İçeriğe geç

Son yaşam

Bölüm 5 · 6 dk okuma

Son yaşam

Bölüm 5

Bölüm 5

5. bölüme hoş geldinizz

keyifli okumalar, yorumlarinizi eksik etmeyin. m>
🌟

Birisi bedenimi itti, nereye gittiğimi anlamadan bir yerlere savruldum. Aklımdaki tek düşünce, herkesi tehlikeye atmış olmamdı. Kendimi affedemezdim, canlı canlı ısırılan insanların görüntüsünü asla unutamazdım. Beceriksizdim, korkaktım, ölmeyi hak ediyordum gerçekten.

Kafam sert bir zemine çarptı. Kulaklarım çınlarken görüşümü netleştirmek için gözlerimi kırpıştırdım. "Valencia!" Irene? Sen misin? Lütfen, kaç buradan. Kurtar kendini. "Hey, Valencia!" Omuzlarımın sarsılmasıyla görüşüm netleşti, suyun altında gibi hissettiğim dakikalar sona erdi. "Kendine gel!" Karşımda duran kişi Irene değildi, şu anlık hiç görmek istemediğim birisiydi. Floch.

"Floch?" Kafamı kaldırıp olduğum yeri süzdüm. Altımdaki zeminde kan vardı. Anlaşılan kafamı çarptığımdan dolayı olmuştu. Nerede olduğumuzu anlamak için başımı kaldırıp etrafa baktım. Kafeteryanın yiyecek deposundaydık. Birkaç saat önce Nora burayı bana göstermişti. Sahi onlar neredeydi? En son kim beni itti, nasıl buraya düştüm, hatırlamıyorum. Deponun dışından gelen çığlıkları az da olsa bile duyuyordum ve bu, kendimi daha da kötü hissetmeme sebep oluyordu.

"Kalkabilir misin?" Floch'un sorusuna sadece kafamı sallayarak cevap verdim. Yerden destek alarak kalktım. "Buraya nasıl geldik?" Diye sordum. En son yaratığın üstüme doğru geldiğini hatırlıyordum. "Arkadaşın, Irene, seni depoya doğru itti. O kargaşanın içinde nereye gittiğime dikkat edemedim, belki de korkaklık yaptım. Bedenini duvara çarpmadan önce depoya çektim. Ve şimdi de buradayız." Uzun soluklu konuşmasınık ardından derince bir nefes aldı.

Irene! Floch'un dediği diğer şeyleri umursamadım, önemli olan yaratık ve Irene'ydi. "Peki ya yaratıklar?" Dedim soluk soluğa. "Her yerdeler." Floch bir süre durdu.

"Kahretsin!" Bir anda bağırmasıyla irkildim. Dişlerini sıkmış, elleri yumruk olmuştu. "Ben, gruptaki birkaç kişinin ölmesini izledim." Kendini suçluyordu anlaşılan. "Belki çok zaman birlikte değildik ama onlarla her şeyimi paylaşmıştım!" Kapıya bir tekme savurdu. Duvarın öbür tarafından gelen sesler arttı. "Yiyeceğimi, sığınacak yerimi, güvenimi..." Ayakta öylece durdu. Elleri iki yana düştü. Omuzlarını indirdi. Kendi içinde verdiği savaşı kaybetti.

Yüzüm kızardı, bu olayların suçlusu bendim. "Kendini suçlama, Floch. Suçlanacak birisi varsa, o da benim." Suçlulukla başımı eğdim, yüzüne bakacak gücüm yoktu. Floch bir süre sessiz kaldı. "Belki de." dedi en sonunda. Uzun zaman sonrasında, gözlerim doldu. Ne kadar olmuştu ağlamayalı? Ağladığım için babam tarafından kaç kere hakarete maruz kalmıştım?

"Özür dilerim," diye fısıldadım. "Hah," sahte bir kahkaha çıktı ağzından. Ardından yüzünü buruşturdu. "Özür dilemen gereken kişi ben değilim, canlı canlı yenilen James." Kalbim sızladı. James içimizdeki en genç olanımızdı, eğer yanlış hatırlamıyorsam. William ile beraber takılır, herkesin neşesini yerine getirmeye çalışırdı. "Özür dilemen gereken kişi ortada kalan çocuklar, özür dilemen gereken kişiler ölenlerin hepsi!" İki adımda yanıma geldi. "Söylesene, özür dilemeye nefesin yetecek mi?" Sözlerinin gerçekliği ile irkildim. İkimizin arasında bir sessizlik oluştu.

Kendi çapımda yas tuttum James için. William'ı düşündüm, öğrenince ne tepki verecekti? Beni suçlasa sesimi bile çıkarmazdım. Hak ediyordum. Peki ya o çocuklar? İşte onları düşünürsem işin içinden çıkamazdım.

Floch derin bir nefes alıp söze başladı, "Bundan sonra hiçbir şeyi aklına takma, sonu ölüm olan bir oyunun içindeyiz. Buradan çıkarken sadece kendini değil, kurtarabileceğin insanları da aklında tut." Floch depoda bulunan kırık camların ucunu, çıkardığı gömleğiyle sardı. "Kendine bir silah al, Valencia. Daha sonrasında bunun için vaktin olmayacak." Cevap veremedim. Belki de vermek için cesaretim yoktu. Bu durumda olma sebebimiz bendim, benim korkaklığımdı.

Floch'un taktiğiyle kendime bir silah oluşturdum. Buradan çıkıp Irene'yi bulmak için bana yeter de artardı, yaşarsam tabii. "Buradan çıkmak için bir planın var mı?" Diye sordum kısık bir sesle. "Düşünüyorum," diye yanıtladı. Kapının dışında ne olduğu hakkında fikir sahibi olmak için, deliğe doğru yöneldim. Floch sessizce arkamda durdu.

Kafeteryanın içinde kaos hakimdi. Çoğu insan yaratıklar tarafından çiğnenmiş, geri kalanı ise köşede sessizce ölümlerini bekliyordu. Delikten gördüğüm kadarıyla, Irene yoktu. "Kapının önü temiz duruyor, çıkacak mıyız?"

"Evet, aksi takdirde burada kapana kısılırız." İkimiz de bu cümleden sonra biraz durduk. Mental olarak hazırlanmaya çalışıyorduk. Floch en sonunda derin nefes verdi ve kapıya yöneldi. Gerginlikten boynumdan kayan soğuk terleri hissedebiliyordum. Floch yavaşça kapıyı açınca, nefesimi tuttum. "Ya şimdi ya hiç!" Floch depodan çıktığında, hızla etrafa bakındı.

Arkasından hızla çıktım, gördüğüm cesetler ve kopmuş uzuvlar yüzünden hızla ağzımı kapadım. "Kapıya odaklan!" Floch dişlerini sıkarak geride kalan yaşlı ve yürüyemeyen hastaları arkasında bıraktı. Hissettiği acı ve öfkeyi anlayabiliyordum. Bu insanlarla geçirdiği vakit az olsa da, hepsine teker teker değer vermişti.

Kafeterya kapısında duran yaratık çok fazlaydı. "Dikkatlerini başka yöne çekmemiz gerek." Diye mırıldandı Floch. Irene ve diğerlerini göremiyordum. Eğer parçalanmış ve kimliği belirli olmayan cesetlerden birisi değillerse, grup kurtulmuş olabilir miydi?

♤

Tanrısal bakış açısı

Kafeteryaya hastalıklıların basmasının ardından Irene, Valencia'yı önündeki yaratıktan kurtarmak için depoya doğru itmişti. Yaratık ilgisini Valencia'dan Irene'ye çekince, sarışın kız geri geri ilerlemeye başladı. Yaratıkla arasındaki mesafe çok azdı, istese bile kurtulamazdı. "Buraya kadar mıymış?" Diye düşünmeden edemedi. Acı içinde sırıttı sadece. Kaderini kabullenmiş gibi yere çöktü, olacakları bekledi.

"Aptal!" Duyduğu bağırıştan sonra yaratık çığlık attı. Yaratıktan çıkan kanlar, Irene'nin üstüne sıçramıştı. "Kalk oturduğun yerden!" Yaratığın arkasındaki kız, elindeki bıçağı son kez yaratığa sapladı. "Rosaline..?" Irene, kendisini koltuk altlarından tutup kaldıran Cedric ile gözlerini kırpıştırdı. "Irene, koş!" Irene nefes nefese kalmıştı bir anda. Şu an neler oluyor, diye düşündü. Hayır, ölemem. Bir kez daha Valencia'yı görmeden ölemem!

Rosaline, "Bu taraftan!" Diye bağırdı. Yaratıkların dikkatleri çiğnenmiş insanlarken, kapı boşalmıştı. Cedric, Irene'nin kolundan tutup koşmaya başladı. "Hayır, hayır, bekle!" Irene, zorla koşturulurken arkasına baktı. Deponun kapısı kapalıydı, yaratıklar her yerdeydi. "Hayır, Valencia'yı orada bırakmayız!"

"Sen salak mısın?! Onun yüzünden bu haldeyiz! Kapat çeneni ve koşmaya devam et!" Rosaline önden ilerlerken sertçe geri dönmeyeceğini belli etti. "Sözlerine dikkat et!" Dedi Irene, kendisini bile şaşırtarak. Rosaline koşarken Irene'ye doğru bir bakış attı. "Sen hayatımda gördüğüm en aptal insansın." Irene dişlerini sıktı. "Peki ya abin?" Dedi sinirle. "Onu orada tek mi bırakacaksın?" Rosaline'in bir abisi olduğunu biliyordu.

"Kes şunu, Irene!" Cedric, Irene'nin kolunu sıktı. "Tartışmak için daha sonrasını bekleyebilirsiniz! Mesela yaratıklardan kaçmadığımız bir an. Çok daha keyifli olur hem de!" Cedric'in sözlerini iki kız da takmamıştı.

"Abimin ölmeyeceğini biliyorum." Dedi Rosaline, emin bir sesle. Irene daha fazla tartışmamak için sustu. Cedric haklıydı, şu an tartışmak için en kötü andı. Ölmeyecek, kendi kendine mırıldandı. Valencia ölmeyecek.

Kapıdan şans eseri geçtiler, kafeteryadan ayrılıp uzun koridorda koşmaya başladılar.

🌟

William, yaratıklar tarafından ısırılıp bir kenara atılan James'in cansız yüzünü izledi bir süre. Ne bir söz çıktı ağzından, ne de bir ses. Etrafında olup biten kargaşanın esnasında Rosaline ve birkaç kişinin daha kapıdan çıkıp gittiğini görmüştü. Kendisi de kalkıp kaçsa, James'in bedenine ne olacaktı? Gözleri doldu, dişlerini sıktı. Kardeş gibi gördüğü adamın cesedinin başında, sessizce ağlamaya başladı.

Kolunda bir el hissetti, kafasını çevirdi. Atlas buruk bir gülümsemeyle William'a bakıyordu. "William, yas içindesin anlayabiliyorum. Fakat buradan çıkmamız lazım." William boş boş Atlası izledi bir süre. "Böyle bir durumdayken nasıl gülebiliyorsun?" Dedi sertçe. Atlas, yüzündeki gülümsemeyi silmeden devam etti, "Acımı böyle bastırabiliyorum." Eliyle sol tarafı işaret etti, "Ayağındaki yara yüzünden yürüyemeyen çocuğun yenmesini izledim, yaratığı öldürmeye çalıştım fakat gücüm yetmedi. Ben gözüm gibi baktığım çocukları ölüme terk ettim, Will. Acını anlıyorum fakat hatıralarını sürdürmek için yaşamamız lazım."

"Hatıralar, ha?" William kafasını eğip James'in cesedine baktı. Ardından duygusuz bir sesle, "Nasıl kaçacağız ki?" Atlas tekrar tebessüm etti, "Şu an yaratıkların dikkati hareket edemeyen insanlar üstünde. Kozlarımızı doğru kullanırsak savaşmadan buradan çıkabiliriz." William başını salladı sadece. Ardından Atlas'ın yardımıyla ayağa kalktı.

"Hadi çıkalım buradan." Dedi, Atlas. William ile kapıya doğru döndüğü sırada gördüğü kişiyle, farkında bile olmadan derin bir nefes verdi. Tam onlara doğru seslenecekken, arkalarında duran yaratığı gördü. "Olamaz..." Diye mırıldandı. "Hey! Floch, Valencia! Dikkat edin! Arkanızda!"

🌟

HAYKIRACAK NEFESIM KALMASA BILE

floch hakli mi sizce? yoksa fazla mi tepki veriyor?

sonraki bölümde görüşmek üzere!!

saglicakla kalın, hastalıklı kalın!! >

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.