İçeriğe geç

SON YOL MAHALLESİ

Bölüm 1 · 6 dk okuma

SON YOL MAHALLESİ

Bölüm 1

1. Bölüm

HOOOOŞŞGEEEELDİİİİNİİİİZZZZ

Bu kurgu benim güvenli ortamım gibi, her sıkıntı yaşadığımda bu mahalleye geliyorum sanki

Sizi de tanıştırmanın zamanı gelmişti ve işte buradayızzz

Kocaman kocaman öpüyor ve sizi bölümle baş başa bırakıyorum

***

♬ Bölüm Şarkıları ♬

Haluk Levent - Çemberimde Gül Oya

Yeşim - Aşk Alfabesi

***

Tek elimde dengede tutmaya çalıştığım tepsi ile tekrar çaldım kapıyı.

Hava sıcaktı ve kahküllerim de bu hava sanki daha da sıcakmış gibi hissettiriyordu bana.

Yanaklarımı şişirip nefesimi dışarıya üfledim.

Biraz geriye çekilip sesimin yukarıdaki açık pencereden içeriye girmesi umuduyla bağırdım. "Diloş!" dedim. Biraz bekledim. Ardından tekrar seslendim. "Diloş!"

Dila pencerede göründü. "Ay geldin mi?" dedi.

Göz devirmemek için zor tuttum kendimi. "Açsana kızım kapıyı kollarım koptu!"

"Ay tamam geliyorum şimdi." dedi aceleyle ve içeriye girdi. Kapıya ilerledim ben de.

Ahşap kanat açıldığında karşımda Dila yerine abisini buldum.

Savaş Abi.

Yüzü her zamanki gibi hiçbir duyguyu barındırmıyordu. Beni gördüğüne çok da şaşırmamış olmalıydı. Her gün ya ben onlardaydım ya da kardeşi bizdeydi. Bu durum oldukça alışılmış bir durumdu.

Biraz geriye çekilip geçmem için yol açtı bana. Önünden geçerken saçlarımı savurdum.

Soğuk nevale.

Tamamdı, dünyanın en soğuk, en hissiz adamı oydu, tamam.

İnsan bir nezaketen de olsa ver ben taşıyayım derdi. O bile yoktu. Odun adam.

Bildiğim yolları aşıp mutfağa girdim. "Benan Sultan ben geldim!" dedim neşeyle. Elimdeki tepsiyi mutfak masasının üstüne koydum. Benan Teyze beni görür görmez elindeki işi bırakıp bana yöneldi.

"Ay benim kızçem gelmiş," dedi o da aynı neşeyle. "Hoşgeldin bal kız."

"Hoşbuldum," dedim gülümseyerek. Sonra ellerimi belime yerleştirdim. "Dila nerede? Az önce yukarıdan geliyorum diyordu bana."

"Savaşla birlikte sandalyeleri indiriyorlardı salona," dedi.

"Burada yardım edilecek bir şey yoksa ben de onlara yardım edeyim," dedim.

"Bilirsin yerimde duramam ben," dedi. Güldüm ve başımı salladım. "Hallettim her şeyi, ufak tefek son dokunuşlar kaldı."

"Tamam o zaman," dedim. "Gittim ben."

Benan Teyze başını sallarken ben de mutfaktan çıkıp üst kata çıkan merdivenlere koşar adım ilerledim. "Diloş!" dedim seslenerek. "Neredesin?!"

Bir yandan arkama bakarken bir anda biriyle çarpıştım. Bu sert gövde Dila'ya ait olamazdı. Yukarıda da başka birisi yoksa ben Savaş Abi ile çarpışmıştım.

Hızlıca geri çekildiğimde başımı yüzüne doğru kaldırdım. "Pardon Savaş Abi," dedim. "Görmedim."

"Sorun yok," dedi. "Dila odasında."

Ardından yanımdan geçip gitti.

Arkasından yüzümü buruşturup taklidini yaptım sessizce. Önüme dönüp Dila'nın odasına doğru ilerledim. Kapıyı açıp içeri girdim ve kapıyı kapattım. Dila telefonu ile ilgileniyordu yatağında uzanmış bir şekilde.

"Ben geldim ben!" dedim.

"Hoşgeldin, gel," dedi bakışlarını telefonundan ayırmadan.

Kaşlarımı çattım. "Neye bakıyorsun sen?"

Böyle dikkatli bakıyorsa bir iş vardı.

Yanına oturduğumda bana doğru kaydı. "Sana bir şey söyleyeceğim," dedi. "Ama kimseye söylemek yok."

Koluna çimdik attım. "Kız ben ne zaman söyledim başkasına?!"

"Ya söylemezsin de işte," dedi. "Neyse. Bir çocuk var."

"Ee?" dedim gözlerimi merak bürürken.

"Uzun zamandır konuşuyoruz biz," dedi.

Gözlerimi büyülttüm. "Ve sen bana söylemedin mi?!"

"Ya kesinleşmesini bekledim," dedi. "Utandım biraz."

"Benden mi?!" dedim. "Bunun hesabı sonra sorulacak. Devam et, sadece bununla kalmamış ki böylesin sen."

"Ya işte buluşalım dedi, ben de tamam dedim, aşağı mahalleden bir çocuk zaten." dedi. "Bugün de öğle vakti deyince ne yapacağımı bilemedim seni bekledim." Telefonu bıraktı yatağın üstüne. Ellerimi tuttu. Gözlerime umutla baktı. "Gitmem gerekiyor Akasya,"

Araya girdim. "Bu çocuğun güvenilir olduğu ne malum? Kimmiş bu çocuk? Aşağı mahalle diyorsun da ya tekinsiz bir tipse?"

"Tanıyorsun sen de, Furkan var ya, o işte. Hani geçende mahallenin parkında oturmuştuk gençler olarak. Orada görmüş beni, istek attı o gece, konuşuyoruz o zamandan beri."

Bu, üstünden iki ay geçmiş bir olaydı. Bu çocukla bu kadar süredir konuşuyorlarsa ufak da olsa bir şey var demekti.

"Ne diyorsun? Yardım eder misin bana Akasya?" dedi.

Düşünmeye başladım o andan sonra. "Gün yok mu zaten bugün burada?" dedim. "Aradan sıvışırsın, ben hallederim burayı. Aklın kalmasın." İşaret parmağımı ona döndürdüm. "Ama bak herhangi bir sorun olursa diye biber gazını yanına alıyorsun. Ters bir hareketi olursa affetme, sık. Dönerken de beni ara merak ederim."

Başını sallayıp sıkı sıkı sarıldı bana. Ben de ona tabii.

Sonrasında ben odadan çıktım o da hazırlanmaya başladı. Kısa bir sürenin ardından onu odasında beklettim. Bu katta birinin olmadığına emin olduğumda Dila'yı çağırdım ve birlikte aşağı indik.

Koridora çıktığımızda mutfaktan gelen sesler ile Dila'ya döndüm. Fısıldayarak, "Ben şimdi mutfağa gidiyorum, oyalarım onları, sen de hızlıca çık." dedim.

Başını salladı ve kapıya ilerledi. Ben de mutfağa yürüdüm. Tam da tahmin ettiğim gibi Savaş Abi ve Benan Teyze buradaydı.

Savaş Abi, benim getirdiğim tepsideki tatlıdan bir tane almış yiyordu ve bir yandan da annesiyle konuşuyordu.

"Ben yapmadım ki," dedi Benan Teyze. "Akasya getirdi. O yapmıştır. Becerikli kızım benim."

Gülümsedim. Savaş Abi bana döndü. "Zehirlenir miyiz?" dedi.

"Aynen," dedim. Bileğimi kaldırıp saate baktım. "Son yarım saatin, son dileğin nedir?"

Son lokmayı da ağzına attı. "Bak sen şu işe." dedi. "Ne istersem yerine getiriliyor mu?"

"Şakaydı," dedim. Aklıma gelen şey ile ona döndüm tekrar. "Sen neden gitmiyorsun Savaş Abi? Gün var ya hani bugün."

"Cinsiyetçilik mi yapacaksın?" dedi tek kaşını kaldırarak.

"Hayır da," dedim. "Gün, kadınlara özel bir şeydir. Erkeklerin kendi arasında gün yaptığını görmedim hiç."

"Şakaydı," dedi benim gibi. "Bir şeyler atıştırıp çıkacağım birazdan."

"İyi," dedim. "Bu arada benim tatlımı bitirme, herkese kalsın."

Bunu söyleme nedenim tatlının kenarından ortasına doğru bir yol açılmış olmasıydı.

"Tepsiyi alıp götürsem hiçbir şey yapamazsın." dedi.

"Al da o zaman görüşelim," dedim.

Ardından arkamı dönüp mutfaktan çıktım. Salona geçip etrafa göz gezdirdim. Savaş Abi de çıkarsa başka herhangi bir sorun teşkil eden durum kalmıyordu ortada.

Etrafı düzenlemeye koyulduğumda cebimdeki telefonum titredi.

Dila mesaj atmıştı. Geldiği kafenin resmini yollamıştı. Altına da bir şeyler yazmıştı.

Geldim, içeriye gireceğim şimdi, bana şans dile 🙈

Güzel geçer umarım bebeğim 😽

Ardından telefonumu tekrar cebime attım.

Derin bir nefes verirken zil çaldı. Koridora çıktığımda, "Ben baktım!" dedim.

Kapıyı açıp dedikodu kazanı üçlü ile karşılaştığımda gülümsedim.

Hayriye, Cevriye ve Necmiye Teyze.

Bu üçlüden alacaktın alacağın haberi. Her olay bu üçlüden sorulurdu. En ince detayına kadar sunarlardı sana. Kim, kiminleymiş, neredeymiş, ne yapıyormuş hepsi ellerinde mevcuttu.

Allah beni bu üçlünün diline düşürmesindi.

"Hoşgeldiniz!" dedim neşeyle. Biraz geri çekilip içeri girmeleri için yol açtım.

Onlar içeriye girerken Hayriye Teyze, "Dila nerede kız?" dedi merakla. "Anlatacağım dedikodular var size."

"Odasında," dedim. "Biraz kırgın hissediyormuş kendini, biz buluruz seni, merak etme."

Onlar içeriye geçerken Benan Teyze de onlara eşlik etti. Mutfağa geçtiğimde Savaş Abi hâlâ buradaydı.

"Tatlımdan ellerini çek artık insanlara kalmayacak ya!" dedim sitemle.

"Paylaşımsız bir insan mı oldun sen görüşmeyeli Akasya?" dedi.

"Aynen bir günde bencilleştim. Çık artık şu evden!" dedim.

"Bu sondu zaten," dedi. Ardından bana doğru ilerledi. Yanıma doğru uzattı ellerini ve musluğu açıp ellerini yıkamaya başladı.

"Allah razı olsun." dedim. "Çeyreği kalmış tepsinin!"

"Tamam işte bırakmışım insanlara," dedi. "Daha ne istiyorsun?"

"Hiçbir şey," dedim. "Hiçbir şey Savaş Abi, tamam mı? Çık şu evden artık."

"Dila nerede bir şey söyleyecektim ona çıkmadan." dedi.

"Yukarıda," dedim. "Hasta gibi hissediyormuş kendini biraz. Üşüttü sanırım."

Bir şey demeden merdivenlere gidiyordu ki koşarak önüne geçip

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.