17/01/1998
Merhaba günce, bugün herkes için doğdu gün, güneş herkes için açtı ama sanki benim için battı o güneş, karanlığa büründü Gökyüzü, dar sokaklar, caddeler… Doktor kontrolüne gittim; yendiğim için eğlenceler düzenlediğim hastalık tekrardan kaplamış bedenimi: lösemi. Annem ve babam içeride kavga ediyorlar, maddi olanaklarımız yetersiz; ilk hastalandığımda tüm birikimimizi harcadık. Annem ve kardeşlerim benim için işe başlayacaklarmış, babam içeride ağlıyor, onu duyabiliyorum. Keşke bu kadar zor bir insan olmasam ya da benim için bu denli uğraşmasalar; belki o zaman kendimi huzura bırakabilirim. Benim için yaşamın bir anlamı yok artık, on yaşımdan beri aynı hastalık ile savaşmaktan yoruldum; sadece ailem için direniyorum, yoksa ölüden farksız değilim. Hastanede bir çocuk ile göz göze geldim, bir bakışta çırpıldım adeta. Selviboylu, ela gözlü, kumralın en açık tenine bürünmüş saçlı, bir elma misali al yanaklı bir prens adeta. Krallıkların olduğu bir çağda yaşasaydım tek bakışta bir prens olduğunu düşünürdüm. Aramızda o kadar büyük fark var ki, o bir prens, bense bir çapulcu. Annem babamdan bahsederken “Gönül ota da konar, boka da kızım” der hep; sanırım bu başlamamış hikâyedeki bok tam olarak ben oluyorum. Eğer bu hikâye başlayacaksa ben bok olmaya da razıyım. Her neyse sevgili günce, bugünlük bu kadar muhabbet yeter; yeni bir güne güzel haberlerle başlamak dileğiyle.