İçeriğe geç

Son Yaz

Bölüm 4 · 6 dk okuma

Son Yaz

Bölüm 4

Bölüm 4

Hatırlananlar

Güneş ışığının gözüme girmesiyle uyandım.

Perdeyi çekmeden uyumak kötü bir fikirmiş.

Elimi telefona uzatıp ekranı açtım.

10.30

Mesaj hâlâ oradaydı.

Saçların değişmiş, gülüşün aynı.

Gece boyunca birkaç kez cevap yazmayı düşünmüştüm.

Hatta sadece bir emoji bile gönderebilirdim.

Ama yapmadım.

Çünkü ne yazarsam yazayım, konuşmanın devam edeceğini biliyordum.

Ve ben Aras'la konuşmaya başladığım anda, üç yıl boyunca ördüğüm bütün duvarların yeniden yıkılmasından korkuyordum.

Telefonu yatağın üzerine bıraktım.

Bir süre tavana baktım.

Hâlâ onu seviyor olabilir miydim?

Bu düşünceyi hemen kafamdan uzaklaştırdım.

Üç yıl geçmişti.

Bazı şeylerin değişmiş olması gerekiyordu.

En azından benim için.

Yataktan kalkıp üzerimi değiştirdim.

Telefonumu komodinin üzerine bırakıp aşağı indim.

Merdivenlerden inerken güzel kokular geliyordu.

Salona girdiğimde önce anneannemi gördüm.

Yanında dedem oturuyordu.

Bir an durdum.

Dün akşam onları görmemiştim.

Belki de ben eve geldiğimde uyumuşlardı.

Anneannemin beni görünce yüzü aydınlandı.

Yanına gidip eğildim.

Bana sıkıca sarıldı.

“Pamuğumm, çok özledim seni.”

“Ben de seni özledim, Perimm.”

Sonra yüzümü iki eli arasına aldı.

“Bir bakayım sana. Büyümüşsün.”

Dede hemen araya girdi.

“Üç yıl geçti, tabii büyüyecek.”

Anneannem ona döndü.

“Sen sus.”

“Ben ne dedim?”

“Hep her şeye karışıyorsun.”

İstemeden güldüm.

Dedem bana baktı.

“Hep anneannene sarılıyorsun. Beni özlemedin galiba?”

Yanına gidip sıkıca sarıldım.

“Olur mu öyle şey, tontonum? Seni de çok özledim.”

“Hadi, inandım bakalım.”

Anneannemin yanına oturdum.

“Pamuğum, geçmiş olsun. Nasıl oldu?”

“Ayağım kaydı işte. Taktılar alçıyı, yolladılar. Deden de başımda bütün gün dikiliyor.”

Dedem kaşlarını çattı.

“Ne yapayım? İki adım atabiliyorsun sanki.”

“Atarım, bırakmıyorsun ki.”

Annem mutfaktan seslendi.

“Kahvaltı hazır. Nilperi, gel anneannenin kahvaltısını al.”

Önündeki sehpaya bıraktım.

“Afiyet olsun, Pamuğumm.”

“Sağ ol yavrum.”

Bir süre sonra hepimiz kahvaltı masasına oturduk.

Anneannemle dedemin atışmalarını dinleyerek kahvaltımızı yaptık.

Üç yıl sonra böyle bir sabahın içinde olmak garip bir şekilde iyi hissettirmişti.

Kahvaltıyı toparlarken kapı çaldı.

Kapıyı açmaya gittim.

Ece, Duru, Mert ve Aras karşımda duruyordu.

Ve Ece'nin elinde üzerinde mumlar yanan bir pasta vardı.

Anlamsız gözlerle baktım.

Ece, Duru, Mert ve Aras'ı dürttü ve aynı anda:

“İyi ki doğdun, Nilperi!”

Doğum günümü mü unutmuştum yani?

Bir an gözlerim doldu.

Benim bile unuttuğum doğum günümü hatırlamaları, pasta alıp kutlamaya gelmeleri...

Çok tatlılardı.

“Teşekkür ederim. Ben unutmuştum.”

Mert güldü.

“Evet, fark ettik onu.”

Sonra pastayı gösterdi.

“Bir de bizi içeri alsan ve üflemeyi o şekilde yapsak mükemmel olur.”

Gülerek kenara çekildim.

“Geçin geçin, kusura bakmayın.”

Hepsi içeri girdi.

Ece pastayı masaya bıraktı.

“Önce dilek tutacaksın.”

İstemsizce gözlerim Aras'a kaydı.

O da bana bakıyordu.

Gözlerimi kapattım.

‘Eskisinden de mutlu olalım.’

Üfledim.

Duru gülümseyerek yanıma geldi.

“En sevdiğinden aldık.”

Gülümsedim.

Mert sırıttı.

“Evet, birileri bayağı ısrarcıydı.”

Aras ona kötü kötü bakmaya başladı.

Mert:

“Duru çok ısrar etti. Sen çilekli seviyormuşsun.”

Aras bakışlarını bana çevirdi.

Göz göze geldik.

Dün geceki mesajı aklıma geldi.

Ben ona cevap vermemiştim.

O ise şimdi karşımda duruyordu.

Ama bakışlarından, hiçbir şey olmamış gibi olmadığını anlayabiliyordum.

Ece'nin sesiyle düşüncelerimden sıyrıldım.

“Hadi pastayı keselim. Çıkmamız lazım.”

Bakışlarımı Ece'ye çevirdim.

“Nereye?”

Ece kahkaha attı.

Tam o sırada annem salona geldi.

“Benden hızlı davrandınız çocuklar.”

Elindeki pastayı masaya bıraktı.

Yanıma gelip sımsıkı sarıldı.

“İyi ki doğdun anneciğim.”

“Annem sende mi?”

“Ee herhalde ben doğurdum, hatırlayayım bir zahmet.”

Babam da arkasından geldi.

“Benim kızımın doğum günüymüş de benim haberim yokmuş.”

Gülerek yanıma gelip sarıldı.

“İyi ki doğdun güzel kızım.”

“Teşekkür ederim baba.”

Anneannem de salondan seslendi.

“Gel bakalım Nilperim, bir de ben sarılayım.”

Yanına gittim.

“İyi ki doğdun yavrum.”

“Sağ ol Pamuğum.”

Dedem hemen araya girdi.

“İyi ki doğdun yavrum.”

Gülerek ona da sarıldım.

“Sağ ol tontonum.”

“Hadi artık pastayı keselim.”

Mert elini kaldırdı.

“Evet, artık yiyelim. Ben çok açım.”

Ece ona döndü.

“Sen zaten sürekli açsın.”

Hepimiz güldük.

Pastayı kestik.

---

Duru gülümseyerek koluma girdi.

“Bugün seni kaçırıyoruz.”

“Nereye?”

Mert hemen cevap verdi.

“Mezuniyet elbisesi bakmaya.”

“Ben daha elbise bile düşünmedim.”

“Biz düşündük.”

Ece parmağını kaldırdı.

“Ve itiraz kabul etmiyoruz.”

Gülerek başımı salladım.

“Tamam, tamam.”

Tam o sırada Aras kapının yanından geçti.

“Ben arabayı hazırlıyorum.”

Sesi sakindi.

Ama bana karşı mesafeliydi.

Ve bunun sebebini biliyordum.

Ece bana doğru eğildi.

“Aras'a ne oldu?”

“Ne olmuş?”

“Bilmiyorum. Sabahtan beri biraz garip.”

“Bence normal.”

Ece gözlerini kıstı.

“Sen bir şey yaptın.”

“Hiçbir şey yapmadım.”

Duru araya girdi.

“Hadi kızlar, zaman geçiyor. Çıkalım.”

Çantamı aldım.

Kapıdan çıkarken istemsizce Aras'a baktım.

Bu kez o da bana baktı.

Ama sadece birkaç saniye.

Sonra bakışlarını başka yöne çevirdi.

İçimde tuhaf bir his oluştu.

Üç yıl önce birbirimize bakarken hissettiğim şeye fazlasıyla benziyordu.

Ve bundan hiç hoşlanmadım.

---

Arabaya bindiğimizde Ece ve Duru arka koltuğa geçti.

Ben de yanlarına oturdum.

Mert ön koltuğa geçti.

Aras arabayı çalıştırdı.

Ece hemen müziği açtı.

“Bugün herkesi bize hayran bırakacak elbiseler buluyoruz tamam mı ?"

Aras kaşlarını çattı ama hemen eski yüz ifadesine döndü .

Duru kahkaha attı .

" Ee zaten ."

Ece;

" Ve bugün Nilperi'nin tarzına bir el atmamız gerekiyor."

Kaşlarımı çattım .

" Ne varmış benim tarzımda ?"

“Biraz sıkıcı giyiniyorsun."

“Ece!”

“Ne var? Gerçekleri söylüyorum.”

Duru gülmeye başladı.

Mert de araya girdi.

“Ben Nilperi'yi olduğu gibi seviyorum.”

“Sen karışma.”

“Ben sadece fikir belirttim.”

Aras'ın yüzünde küçük bir gülümseme oluştu.

Aynadan ona baktım.

Göz göze gelmedik.

Ama gülümsediğini görmüştüm.

---

Mağazaya girdiğimiz anda Ece ve Duru beni elbiselerin arasına sürükledi.

Bir sürü elbiseye baktık.

Ece bir tane çıkardı.

“Bunu dene.”

Elbiseye baktım.

“Bu çok kısa.”

“Mezuniyet elbisesi seçiyoruz Nilperi, anneanne ziyaretine gitmiyoruz.”

“Ece!”

Duru kahkaha attı.

“Bence başka bir şey bakalım.”

Mert uzaktan seslendi.

“Ben buldum!”

Elindeki elbiseyi görünce hepimiz ona döndük.

“Sen onu bırak.”

“Niye?”

“Çünkü senin zevkine güvenmiyorum.”

“Bence gayet güzel.”

“Bence de,” dedi Ece.

Mert gururla gülümsedi.

Aras başını iki yana salladı.

“İkiniz de susun.”

Gülmeye başladık.

Bir süre sonra Duru elime açık renkli, zarif bir elbise tutuşturdu.

“Bunu dene.”

Bu kez itiraz etmedim.

Kabine girip elbiseyi üzerime geçirdim.

Aynada kendime baktığımda bir an durdum.

Kendime hiç benzemiyordum.

Ama ilk kez bunun kötü bir şey olmadığını düşündüm.

Kabinden çıktığımda Ece'nin gözleri büyüdü.

“İşte bu!”

Duru da gülümsedi.

“Çok güzel olmuş.”

Mert başını salladı.

“Tamam, bunu alıyoruz.”

“Bir tek sen karar vermiyorsun.”

“Ben çoğunluğum.”

Gülerek başımı çevirdim.

Aras birkaç adım ötede duruyordu.

Duru ona baktı.

“Sen ne diyorsun?”

Aras'ın bakışları bana döndü.

Bir süre hiçbir şey söylemedi.

Sonra:

“Güzel olmuş.”

Sesi sakindi.

Ama gözleri hiç de sakin değildi.

“Teşekkür ederim.”

Bakışlarımız birkaç saniye daha kesişti.

Sonra Aras gözlerini kaçırdı.

---

Kasaya gitmeden önce Duru çantasını kabinde unuttuğunu fark etti.

“Ben gidip alayım.”

“Ben de geleyim.”

“Yok, sen burada kal.”

Duru uzaklaşırken Ece de başka bir elbiseye bakmaya gitti.

Mert ise kasanın yanına geçti.

Bir anda Aras'la yalnız kaldığımı fark ettim.

İkimiz de birkaç saniye konuşmadık.

Sonunda ben sessizliği bozdum .

" Biraz soğuk gibisin neden ?"

“Mesajımı gördün mü ?”

Kalbim bir an hızlandı.

“Evet.”

“Cevap vermedin.”

Sesindeki kırgınlık bu kez çok daha belirgindi.

“Ne yazacağımı bilemedim.”

“Bir şey yazabilirdin.”

“Biliyorum.”

Aras başını eğdi.

Sonra bana baktı.

“Bu akşam gidiyor musun ?"

“Evet .”

“İyi."

Kaşlarımı çattım.

Sustu.

Sonra gözlerini benden kaçırdı.

Cebinden küçük bir kutu çıkartıp bana uzattı .

"İyi yolculuklar . Gittiğinde bakarsın olur mu ?”

Tam bir şey söyleyecekken uzaktan Ece'nin sesi geldi.

“Nilperi! Şuna da baksana!”

Aras geri çekildi.

Ben de Ece'nin yanına gittim.

Ama aklım hâlâ onun söylediklerindeydi.

İyi yolculuklar dedi .

Ama nedense gitmemi istemediğini hissediyordum .

&&&&&&&

Umarım dördüncü bölümü de severek okumuşsunuzdur. 🤍

Nilperi'nin Çeşme'ye dönüşüyle birlikte geçmişte bıraktığını sandığı duygular yeniden ortaya çıkmaya başladı. Aras'ın kırgınlığı, Nilperi'nin kafasındaki sorular ve üç yıl önce yarım kalan şeyler artık daha da merak uyandırıcı bir hâle geliyor. 👀

Peki sizce Aras neden hâlâ Nilperi'ye karşı böyle hissediyor?

Ve asıl soru...

Üç yıl önce Aras'ın söylemek üzere olduğu şey neydi? 🫢

Bir sonraki bölümde hikâyeyi bu kez Aras'ın gözünden okuyacağız. ❤️

Hikâyeyi beğendiyseniz destek olmak için oy vermeyi ve düşüncelerinizi yorumlarda paylaşmayı unutmayın. 🫶🏻 Yorumlarınız benim için gerçekten çok değerli.

Bir sonraki bölümde görüşmek üzere. ♡

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.