm rafları görebildiğim alanda durdu. Derin bir nefes alıp yuvama baktım. Yuva sizi hayata bağlayan, yaşama sebebiniz olan yerdi. Burası benim yuvamdı.

Elimdeki kitaplarla sevim hanıma doğru ilerledim. Sevim hanım beni görür görmez “Hoş geldin Alin’cim Yine erkencisin.” dedi.Neşeli bir şekilde. Elimdeki kitapları ona verirken “ Hoş buldum Sevim abla günaydın.” Dedim onun gibi neşeli bir şekilde. Sevim hanım eliyle arka tarafı işaret ederek “Eren geldi. Seni bekliyor.” Dedi. Eren geldiyse bir sonuca varmış demektir. Çünkü Eren kütüphaneden nefret eder.

Hızlı adımlarla Eren’in oturduğu masaya ilerledim. Tam da tahmin ettiğim gibi elinde bir dosya vardı. hemen oturdum ve heyecanla yüzüne bakmaya başladım. “Buldun mu Eren?” diye sordum heyecanla. Eren sıkıntılı ve epey derin bir nefes aldı. “Sana senin iyiliğin için dâhi olsa yalan söylemeyeceğim Alin.” Dedi ve elindeki mavi dosyayı bana uzattı. “Buldum güzelim. Aileni buldum.”

Birkaç saniye dosyaya boş boş baktım. Eren uzanıp nazikçe gözümden akan yaşları silene kadar ağladığımı fark etmemiştim. Ellerim titriyordu. Korkuyordum. Başımı dosyadan kaldırdım. Ve Eren’in boynuna atladım. Hıçkırarak ağlarken başımı Eren’in boyun girintisine sokmuştum. Mutluluktan mı yoksa korkudan mı ağlıyordum bilmiyordum. Eren’in ellerini sırtımda hissettim. Daha sonra bir eli saçlarımı buldu. Hıçkırıklarımın arasından “E..e..Eren” diyerek resmen çığlık atmıştım. Eren’in dudaklarını önce saçlarımın tepesinde hissettim tatlı bir öpücük kondurdu. Dostça bir öpücük. Dudakları bir fısıltı şeklinde kulaklarıma gelmişti. “Biliyorum güzelim. Şştt biliyorum.” Dudakları daha sonra boynuma gelmiş ve buraya da kuş gibi hafif öpücükler kondurmuştu. Öpücükleri beni rahatlaşmış, sakinleştirmişti. Ondan yavaşça ayrıldım.

Gözlerinin içine bakıp fısıldadım “ Teşekkür ederim Eren iyi ki yanımdasın. Seni çok seviyorum.” Eren alnıma tatlı bir öpücük kondurdu. “Her zaman güzelim. Her zaman” dedi. Titreyen ellerimle dosyayı aldım. Erene bakıp “Dosyayı yanıma alabilir miyim? Henüz bunu açmaya hazır olduğumu düşünmüyorum.” Dediğimde Eren birkaç dakika düşündü. O düşünürken ekledim “Eğer başına dert açmayacaksa?” gülümsedi. “Merak etme güzelim başıma bir şey açacağını sanmıyorum. Fakat geri getirirsen iyi olur.” Bunun üzerine hızla atılıp yanağına bir öpücük kondurdum. Eren gülümsedi ve “Kendine dikkat et Alin ve eğer kötü hissedersen buradayım. Unutma” dedi. Ve kütüphaneden dışarı çıktı büyük ihtimalle karakola geç kalmıştı.

Heyecanla dosyaya baktım. Artık bir şeyleri öğrenmemin vakti gelmişti. Öğreneceklerim beni mahvedebilir veya hayata bağlayabilirdi. Umarım hayata bağlardı. Daha fazla mahvolmak istemiyordum.

Sevim hanımın yanına ilerledim. “Sevim abla istediğim kitap geldi mi?” Sevim hanım gülümsedi ve danışman masasındaki çekmeceden Martin Eden kitabını çıkardı. Heyecanla elinden kitabı aldım. “Çok teşekkürler Sevim abla birkaç gün içinde geri getiririm.” Diyerek kitabı çantama dosyanın yanına koydum. Ona el sallayıp kapıdan dışarı çıktım. Yurda dönmek istemiyordum bu yüzden önce bir pastaneden poğaça ve vişne suyu aldım. Daha sonra elimdeki poşetle güzel bir parka girdim. Çimlerin üzerine oturup Sevim abladan aldığım kitabı açıp okumaya başladım. Bir yandan da karnımı doyuruyordum. Fakat gözüm sürekli olarak dosyaya kayıyordu.

Hayır bunu burada okumayacaktım. Dikkatimi kitaba vermeye çalışarak birkaç saat daha geçirmiştim. Derin bir iç çekip kitabı çantama yerleştirdim. Saat bire geliyordu. Hemen bir otobüse atladım kulağıma kulaklığımı takıp Lana Del Rey’den en sevdiğim şarkı olan Summertime Sadness şarkısını açtım ve kendimi tamamen şarkıya odakladım.

Şarkı on altıncı kez kendini tekrarlarken otobüs son durağa gelmişti. Otobüsten inip taksi çağırdım. Hava yaz aylarında olduğumuz için henüz kararmamıştı fakat taksi ineceğim yere varana kadar hava kararırdı.

......

Yol boyunca taksici ile sohbet etmiştik. Araç yolu bittiğinde ormanlık bir alana varmıştık. Parayı ödeyip indiğim sırada taksici abinin sesi beni durdurmuştu. “Evladım buralar pek tekin değil dikkat et kendine” demişti. Sadece birkaç saniye durakladım. Bu cümleyi hiç görmediğim babamın söylediğini hayal ettim. Hemen kendimi topladım, kafamı salladım ve araçtan indim.

Taksi bulunduğum yerden uzaklaştıktan sonra yaklaşık yarım saatlik yorucu bir yürüyüş yapmıştım. Resmen ayaklarıma kara sular inmişti!

Uçurumun yakınına vardığımda kendimi yorgunca yere attım. Çantamdan mavi kaplı dosyayı çıkardım ve korkuyla dosyaya baktım. Sanırım bunu yapacak cesareti kendimde bulamıyordum. Neden kendime böyle lanet bir söz vermiştim ki? Eğer dosyanın içindeki şeyler tüm umutlarımı kaybetmeme sebep olursa yapacağım şey açıkça ortadaydı.

Derin bir nefes alıp dosyayı açtım.

__________

Kısa bir bölümdü fikirlerinizi bekliyorum.

🍁

Sonraki bölümün sonunda karakterlerle daha fazla tanıştığımız da karakter kartlarını da paylaşacağım

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.