“Kayda girdi mi? Sanırım girdi.” Beyaz arabamın kaputunda oturuyordum. Karşımdaki deniz manzarası… eskiden en sevdiğim manzaraydı. “Anne… Baba… Beni bu sefer dinleyecek misiniz?” Titreyen ellerimi yamuk kesilmiş kısa saçlarıma götürdüm. “Çok ihtiyacım var, dinleyecek misiniz?” Rüzgar, ilk defa bu kadar soğuk sanki. Şu an yaşıyorum. Yaşıyor muyum? “Bakın, makyaj yaptım. Baba, bugün istediğin model arabanın sütlü kahve rengini gördüm, seversin sen.” Gözlerim doldu. “Anne, sana sevdiğin o tatlıyı alacaktım, param yoktu, alamadım.” Yarın alırım, diyemedim. Yarın yoktum ki. Gözlerimden yaşlar akmaya başladı. “Ben niye ağlıyorum?” Bu soruyu kendime sordum. Bunu kendim seçmiştim. Olması gerekeni yapacaktım. Belki ölümüme üzülürler diye günlük şeylerden bile bahsetmiştim. “Bugün, 5 yaşlarındaki bir çocuk bana el salladı.” Daha çok yaş. Daha çok acı. “Benim hayallerimi biliyor musunuz?” başımı iki yana salladım. “Sormadınız ki. Ama sizin suçunuz değil. Bu da benim suçum, ben hiç anlatmadım.” Onların suçuydu. Arkadaki denize gözlerim kaydı. Kimse yok. Deniz de bugün benim kadar yalnız hissediyor mu acaba? Hayır. O yalnız kalmış, yalnız hissetmemiş. “Ben anne olmak isterdim.” Kameraya baktım. “Aşık olduğum adama benzeyen bir kız çocuğum olsun isterdim.” Başka hayalim var mıydı benim? Hayır, yok. Anne olmayı da az önce hayal ettim zaten. Hayal kurmamış birisi, ne hissederdi? Ben ne hissediyordum? “Ne anlatmam gerek?” Beni ilk defa dinleyen insanlara ne anlatmam gerekiyordu? “İlgi alanlarınızı bilmiyorum, özür dilerim.” Bu sessizlik beni öldürecekti. Beni sessizlik değil, ben öldürmeliydim. “Anne, benim adım neden Bahar?” Cevabı çok iyi biliyordum. Şans eseri bir konuşma da öğrenmiştim; annem ilkbahar mevsimini çok seviyormuş. Çocuğunun ilkbahar gibi güzel olmasını, insanları mutlu etmesini istiyormuş. Ben annemin istediği o bahar değildim. “Özür dilerim.” Belki de bu videoyu çöpe atacaklardı. İzlemeyeceklerdi bile. Ama herkes intihardan önce ailesine not bırakır. Devam etmeliyim. “Baba, ben 2. Sınıftayken beni okul çıkışı almamıştın ya.” Daha çok yaş. “Ben çok değersiz hissetmiştim.” Daha çok kırık. “O gün neden gelmemiştin?” Kenardaki silaha gözüm çarptı. Bunu gerçekten yapacak mıydım? Evet, doğru olan buydu. Ne kadar yanlış hissettirse de. “Basit bir sohbeti bile beceremedim, değil mi?” Yaşamayı beceremediğim gibi. “Neyse, tarih 22 Kasım 2026. Bu bir intihar mektubu. Sizi şaşırtır belki, ama benim için hiçbir anlam ifade etmiyor.” Çünkü ölmeye karar veren birisinin her şeyle işi bitmiştir. “Bana hiç iyi bakmadınız.” Elime silahı aldım, kamera da gözükmemiş olmalıydı. “Gözlerime hiç bakmadınız. Baksaydınız içimdeki o dağınıklığı görürdünüz.” Cebimdeki tek mermiyi çıkardım. “Beni hiç dinlemediniz. Bir kere dinleseydiniz… neyse.” Silah tuttuğum elimi kaldırdım. “Küçükken oyun oynamama hiç izin vermediniz,” gözyaşlarımı sildim. Göz makyajım akmıştı. “Şimdi oynayacağım, hem de sizlerle birlikte.” Titreyen parmaklarımı silahın mandalına bastırdım, silindiri yana doğru ittirdim ve elimdeki mermiyi yuvaya yerleştirmeden önce kameraya gösterdim. “Bakalım beni kim öldürecek?” Oyun oynayacak olmanın heyecanıyla mermiyi yuvaya bıraktım ve silindiri hızlıca çevirdim. Silindir döndü, döndü ve en son yavaşlayarak durdu. Silahı kameraya kaldırdım. “Çok basit bir oyun, anlatıyorum; bildiğiniz Rus ruletinden farklı ama aynı da.” Güldüm. “Sırayla tetiğe basacağız. Önce ben, sonra siz. Sadece silah hep benim başıma dayalı olacak.” Göz yaşım akıp dudağıma değdiğinde o tuzlu tattan nefret ettim. Elimin tersiyle dudağımın üstünü sildim. Rujum dağılmıştı. “Hadi başlayalım.” Silahı başıma yasladım. Korkuyor muydum? Korksaydım bu oyuna hiç başlamazdım. İstemiyor muydum? İstemeseydim bunu yapmazdım. Sanırım. Ellerim neden titriyor? Tetiğe bastım. Soğuk rüzgar tekrar yüzüme çarptı. Yaşıyordum. Son 7. “Sıra sizde.” Silahı başımdan ayırmadım. “Beni hiç dinlemediniz ya, artık isteseniz de bugünden sonra dinleyemeyeceksiniz.” Tetiğe tekrar bastım. Nefes alıyordum. Alıyor muydum? Alıyordum. Son 6. Kaçıncı da kafamı delecekti? Son 6 ihtimal kalmıştı. Hangisinde göçüp gidecektim? “Hiçbir zaman sevilmeye layık değildim.” Ben hiçbir şeye layık değildim. Düşünüyorum da, ben bütün bu yaraları hak etmiştim sanırım. Yoksa neden bende mutlu olmayayım ki? “Sarılacak kimsem yok benim değil mi?” omuz silktim. Sıra bendeydi. Tetiğe bastım. Basmış mıydım? Nefes alıyordum. Son 5 “Sıra yine sizde.” Silahı onlara çevirdim. “Sizden ilk ve son defa bir şey isteyeceğim.” Silahı tekrar başıma çevirdim. Denizin dalga sesi kulaklarımdaydı. “öldüğümde, mezarıma sakın çiçek getirmeyin.” Getireceklerini pek düşünmüyordum zaten ama olur ya, insanoğlu bu, belki getirirler. “Ben yaşarken kendime çiçek bahçesi oluşturmama izin bile vermediniz. O çiçekler canımı daha çok yakar.” Yanacak canım mı vardı ki benim? Tetiğe bastım. Rujumun vişne tadı geldi dilime. Ölmemiştim. Son 4. “Susması için uğraştığım çok ses var anne.” Kafamın içinde. “Ne yapmalıydım? Onca acıyı hissediyorken ve sana anlatamıyorken ne yapmalıydım?” Beni sadece ben dinledim, beni ben büyüttüm. Şimdi de öldürecektim. Silahı başıma daha çok bastırdım. Yaklaşmıştım. Tetiğe son olmasını umarak bastım. Sesler susmadı. Beynim parçalanmadı. Son 3. “Ölmekten korktuğum zamanlarda ölmek için nasıl yalvardığımı biliyor musunuz?” Sevilmediğimi iliklerime kadar hissettiğim o gündü. 22 Kasım 2014. Tanıdık değil mi? O gün 12 yaşındaydım, şu an 24. O gün çok acıyordu, şu an öyle değil. O gün korkuyordum, bugün yapıyorum. Ölüyorum. “Şu an silah sizin elinizde.” Tetiğe bastım. Boş “klik” sesi. Son 2. Elim titremiyordu artık. “Bana sakın acımayın, onu bu hale biz getirdik deyin.” Öfkeyle silahın ucunu şakağıma daha çok bastırdım. “Onun aptal kafasındaki sesler bize ait deyin.” Silahı onlara çevirdim. Sıkacakmış gibiydim. Nefret dolu sesime şaşırıyordum, bu ben değildim. Bu ben, ben değildim. “Asıl ölmesi gereken bizken, o kendi canına kıydı deyin.” Silahı tekrar başıma dayadım. Düşünmeden sıktım. Boştu. Son 1. Bitecekti. Ve sıra onlardaydı. Beni öldürecek olan onlardı. “Sıra sizde.” Gülmeye başladım. “Beni siz öldüreceksiniz.” Kahkaham bu ıssız yerde yankılanırken kendimden korktum. Sonra… Yaşlar birer birer tekrar akmaya başladı. “Anne,” daha çok ağladım. “Baba.” “Ben çok korkuyorum.” Çaresizlik beni öldürüyordu. Hayır, sevgisizlik. Değersizlik? “Ben ölmek istemiyorum.” Ama böyle de yaşayamıyorum. “Öylece sessiz kalsam duyar mısınız beni?” başımı iki yana salladım. “Konuşurken duymadınız ki susarken duyasınız.” Silahı başıma tekrar yasladım. Bu sefer son olduğunu bilerek. Elim titremedi bile. Kabullenişim öyle büyük, öyle de sessizdi. “Bu ölüm sizin eseriniz.” Düşünmeden tetiğe bastım.
Bölüm 1
Sonbahar
Bölüm sonu
4 yorum
Kıza çok üzüldüm ya ofofofof
1Yanıt😔😔
Birinci bölüme göre çok güzel olmuş ama şöyle birşey var biraz daha kitap dilinde yazabilirdin yani hani çoğunluk olarak yaptım yapıyormuydum sıktım sıkıyor muydum gibi cümleler kullanmışsın bunları durmadan tekrarlı olarak kullanmak bir süre sonra akışı bozar buna dikkat et başkada bir sıkıntı göremedim o son tetik sahnesini felan gayet güzel yazmışsın zaten eline emeğine kalemine sağlık ✨
1YanıtAgladim tm
1Yanıt


