Henüz 22 yaşındaydı ölüceğini öğrendiğinde, henüz 28 yaşındaydı son kez uyurken...
Betül Yıldırım dedi doktor, Betül hızlı adımlarla odaya girdi.
BETÜL
Buyrun doktor hanım sizi dinliyorum
DOKTOR
Beş altı yılın kalmış Betül biliyorsun beyninde ki tümör büyümekteydi ve bu durum artışa başlamış. Eğer böyle devam ederse altı belki de 5 yıl sonra...
Betül neye uğradığını şaşırmıştı gözleri iyice doldu,doktorun söylediği tüm sözler beyninde yankılanıyordu tüm bu duydukları kalbine bir hançer gibi saplandı.
Doktor daha lafını bitirmeden Betül ağlamaktan korkarcasına odayı yavaş adımlarla terk etti. Hastanenin koridorlarında yürürken aklı deli saçması sorular ile dolmuştu.
"Bende mi bu hastanenin bir mahkumu olucam?"
"Okulum nolucak?"
"Peki arkadaşlarım,çok acı çekicek miyim?"
Aklı bu sorular ile onu oyun oynarcasına dalga geçerken arabaya vardığını bile fark etmemişti, arabanın kapısını açtı ve koltuğa yerleşti arabayı çalıştırmadan önce dizlerini hafifçe kendine çekti ve bedenini gözyaşları ile beraber serbest bıraktı. Yaklaşık on dakika sonra kendine gelince arabayı çalıştırdığı gibi sahile gitti. Vardığında arabadan indi derin bir nefes aldı,her zaman içini huzur ile dolduran çok sevdiği deniz kokusu bu sefer içine huzur yerine kaygı ve huzursuzluk hissiyatı verdi...
Korkuyordu herşeye rağmen dik durmaya çalışsa da korkuyordu kim korkmazdı ki yaşayacak onca şeyi varken iyisiyle kötüsüyle olan bir hayata gözlerini yummaya? Şimdiye kadar kimseye söylemediği hastalığı şimdi nasıl saklıyabilirdi ki? O an fark etti insan da aynı denizler gibiydi kendilerini uçsuz bucaksız sanıyorlardı ama unutuyorlardı ki her güzel şeyin bir sonu olduğu gibi hayatın da bir sonu vardı.
Şimdiye kadar yaşadığı şeyleri, sevdiği insanların değerini bilmeli insan dedi içinden haklıydı değeri bilinmesi gereken onca kişi varken duygusuz ve kalpsiz birkaç insan için göz yaşı dökerdi ki insan? Göz yaşı dökmek yerine hayatın zevkini çıkarmalıydı her biri keşke bunu tüm insanlığa haykırsam dedi içinden belki son nefeslerinin olduğunu düşündüğü nefesini tekrar derin bir kez içine çekti...
İnsanoğlu acımasızdı sadece bir iyilik mi arındırıcaktı bizi onca günahlarımızdan?
Sadece bir kişinin çok iyisin demesi mi söndürecekti içimizde ki kötülüğü kalbimizde ki acımasızlığı?
Betül'ün kalbi hızla çarparken bir yandan da zihni bu gibi şeylerle dolarak diğer gereksiz şeyleri siliyordu aklından. Aradan hemen hemen beş dakika geçtikten sonra arabaya bindi koltuğa yerleşti aslında her zaman kemerini bağlardı çünkü hayatına önem verirdi ama bu sefer takmadı hayatını hiçe saydı ve kendini zamanın akışına bıraktı
Arabanın kaputundan kulaklığını çıkardı telefonuna taktı ve klasik yabancı bir şarkı açtı. Evi sahile yaklaşık yarım saat mesafedeydi ama Betül'ün kafası o kadar dağınık o kadar boştu ki yarım saat sanki
beş dakika oluvermişti.
O sıralar Betül başarısı ve güzelliği ile okulda popüler bir öğrenciydi Edebiyat bölümünde öğretmenlerin gözde öğrencilerinden sayılabilirdi.Bu durumun ona kattığı birçok iyi yanı olsa da kötü getirileri de olmuştu, başarılı olmak isteyip asla olamayan ve doğru bir tabir olucaksa onun yerinde olmak isteyen birçok kız vardı,bunlardan biri de Jülide ve arkadaşları Aybüke ile Ece'ydi aslında bunun Betül'ün popülerliği dışında bir nedeni daha vardı;
Uzun bir süre önce Betül ,Jülide ve arkadaşlarının grubundaydı fakat Jülide kendini çok beğenmiş bir kişilikti ve Betül ile beraber Aybüke ve Ece'ye de çok üstten bakan bir tarzı vardı. Herkes onunla ilgilensin istiyor, herkesden üstün bir güzelliği olduğunu öne sürüyordu bu yüzden Betül Jülide ile konuşma kararı almıştı bir gün okul çıkış bir kafeye geçtiler ve Betül hemen konuya girdi
"Yanlış anlama Jülide ama seninle bu konuyu konuşmam gerekiyordu ben senin ile uzun zamandır arkadaşım ama sen kendini bizden,benden ya da çoğu kişiden üstün görüyorsun ben bu durumdan rahatsızlık duyuyorum lütfen bu durumu düzeltelim seninle küsmek istemiyorum yanlış anlama..."
Jülide bu sözleri kendine yedirememişti, Betül sanki onu uyramak yerine onu tehdit eder gibi gelmişti ama aslında öyle birşey yoktu sadece Jülide biraz hatta fazlasıyla alıngan, takıntılı ve kendini beğenmiş biriydi.
Uzun bir süre ikiside konuşmadı sadece birbirlerine ve etrafa boş boş bakmakla yetindiler,bu sürenin ardından söze Betül girdi
BETÜL
"Birşey demiyecek misin Jülide?"
JÜLİDE
"Konuşmuyorum çünkü konuşursam kalbine kırıcam ve seni yerden yere çarpmamak için kendimi zor tutuyorum bu yüzden KES SESİNİ BETÜL! sen kendini ne sanıyorsun ha, söylesene hangi cüretle bana bunları dersin söylesene?
BETÜL
"Asıl sen kendini ne sanıyorsun da benimle böyle konuşma hakkını buluyorsun? Şu an seni rezil etmeyip yerden yere çarpıyorsam bu sinirli olduğun ve empati yeteneğimin iyi olmasından kaynaklı yoksa korktuğumu falan sanma ben kimseden korkmam!"
Jülide hiç birşey demeden sadece aşağılayıcı bir gülümseme ile kafeyi terk etti.
Ertesi gün okul Betül için oldukça yorucu geçmişti. Son dersi biter bitmez okuldan çıktı ve evin yoluna koyuldu.
Betül'ün evinin yolunda çokta fazla insan bulunmazdı boş bir sokaktı ama Betül bunu pekte umursamazdı altı yaşından 19 yaşına kadar karate ve boks eğitimi almıştı ki bunlar olmasa bile kendini koruyabilecek bir kişiydi ama bu sefer öyle olmamıştı...
Okul çıkışı tamda Betül'ün yolunun üzeri olan ıssız sokakta Jülide, Aybüke ve Ece bir anda Betül'ün karşısına çıktı Betül ilk başta takmadı sadece selam verip yoluna devam etti ama Jülide ve arkadaşlarının istediği bu değildi.
ECE
"Baksana küçük hanım nereye böyle? Biricik arkadaşlarına selam vermiyecek misin?"
AYBÜKE
"Ece haklı Betül hanımlar bizi evine davet etmezler mi?"
BETÜL
"Selam kızlar aslında selam vermiştim ama sanırım sesimi duyamıyacak kadar kafanız dağınık veya sağırsınız. Sizce hangisi?"
JÜLİDE
"Sen aklın sıra bize laf mı çaktırıyorsun?"
BETÜL
"Bakın sizinle tartışmak istemiyorum şimdi burdan defolup gidin!"
JÜLİDE
"Şimdi kızlar"
Jülide'nin bu lafından sonra üçü aynı andan Betül'ün üstüne doğru yürüdüler Betül ilk başlarda kendini savunmaya çalışsa da okulun ve hastalığının üstünde oluşturduğu yorungunluk onu bendenini serbest bırakmaya zorladı...
Yavaş yavaş yere yığıldı üstüne gelen tekmeler çekiştirmeler tırnak izleri... Hepsi sayısız derecede acı vericiydi.
Birde bunlar yetmezmiş gibi hem dövüyor hemde küfürler argo sözler savuruyorlardı böylelikle tam 15 dakika geçmişti daha sonra kızlar koşarak uzaklaştılar, Betül ise yerde yığılı ve yarı baygın şekilde uzanıyordu.
Betül yerde yatarken tam o sırada Ufuk oradan geçiyordu yerde arkası dönük bir kadını görünce hemen yanına gitti. Kadının yüzüne görünce ise şaşkınlık geçirdi
...
"Betül n'oldu sana napıyorsun burda?"