yeni bir bölüme daha hos geldiniz!!

🌟
Puslu hastane koridorlarında koşarken aklımızda olan tek şey, arkamızdaki yaratığa yakalanmamaktı. Arkamızdan gelen bağırışları umursamadan merdivenlerden uzaklaştık, geldiğimiz yönün ters istikametinde ilerlemeye başladık. Kanımdaki gezinen adrenalin beni olduğum yerde titretiyordu.
Koridorun sonundayken önümüze çıkan yaratıkla geri çekildik. Ancak ben gördüklerime inanamıyordum. Karşımdaki şey bir insan değildi, sarsak adımlarla bana ilerlerken onu inceledim, yavaş ilerliyordu.
Üstündeki kıyafetler yer yer yırtılmıştı. Göz kapakları olmadığı için gözlerini net bir şekilde görebiliyordum. Ancak gördüğüm şeye göz demeye bin şahit gerekirdi, çünkü benim tek gördüğüm kana bulanmış soluk korneaydı.
Midem bulanmaya başlamıştı fakat Irene'yi ve kendimi tehlikeye atamazdım.
"Ömrümde böyle bir şey görmedim." diye mırıldandım. Aniden Irene'nin kolumu çekiştirmesiyle kendime geldim. Kendimi geriye çekerek Irene'nin elinden tuttuğumda, tekrar koşmaya başlamıştık. Zemin kanla kaplı olduğundan Irene'nin koşarken ayağı kaymıştı, yalpalayarak yürümeye çalıştığında ilerleyebileceğinden pek emin değildim.
Irene dengesini kuramadan yere düştü, her tarafı kan içinde kalmıştı. Kanın kayganlığı yüzünden benden uzağa savruldu. Yaratık beni değil, Irene'nin peşinden ilerledi. Yaratık ağzını açtı, dişlerini gösterdi. Irene'nin yüzüne doğru çığlık attı. "Yardım et, burada ölmek istemiyorum!" Irene, ağlayarak kanlı zeminde geriye gitmeye çalıştı. Karar vermek için zaman yoktu. Odadayken arka cebime attığım neşteri alarak, Irene'nin arkasına geçtim.
İzlediğim film ve diziler, bana bu yaratıkların kafalarına nişan almam gerektiğini öğretmişti. Ancak şu an bir filmde ve dizide olduğumuzu hiç ama hiç hissetmiyordum. Neşteri alarak yaratığa üç adım kala durdum.
Yapacaksam, şimdi yapmalıyım. Korkmam bana hiçbir fayda sağlamayacak, aksine birisinin ölümünü gözümle izleyecektim. Kolum titredi, tırnaklarımı avuç içlerime sapladım. Ya şimdi ya hiç!
Tereddüt dahi etmeden neşteri kaldırıp bir gözüne sapladım. Yanda duran süpürgeyi alarak, acı içinde bağıran yaratığın üstüne fırlattım. Yerdeki kan sayesinde yaratık koridor boyunca kaydı. Derin bir nefes vermez üzereydim ancak, koridor sonundaki görüntü hiç hoş bir görüntü değildi.
Onlar çok fazlaydılar, bir tanesiyle bile baş edemezken şu an karşımızda üçten fazlası duruyordu. Hızla Irene'nin yanına çöktüm. "İlerlememiz gerek. Yürüyebilecek misin?" Irene, kafasını aşağı yukarı sallayarak beni onayladı. Vakit kaybetmeden kolunun altına girdim ve onu ayağa kaldırdım. Irene sendeleyerek ilerlese de, yanında olduğum için hızlı ilerleyebiliyorduk. Hastananenin yangın merdivenlerine ilerlemeye başladık. Kafamı çevirip geriye baktığımda, yaratıkların bize hız kaybetmeden geldiklerini gördüm.
"Hızlanmamız lazım." dedim ardından önümdeki kapıyı ittirerek içeri girdim. Sırtımı kapıya yasladığım an, arkamdan vurulan darbeler ürkmeme sebep oldu. Geri çekilip kapıya baktığımda, kapının bizden tarafa büküldüğünü gördüm. Irene'yi yavaşça merdivenin üstüne oturttum. Etrafı incelemeye başlarken Irene'nin bana baktığını hissettim. Kafamı ona çevirdiğimde gözlerinin dolu dolu olduğunu gördüm.
"Hey, hey! Neden ağlıyorsun?" Yanaklarından süzlen yaşları hızla koluna sildi. "Ne kadar zavallıyım, sana ayak bağı olmaktan başka bir şey yapmıyorum." Irene kafasını dizlerine gömdüğünde, sıkıntılı bir nefes verdim. Belki haklıydı, o olmasa daha hızlı ilerleyeceğim bir gerçekti ama yanlız başıma kalmak, yavaş olmaktan daha kötüydü.
"Sorun yok Irene, yavaş yavaş alışacağına eminim, şimdilik sadece hayatta kalmaya odaklan." Tekrar kafasını sallayarak beni onayladı. Üst merdivenlerden gelen sesle ona doğru döndüm ve baş parmağımı dudağıma götürerek, sessiz olmasını işaret ettim.
Merdiven korkuluklarına dayanarak, gelecek olanı bekledim. Birkaç saniye sonra yaratık karanlığın içinden çıkıp bize doğru yürümeye başlamıştı. Bir ayağımı geriye atarak, ellerimi ileriye uzatarak pozisyon aldım. Aklıma istemsizce gelen ortaokul anılarımla gözlerimi kırpıştırdım. Koçum bana doğru pozisyonu almam için haraketleri göstererek uygulamamı istiyordu. Neden şimdi bu anıyı hatırlıyordum ki? Artık çok eskide kalmıştı. Kafamı hızlıca iki yana salladım, şu an bunun sırası değildi.
Bana doğru gelen yaratığa daha fazla yaklaştım, ardından bana uzattığı elinden tutup onu büktüm. Bu onda hiçbir işe yaramamıştı, hala diğer elini bana uzatarak ilerliyordu. Pek acıtamamışım canını anlaşılan.
Bu gerçeği kabulenerek, öne doğru eğilerek, bacağımı bacağına geçirerek yere düşmesini istedim. Ancak bu gerçekleşmedi, diz kapağının aşağısı koparak yere düştü, şimdi bacağından sarkan kemiği bana merhaba diyordu. Midemin ağzıma geldiğini hissettim. Yerdeki et parçasına bakmamaya çalışarak, yaratığı kollarından tuttum. Madem yaralayamıyordum o halde öldürürdüm.
Saniyeler aleyhime işlerken bir an bile düşünmeden, yaratığı merdiven boşluğuna savurdum. Yaratık demirlere tutunmaya çalışsa da başarısız oldu ve ardından kendini aşağıya bıraktı. Yüksek bir şekilde düştüğünde, kaçıncı katta olduğumuzu merak ettim.
Kafamı çevirerek Irene'ye baktım. Gözlerini kırpmadan bana bakıyordu. "İnanamıyorum." diye mırıldandı bana doğru. Ona doğru ilerledim ve tekrar kolunu altına yerleştim. "Nereye gidiyoruz?" Kolumun altından bana baktığında, vereceğim cevabı bekliyordu. Kısa bir an yaratığın geldiği yöne baktım. "Üstte daha fazla olduklarını düşünüyorum. Her an oradan gelebilirler. Aşağıya iniyoruz." Ona bakmasam da, kafasını salladığını görüp ilerlemeye başladım. Bir süre merdivenlerden aşağıya indik, her geçtiğimiz yerde kapıların arkasını kontrol ederek ses var mı diye bakıyordum. En son baktığım yerden hiçbir ses gelmeyince, arkamdaki Irene'ye elimle gel işareti yaptım. Kapıyı yavaşça açarak kafamı içeriye uzattım. Herhangi bir haraketlik göremeyince ilerledim. Bir süre boyunca durmadan yürüdük.
"Çıkışın hangi katta olduğunu hatırlıyor musun, Irene?" Kısık sesle kurduğum cümleye hemen cevap geldi. "En alt kaltta, asansörün bulunduğu koridorun solunda kalıyor." Önümdeki sedyenin içini elimle yokladım, çarşaflarını kaldırarak altlara baktım. Buradan da bir şey çıkmayacaktı anlaşılan. Irene'yle beraber tekrar koridora çıktık. Koridorun solunu dönünce, hemşirelerin kaldığı odayı gördüm. Elimi kaldırarak Irene'ye gösterdim.
"Beni ne zaman ziyaret ettin?" Odanın içine sorunsuz bir şekilde girerken, anında elimi çekmecelere attım. "İki hafta oldu sanırım." Cevabı karşısında sessiz kaldım, o da etrafa bakmaya başladı. Çekmecelerin bir tanesinde neşter ve adlarını bilmediğim birkaç aleti alarak, ceketimin iç yüzeyine koydum. Birkaç çekmeceyi karıştırırken, bileğime dolanan elle çığlık atıp onu üzerimden savurmaya çalıştım.
Karşımdaki yaratık, bileğimi bırakmayarak kafasını bana doğru uzattı. Arkamdaki duvardan destek alarak kendimi yukarıya çektim. Ayağımla yüzünü yakınlaştırmasını engellerken o, vazgeçmeden ileri uzanmaya çalışıyordu. "Irene, o sağlam kıçını kaldır ve bana yardım et!"
Irene, elinde tuttuğu neşterle yaratığın arkasına geçti. Eli birkaç saniye tereddütle havada kalsa da, neşteri yaratığın ensesine indirdi. Yaratığın kafası önüne düşerken, rahat bir nefes aldım ancak bu kısa sürdü, çünkü dışarıdan gelen boğuk inleme sesleri onların geldiğini haber veriyordu.
"Buradan hemen uzaklaşmalıyız!" Irene'ye onay vererek olduğum yerden kalktım. Bulunduğumuz odanın arkasında kalan kapıya doğru koşmaya başladık. Odadan sesli bir şekilde çıktığımız için, koridordaki yaratıkların dikkatini çekmiştik. Hepsi bize doğru gelirken, vakit kaybetmeden buradan çıkmamız gerektiğinin farkındaydık.
"Irene, sağa doğru!" Adımlarım sert zeminde hızlı bir şekilde ilerliyordu, her adımımda canım yanıyordu. Köşeyi dönülecek yer geldiğinde, düşünmeden sağa doğru döndüm ama orada bulunanların sayısı daha fazlaydı. "Sola!"
Durmadan koridor boyunca koştuk, koridorun sonundaki kapıyı iterek açacaktım ki, kapı haraket etmeyerek bize duvar işlevseliğini gösterdi. "Hay sikeyim!" Tekmemi kapıya savurduğumda yerinden bir santim bile oynamadığını görünce omuzlarım çöktü. Irene çoktan yanıma gelmişti bile, ama sadece gelen o değildi.
Yaratıklar hız kesmeden bize doğru geliyorlardı. Bir çıkmaz sokağın sonundaydık ve ölüm bize bir nefes uzaklığındaydık.
Hayır, böyle ölmek istemiyordum, bu kadar zalimce ölmek istemiyordum. Belki hayattan vazgeçeli çok olmuştu ama kendi sonumu ben yazmalıydım, bu ucubeler değil. Derin bir nefes aldım, aldığım her bir nefes için Tanrı'ya teşekkür ettim. Belki bu zamana kadar ona inanmamıştım ama bana nankör varlık diye hakaret etsin istemezdim.
"Lütfen," diye mırıldandım. "Lütfen, bir yolunu bul ve bizi çıkar." Hareket duyumu kaybedeli çok olmuştu. Haraketsizce dururken bir elin beni arkaya doğru çektiğini hissettim. Aynı zaman diliminde Irene'nin çığlık attığını duymuştum. Gözlerimi sıkıca kapattım ve gelecek olanı bekledim. Sessizlik ortamda hüküm sürerken beklediğim hamle gelmedi. Parçalara ayrılmadım, kimse kolumu çiğnemeye başlamadı. Hiçbir şey hissetmedim.
Kaşlarımı çatarak gözlerimi araladım, beyaz ışık yüzüme vurduğunda gözümü kıstım, birkaç saniye kendime gelmeyi bekledim. İyi olduğumu hissettiğimde doğruldum, etrafa bakındım, hemen önümde diz çökerek bana bakan birisi vardı.
"Sen de kimsin?" Yavaşça ayağa kalktı, ama önümde durmaya devam etti. "Bu soruyu benim sormam gerek." Gözlerimi etrafta usulca gezdirdim. Açılmayan kapını arkasındaydım, dışarıdan gelen iniltileri duyabiliyordum. Gözüm Irene'ye ilişince, istemsizce rahat bir nefes aldım. Etrafımda bana hedeflenen neşterleri görmezden geldim. Burası baya büyük bir yerdi, sanırım kafeterya katındaydık. Dışarısı önümüzü çevrileyen taş bina yüzünden görülmüyordu. Tek aydınlık tavandaki söndü sönecek lambadan sızıyordu.
"Bir soru sordum." dedi önümdeki kişi. Ellerimi dizime yaslayark ayağa kalktım ve bende onun önünde durdum. Boyumun onun yanında bu kadar kısa kalmasına moral bozsam da, bir şey demeden elimi ileri doğru uzattım.
"Valencia Wallace." ardından ekledim "Tanıştığımıza memnun oldum."
🌟
Ayayayayy asıl biz memnun oldukkk.
Herkese merhaba benim küçük yaratıklarım yazdığım bu yeni hikayeye hoş geldiniz.
Bölüm hakkındaki görüşlerinizi yorumlara bekliyorum.
Sonraki bölümde görüşmek üzere!
(Fyador bana kızma çok, bak bunda o kadar çok yazım hatası yapmadım)
⬆️ Diğer yazarımızdan not
Yine düzenlerken öldüğüm bir bölüm daha oldu
Neyse artık, 3. Bölüme başlayayım